Bir kız anlam gibi

Kız arkadaşınız aktif olarak araba kullanıyor ya da kullanmıyor olsun fark etmez bu etkinliğe bayılacaktır. Tamamen güvenli bir alanda içinden geldiği gibi sürebilecek, sağa sola çarpsa dahi kimsenin zarar görmeyeceği son derece güzel bir deneyim olacaktır. Eğer yeni bir bebeğiniz olacak ve bebeğin kız mı erkek mi olduğu belli oldu ise, bebeğiniz için güzel bir çocuk ismi arıyorsanız hemen altta yer alan en güzel bebek isimleri arasından seçiminizi yapabilirsiniz. Bunlar olabildiğince çocuklara az konulmuş (az kullanılan) isimler arasından seçilmiştir. Bu sayfa rüyada Kız çocuğu görmek ile ilgili rüya tabirlerini içerir. Kız çocuğu ile ilgili rüya gördüyseniz aşağıda tabirini öğrenebilirsiniz. Bunun dışında dini rüya tabirini de okuyabilir ve ne anlam taşıdığını öğrenebilirsiniz. Rüyanızdaki Kız çocuğu dışındaki diğer nesnelerin de anlamına bakınız. Kız çocuğu Rüya TabiriRüyada Kız çocuğu ... Siz de kız bebeği sahibi olacaksanız ve bebeğinize hem güzel hem de farklı bir isim arayışı içindeyseniz doğru yerdesiniz. Size fikir verebilmek adına en güzel kız bebek isimlerini ... Kız istemek yani özetle yuva kurmak ile aslında dini bir kurum ortaya çıkarıyoruz. Dini nikah kıyılmadan 30 saniye önce dinen birbirine yabancı ve haram olan erkek ve kadının nikah ile birlikte birbirine helal olması zaten bu işin tamamen din ile alakalı bir konu olduğunu gösterir.Tabii ki müslümanlığı kabul etmiş kişiler için.Ondan dolayı kız istemede her şeyin ... Parkta 5-6 yaşlarında oyun kurmuş çocukları sessiz sedasız izliyordum. Hayallerindeki dünyaya göre bir oraya bir buraya koşturuyorlardı. Oyunun içinde her şey vardı; bebekler, market arabaları, okul vb. Biraz sonra sabrı taşmış gibi hızlı adımlarla gelen aynı yaşlardaki erkek çocuğu, yakın arkadaşını kolundan tuttuğu gibi çekip “bırak artık kız oyunlarını ... Bir kızla canlı sohbet başlatmak anlamı - Find single woman in the US with mutual relations. Looking for romance in all the wrong places? Now, try the right place. Rich man looking for older man & younger woman. I'm laid back and get along with everyone. Looking for an old soul like myself. I'm a woman. My interests include staying up late and taking naps. kız kardeşimin düğününden epey bir süre sonra kardeşim bizim eve geldi sürpriz ama ne güzel sürpriz sevinçten ayaklarım yerden kesilmişti onu görür görmez ona sarıldım yanağını boynunu hatta dudağını bile sevinçten öptüm ama içimde hiç kötü niyet yoktu.. eşimde baba evine gitmişti evde sadece ikimiz vardık abe yenge nerede dedi bende babasında dedim iyi dedi

Arzulardan arın. Esrarengizi gör. Arzulara bürün. Arzu uyandıranı gör.

2020.09.13 21:39 karanotlar Arzulardan arın. Esrarengizi gör. Arzulara bürün. Arzu uyandıranı gör.

_Kalpteki incelik ise sevgi yaratır. Sözlerdeki incelik güven yaratır. Düşüncedeki incelik derinlik yaratır. Bunlara sahip olan insan ise her zaman kendini aratır. _Bir ülkede saraylar ne kadar çoksa, halk o ölçüde fakirleşmiştir. Saraydaki lüks ve pahalı şeyler ne kadar fazlaysa, tahıl ambarları o kadar boşalmıştır. Başkalarının yoksullaşması üzerine kurulmuş olan bu gösteriş, Haydutların yağmadan sonraki böbürlenmelerinden başka bi şey değil. Buna hırsızların cakası denir. Yol, bu değildir. Budur işte sahte YOL. _Halk açsa Bu üsttekilerin fazla vergi yemelerindendir. Halkı yönetmek güçse bu üsttekilerin her işe karışmasındandır. _Tasalanma sebebim bir bedenimin olmasıdır, Bedenim olmasaydı tasalanacak neyim kalırdı?" _İnsan ne kadar çok bilirse hükmedilmesi o kadar zor olur. Bu nedenledir ki eğiterek hükmetmek isyan getirir, cahil bırakarak hükmetmek mutluluk. _Sadece kendiniz olmak ile mutlu olduğunuzda ve kendinizi kimseyle kıyaslayıp, yarışmadığınızda, herkes size saygı duyacaktır _Kutlu kişinin kendi kalbi yoktur. Yetmiş iki milletin kalbidir onun kalbi. O kendi çocukları gibi bakar hepsine. İyilere iyiyim Kötülere de iyiyim. Çünkü iyiliktir ERDEM. Dost olana dostum Dost olmayana da dostum. Çünkü dostluktur ERDEM. Kutlu kişi sükûnet içinde yaşar. Geniş kalbi dünyaya açık. _Kutlu kişi isteksizliği ister. Değerliye değer vermez. _Mutsuzsanız geçmişte. Endişeliyseniz gelecekte. Huzurluysanız şu an da yaşıyorsunuz. _Brahman rahibi: “Komşunun tanrısını kendi tanrından çok sev!” _Görmek istemeyenden daha kör kimse yoktur. _Zorlanan bir şey, eninde sonunda eski durumuna geri dönecektir. _Başkalarını anlamak olgunluk, kendi kendini anlamak ise daha üstün bir olgunluktur. _Kayıp bazen kazançtan daha fazla yarar sağlayabilir. _Su gibi olmalısın. Kırılmamak için bükül. Düz olmak için eğril. Dolmak için boşal. Parçalan ki yenilen. _Bir insan, doğduğunda yumuşak ve güçsüzdür; öldüğünde, sert ve bükülmez. Bitkiler canlıyken yumuşak ve esnektir; öldüklerinde sert ve kuru. Bu yüzden sertlik ve bükülmezlik, ölümün yoldaşlarıdır, yumuşaklık ve narinlik hayatın yoldaşları. Yumuşaklık sertliğe, dirençsizlik kuvvete karşı zafer kazanır. Biçim alabilen şeyler sert olan şeylerden üstündür. _Zekice olmayan bir davranışa dahi zekice karşılık ver. _Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi? Sessizliği bozacak kadar değerli mi? _Küçük kafalar kişileri, büyük kafalar fikirleri konuşur. _Bilge kişi kendi kişiliğini en sona koyar ama yine de en öndedir _En büyük iyilik su gibidir: sudaki iyi herkese yarar. Su bu iyiliği umursamadan yapar. _Kazanmak yada kaybetmek, hangisi daha iyidir? En iyi lider insanların ancak varlığından haberdar olduğu liderdir. _Tao Karıncayla imparator arasında fark gözetmez. Rahmetini iyiden de kötüden de esirgemez. _Dünya olduğu gibi olağanüstü güzel. _İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte. _Doğal olan güzeldir. İnsan içinden öyle geldiği için iyilik yapmalıdır, ödül beklediği için ya da cezadan korktuğu için değil. İçten gelmeden yapılan şeyler de uyum getirmez.
_Tao soyuttur. Ne yükselirken parlaktır ne de batarken karanlık. Tarif edilemez ve anlayışımızın ötesindedir. Başlangıcı ve sonu yoktur._Onu adlandırdık mı, onun sonsuzluğunu yitiririz. Çünkü her söylenen söz, her verilen ad şeyleri “Kendisi olamayandan” ayırır. _Su, TAO’nun simgesidir. O, yumuşak ve uysal, ama taşı yenecek kadar güçlüdür. En ince aralıklara bile sızar. Karşılık beklemeden çevresine hizmet eder. Her zaman en altta, insanların hor gördüğü yerlerde kalır. Bu yüzden de toplayıcı, birleştirici olur. Her yerde çevresiyle uyum sağlar. İçinde bulunduğu kaba uyar. Yine de hiç bir zaman kendi doğasını yitirmez... _Tao, her şeyin kaynağı olan “HİÇLİK”tir. HİÇ iken Bir oluruz. Bir’ken İki oluruz. İki iken Üç oluruz. Üç’ten bin bir tür oluruz. Hiçlik, karşıtlıklar dünyasının kaynağıdır. Birinin içinde ötekinden, erkekte kadından, kadında erkekten, ışıkta gölgeden, toprakta güneşten bir şey vardır her zaman. Her şey karşıtıyla vardır. (Ying Yang.) Tao içerdiği yol olma niteliğinin yanı sıra rehber olmasıyla, aslında aynı anda yapan ve yapılmakta olan gibi iki kavramı içinde barındırır: Hem yönetmen hem aktör, hem besteci hem melodi, hem seyrüsefer cihazı hem seyrin ta kendisi. Üstün insana Yol'dan söz etsen, gayretle işe sarılır. Nasipsize söylesen vay haline, kahkahaya güler. Gülmeseydi, yol, yol olmazdı. İnsanlar yeryüzünü izler, yeryüzü gökleri, gökler Yol'u izler. Yol ise olanı. _ Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar Göğün-yerin işaretlerinde. Ben bilgelik ararım Zaman ve dünyanın işaretlerinde. _ Kimileri mucizeleri kutsal sayar. Ben mucize olmayanı kutsal sayarım… _Uyanmış insan işlenmemiş cevheri görür. _Bilge, gece içinde bir okyanus gibi, durgun ve sessizdir ama bir kış rüzgarı kadar yakıcıdır. Bilge kişi bulutlar gibi sürüklenir, belli bir yeri olmadan. yeni doğmuş bir bebek gibi kendini ifade etmeye çalışmaz. Bilge kişi bilir ki kişi yenilerek yenebilir ve yenerek yenilebilir. Bilge kişi kendine önem vermez, ama başkalarının ihtiyaçlarını duyumsar o alçakgönüllü ve utangaçtır, böylelikle diğerlerinin kafasını karıştırır.çocuk gibi görünür ve dinlenir. Bilge kişi kafasında yenmeyi kurmaz ki yenilsin, bir şeye sarılmaz ki yitirsin. bilgenin yolu kurnazlığa kaçmadan çalışmaktır. _Büyük iyilik su gibidir. Doğal olarak akar. Reddeden insana bile faydası olur. Tao gibidir. Bilge kişi de su gibi yaşar, arzusuz ve alçakgönüllü, entelektüel düşünceli, sevecen, adildir. Bilge kişi sessizce çalışır. Ne övgü ne de şöhret aramaz. Uyuyan bir bebek gibi nefes alır ve uyumu gözetir. _Tao yaratır ama saygınlık istemez ve yol gösterir ama karışmaz. Tao seyahat etmeden de bilinip gözlenebilir; ondandır bilge kişinin bakmadan her şeyi görmesi. Her nesne tao nazarında birer küçük evrendir; dünya kainatın küçük evreni, ulus dünyanın küçük evreni, köy ulusun küçük evreni; aile köyün küçük evreni, ve bedeni kişinin ailesinin küçük evrenidir; tek bir hücresinden galaksiye kadar…
Karar aklın durması halidir; karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar; çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz. _Kalite bir erdemdir! O kendini; mekandaki yaşantıda, düşüncedeki derinlikte, sevgideki cömertlikte, İfadelerdeki gerçeklikte İdaredeki düzende eylemdeki etkide doğru zamandaki doğru harekette gösterir. _Kendini bilen bilge. Başkasını bilen bilgilidir. Kendini yenen kudretli. Başkasını yenen kuvvetli Halinden memnun olan zengindir. Nefsini yenen iradeli. Yerini korumayı bilen kalıcıdır, Ölüp de yok olmayan ölümsüz. _Edimsizliğin her şeyden el etek çekmek, eylemsizlik demek değil, tutkulu, hırslı eylemlerden, doğadaki dengeye ters eylemlerden uzak durmak demek. İçine kapalılık demek değil, ukalalık, gevezelik etmemek, çevresine yaşamı ve tutumu ile örnek olarak yol göstermek demek. _Kutlu kişinin bu sınırsız iyiliği karşısında herkesin ağzı açık kalır. _Hep hiçlikte kalanlar görür onun özünü. hep varlıkta kalanlar görür onun yüzünü...” _Edimsizlik, yaşamın akışına aykırı olan eylemlere girişmemektir. _Ezecekler mi birini. Büyütürler onu alabildiğine. Zayıf mı düşürecekler birini. Güçlendirirler onu alabildiğine. Yok edeceklerse birini. Geliştirirler onu alabildiğine. Alacaklar mı elindekini onun. Ona verirler önce bol bol. Budur görmek görünmezi. Yumuşak yener serti. Zayıf yener güçlüyü. Çıkarma balığı derinden. Sırdır düzen. Ele verme sırrını. _Eskinin yetkin ustaları Özlü ve gizemliydiler. Derindiler erişilip bilinmez. Kışın bir ırmağı geçer gibi Çekingen, Komşuların gözü altında gibi Dikkatli, Konuklar gibi sakıngan, Eriyen buz gibi geçici, İşlenmemiş balçık gibi şekilsiz, Vadi gibi geniş. Sis gibi bulanık… _YOL'u yitirmeyen doygunluğu aramaz. Doygunluğu aramayan kalır dolmadan. Hep açık yeni yetkinliğe. _Fazla söz boşa zahmet. İyisi mi içindekini tut içinde. _Su gibidir yüce iyilik. İyidir ki su Binbir türe yarar verir dayatmasız. İnsanların hor gördüğü yerlerde. _En yüce hakanların varlığını Bilmezdi halk. Ne sakıngandı değerli sözleri. İşlerini görürlerdi onlar ve yoluna girerdi. Sonrakiler sayıldı ve sevildi Sonrakilerden korkuldu _Ahlak yok olduğunda doğru davranış biter ve çıkarcılık ortaya çıkar. Çıkarcılık; düzensizliğin başlangıcıdır. _Beş renk gözü kör eder, beş sesse, kulağı sağır. Beş çeşni, tat alma duyusunu köreltir. Fazla düşünmek zihni zayıf düşürür, arzular ise kalbi öldürür. Denge ve ihtiyaç önemlidir. _Bir şeyi daraltmak istiyorsan, Önce onu genişletmelisin. Bir şeyi zayıflatmak istiyorsan, Önce onu güçlendirmelisin. Bir şeyden ayrılmak istiyorsan, Önce onunla birleşmelisin. Bir şeyi almak istiyorsan, Önce onu vermelisin. Buna “ ince kavrayış” denir. _Lao Tse ise toplumdaki çürümenin ahlak dersi verme ve politik önlemler almayla giderilemeyecek kadar derin olduğunu düşünüyordu. Tersine, tüm töreler, kurallar, ahlak, politik girişimler kötülüklerin asıl kaynaklarıydı, insanların doğallıklarına dönmeleri, her türlü tutku ve bencillikten kurtulmaları, toplumsal norm ve değerlerden vazgeçmeleri gerekiyordu. _Derler ki, tüccarın iyisi malını öyle saklarmış ki, onu gören yoksul sanırmış. Arif ve ERDEM’li kişi de odur ki, gören budala sanır, iyisi mi, Siz vazgeçin şu gururlu, hırslı, kibirli halinizden, bırakın şu yakışıksız çabalarınızı “Emirlerle yönetip cezalarla düzenlersen halk yılgın ve utanmaz olur. ERDEM’le yönetir ahlakla düzenlersen halk utanmayı öğrenir ve iyiye yönelir.” Ama gerek “ahlak”, gerekse “yönetme” ve “düzenleme” çabalarının kendisi huzursuzluğun asıl kaynağı Lao Tse’ya göre! _ Asıl tehlikenin büyüğü, asıl sakınılması gereken şey “hortlaklardan” da önce, insanlığa hizmet etme aşkıyla hortlaklara savaş açan kutlu kişiden gelebilecek zarar. _Günümüz yönetimlerinin “tüketim olanakları verip halkı pasifleştirmek” ve “basit halkı bilgisiz bırakmak; aydınların ise gözünü yıldırıp eyleme girişme cesaretini kırmak” türü yöntemlerini kaçınılmazlıkla anımsatıyor bunlar! _Doğru yaşamayı bilen Geçsin ülkeyi bir uçtan bir uca. Rastlamaz tek gergedana kaplana. Geçsin bir ordunun içinden. Ne zırh yarar ne kılıç. Gergedan bulamaz boynuz saplayacak yer. Kaplan bulamaz tırnak geçirecek yer. Kılıç bulamaz keskinliğini gömecek yer. Neden? Çünkü ölümlü yanı yoktur onun. _Yücelerden bilge YOL’u duyunca. İzler onu uyumla. Alçakçalardan bilge YOL’u duyunca Güler ağız dolusu Ve gülmezse bil ki Doğru YOL değildir o. _Bütün keskinlikleri körelt, Bütün düğümleri çöz, Her şeyi birbirine kat. Sır olan Ayniyet, işte buradadır. Sen, ona yaklaşamazsın, Onsuz da yapamazsın. Ona bir hayrın olmaz, Zararın da olmaz. Ona şeref veremezsin, Onu aşağılayamazsın da. Dünyada hiçbir şey onun kadar asil olamaz. _Nesnelere ve kavramlara verdiğimiz anlamlar arzuları ve amaçları doğururlar. İyi ve kötü, alçak ve yüksek, aydınlık ve karanlık gibi. Bu anlamlardan kopmamız arzu ve amaçlarımızdan ayrılmamız sonucu eylemsizliğe varırız. Eylemsizlik bir kere kavrandığında uyumlu yaşama geçiş kapısı açılır. Geçmişin pişmanlıkları ve gelecek kaygısı ve planları gibi gerçek yaşamdan koparan etkiler aynı zamanda insan yaşamında bir tür dengesizlik hali yaratır. Uyumlu yaşam ve doğal akış insanın içinde bulunduğu an ile bütünleşerek yaşamasını sağlar. Bu uyuma yolu izlemek denir. Yol anlamına gelen tao kelimesiyle kastedilen budur. _Kimileri mucizeleri kutsal sayar ben mucize olmayanları kutsal sayarım. Çılgınlar tanrısal vahiy ararlar. Ben bilgelik ararım. _Olgunlaşır varlıklar. Sonra dönerler kaynaklarına. Kaynağa dönmek huzur demek. Huzur amaca varmak demek. Amaca varmak sonsuzluk demek. Sonsuzluğu kavramak aydınlık demek. Sonsuzluk kavranmadı mı Uyumsuzluk gelir. Sonsuzluğu kavrayan hoşgörülüdür. Hoşgörülü demek adil. Adil demek egemen. Egemen demek kutsal. Kutsal demek YOL'da YOL'da demek kalıcı… _Kutlu kişi örnek olur dünyaya. Çevresine ışık saçmaz ve aydınlanır. Kendisine değer vermez ve yüceltilir. Kendini övmez ve yarar verir. Kendini öne koymaz ve kalıcılaşır. Çünkü savaşmayanla Kim savaşabilir dünyada _Biliyorsam biraz doğru YOL’da yaşamı. Tek korkum yolu yitirenlerdendir. Sapanlardan dar sokaklara doğru. YOL dururken _Sağlam kök salan sökülmez. Sıkı tuttuğun çalınmaz. _ERDEM’le dolu kişi Benzer yeni doğmuş bebeğe. Yılan çıyan sokmaz Vahşi hayvan saldırmaz Alıcı kuş paralamaz İncedir kemikleri kasları yumuşaktır ama Yine de sımsıkı yapışır tuttuğuna Erkek dişi nedir bilmez ama Yine de kalkar pipisi Çünkü dopdoludur hayat tohumuyla _Keskinliğini körelt. Karmaşalarını çöz. Parlaklığını sönükleştir. Tozuna karış dünyanın. Budur gizli Bir’e varmak. Buna erişeni Ne sevgi yaralar ne soğukluk Ne kazanç yaralar ne kayıp Ne saygınlık yaralar ne utanç Ki en saygın olur göğün altında _Baştaki sakin ve edimsizse Halk dürüst ve temiz olur Baştaki zeki ve kurnazsa Halk hilekâr ve güvenilmez olur _Büyük ülkeyi yönetmek Küçük bir balık kızartmaya benzer. _Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. _Ayaksız yürümek. Kolsuz dövüşmek. Saldırısız yenmek. Silahsız durdurmak. En büyük talihsizliktir küçümsemek düşmanı. Küçümseyen korkarım yitirir hazinesini. _Bilmediğini bilmek büyüklüktür. Bildiğini bilmemek eksiklik. _Emretmeden yönetebiliyorsanız lidersiniz. Lider ol, ancak efendi olma. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. _Kendi aczinden onur duymaya kuvvet denir. _Henüz gülümsemeyi öğrenmiş bir bebek gibi. durgun ve ifadesizim, _Eğer ki halkın korktuğu biriysen, Sen de halktan kork _Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez _Üç hazinem var: Sadelik, sabır ve merhamet. _Bahar gelir ve çimenler kendiliğinden yeşerir. _Diğer insanların hakkınızda ne düşündüğünü kafanıza takarsanız,daima onların kölesi olursunuz. _Dostlarını kendine yakın tut, düşmanlarını daha da yakın. _Düşüncelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin. _Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. _Gerçek bilge aydınlanmanın amaç değil, anlam olduğunu anlar. _Eğer pes edebilirsen güçlüsündür. Kötülüğe iyilikle karşılık ver. _Bir aile iç ahengini yitirdiği zaman “hayırlı oğullar”dan söz ederiz. Bir devlet kargaşaya sürüklendiği zaman sadık devlet adamları”ndan _Dünyadaki herkes güzeli güzel olarak bilir Ve çirkinlik de bu yüzden vardır. İşte böylece, Varlık ve yokluk birbirini doğurur, Zor ve kolay birbirini tamamlar, Uzun ve kısa birbirini şekillendirir, Yukarı ve aşağı birbirini doldurur, Sesler ve tonlar birbiriyle uyuşur, Önce ve sonra birbirini izler. _İnsanların onay vermesini önemserseniz, onların mahkûmu olursunuz. _Düşlerini neyle suladığına dikkat et. Düşlerini endişe ve korkuyla sularsan, yaşamını boğan yabani otlar biçersin. Düşlerini iyimserlikle, çözümlerle sularsan, başarı biçersin. _Kalbinizde yeşil bir ağaç bulundurun, belki şakıyan kuşlar gelir. _ Erdeme haiz olanlar kusur aramaz. Kusur arayanlar erdeme haiz değildir _ Orada oturup sessizce tefekküre dalarak Zihnini temizleyebileceğini mi sanıyorsun? Bu, zihnini yalnızca daraltır, temizlemez. Tam uyanıklık akışkandır ve uyumludur; Her zaman ve mekanda vardır. Gerçek tefekkür işte budur. Dünyadan uzak durarak kim saflığa ve basitliğe erişebilir. Tao temiz ve basittir Ve dünyadan uzak durmaz. Neden basit şekilde ana-babanızı onurlandırmıyor, çocuklarınızı sevmiyor, kardeşlerinize yardım etmiyor ve en yüce doğruyu anlamak yerine, elinizde sıradan yöntemler bulunduruyorsunuz? Bu, gerçek saflık, gerçek basitlik ve gerçek ustalık olacaktır. _Bilmek ama yine de bilmediğini düşünmek en büyük hünerdir. Bilmemek ama bildiğini düşünmek ise hastalıktır _Zeka, bilgelik demek değildir. _Bir ağacın güzelliği hiçbir zaman kelimelerle ifade edilemez; bunu anlayabilmek için onu kendi gözlerinle görmelisin. Dil, bir şarkının melodisini yakalayamaz; onu anlayabilmek için kendi kulağınla işitmelisin. _Ermiş kişi yönetirken: Kalplerin boşalmasını ama karınların doymasını sağlar. İstekleri zayıflatır, ama kemikleri kuvvetlendirir. İnsanları daima alimlikten ve arzudan yoksun bırakır ve alimler bir eyleme geçmeye cüret edemez. Yaptıkları bundan ibarettir ve işte böylelikle düzensiz bir şey kalmaz. _Büyük işler başarıp şeref kazandıktan sonra bir yana çekilmesini bilmeli. _Büyük bir milleti yönetmek küçük bir balık pişirmek gibidir; fazla kurcalarsanız mahvedersiniz. _Sonsuz Tao, ne anlatılabilir olan, ne de ad verilebilir olandır. Her şeyin durmaksızın dönüştüğü ileri sürülerek, ona ad vermekle.. _Taoist cinsel uygulamalar - Özlerin Birleşmesi. Uzun yaşama ve ölümsüzlüğe ulaşmasının yöntemlerinden biri genç yaştaki bakirelerle cinsel ilişki kurmaktır. Tavsiye edilen 14 - 16 yaş aras..Chang Taoist cinselliğin yaşlı erkek - genç kız ilişkilerinde hayata geçirilebileceğini belirtirken, genç erkeklerin ise gençler yerine yaşlı kadınlarla ilişki kurmasının daha avantajlı olduğunu ileri sürmektedir _Konfüçyüs bir gün suyun içinde çırpınan adamı kurtardıktan sonra. coşkun suların içinde sağ kalmayı nasıl başardığını sormuş. 'Çok kolay!' demiş adam. 'Akıntı beni aşağı çektiği zaman daldım, yukarı ittiği zaman da su yüzüne çıktım.'" sertliğe karşı yumuşaklığın, tutkuya karşı tutkusuzluğunu, hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörünün, erkeğe karşı kadının yanını tutan bir öğreti bu. _ Hiçliğe dönendir Biçimlenmemiş biçim Aslı olmayan resim Karanlıktır kaostur _Ah daha ne kadar sürer yalnızlık. Herkes sevinç saçıyor. Bayrama gider gibi. Bir ben çekingen. Gülmeyi öğrenmemiş bebek gibiyim. Huzursuz savrulurum. Yersiz yurtsuz gibiyim. Herkes bolluk içinde. Ben unutulmuş gibiyim. Mağara gibi yüreğim. Uyumsuz ve karanlık Dünya insanları ışıl ışıl ah Bir ben bulanık su gibiyim. Dünya insanları kurnaz mı kurnaz. Bir ben kapalı kutu gibiyim. Huzursuzum ah deniz gibi. Dur durak bilmeyen girdap gibiyim. Herkesin hedefi var Bir ben aylak dilenci gibiyim Bir ben başkayım herkesten Ama değerlidir anadan alınan besin. __YOL’da bir oldun mu onlarla YOL’da olanlar da Hoşnut olur bundan. Yoklukta bir oldun mu onlarla. Yoklukta olanlar da Hoşnut olur bundan. Güven bulamaz güven göstermeyen. _Ayak parmakları üstüne kalkan sağlam durmaz. Dizlerini kırmadan yürüyen ilerlemez. Çevresine ışık saçan aydınlanmaz Kendine değer veren yüceltilmez Kendini öven yarar vermez. Böyle kişi yemek artığı yara irini gibidir YOL’a _Yüceliğini bilip alçaklığını yitirmeyen Olur göğün altında vadisi yerin _YOL doğurur. ERDEM besler, Büyütür, bakar, Geliştirir, tutar, Örter ve korur. _Yeryüzünün kaynağı var ki anası yeryüzünün. Her kim anaya bakarsa Yaşamı boyunca korkmasın bir şeyden Sonsuzluğu kucaklamaktır bunun adı _Ülkenin günahını kim alırsa üstüne. Başta gider tohum kurban töreninde. Ülkenin acılarını kim alırsa. üstüne Hakanı olur yeryüzünün _ERDEM’li kişi ERDEM’i bilmez Ondan ERDEM’lidir o. ERDEM’siz kişi Çabalar ERDEM’i Yitirmemeğe. Ondan ERDEM’sizdir o. ERDEM’de olan amaçsız. ERDEM’siz olan amaçlı.YOL’u yitirince ERDEM. ERDEM’i yitirince aşk. Aşkı yitirince adalet. Adaleti yitirince ahlak. Sadakat ve güven kıtlığıdır ahlak. Ve başıdır huzursuzluğun _Her şey Ya çoğalır azaldıkça Ya azalır çoğaldıkça _En büyük yetkinlik eksik görünür Ve sonsuz olur etkisi En büyük doğruluk eğri görünür En büyük yetenek aciz görünür En büyük belagat dilsiz görünür Soğuğu hareket yener sıcağı sükûnet Saflık ve sükûnet Bu ikisi ölçütüdür dünyanın _Ölümden korkmaz olursa insanlar Nasıl korkutursun ölüm korkusuyla? Ölümün sahibinin yerine öldürmek Marangoz yerine keseri ele almak demek. _Yaptığını kendi yaşamı için yapmayan Daha bilgedir yaşama değer verenden _TAO’nun özünü kavramanın yolu, hep hiçlikte kalmak, tutku ve isteklerden arınmaktır, TAO’nun özüne varacağım diye tutkularından kurtulmak için çabalayıp duran kişinin bu halinin de tutku dolu olduğunu hatırlatıyor _“Fincanı iki elinle tutarken, aynı anda dolduramazsın. _Hiç ile kaynak aynıdırlar. Yalnızca biz farklı adlar vermişiz. Maddesel ve tinsel her şeyin kaynağı olan TAO… _Toplum kuralları gerçekte toplumsal hastalıkların asıl kaynağı olduğunu gösteriyor. Devlet yönetiminin filozofların işi olduğu inancındadır. Basit halk, yüreğini huzursuz kılmaktan başka bir işe yaramayacak, ona ancak mutsuzluk getirecek olan tüm bilgiden uzak tutulmalıdır. Tutkularını aşmış, bilge kişi içinse durum başkadır: _Karın, Karanlık, gizli, sırlı hakikatin simgesidir._ __ İyilik bilmez gökyüzü. En büyük iyiliği de budur işte .“Sevgi, iyilik, insaniyet, bağlılık”…Taoculuk bu tür sevgiyi reddeder: Böylesi sevgi, kimilerini başkalarına karşı kayırmak demektir. Oysa TAO’nun, doğanın, dünyanın iyiliği, tarafsızlığında, kimseyi sevmeyip, kimseyi kayırmamasındadır. . _Taoculuk’ta ne geçmiş ne gelecek, yalnızca şimdiki yaşam vardır. _Zhuang Zi, Ölümün eşsiz bir “mutluluk” olduğunu savunur. _Yaradılış, doğa ananın koynunda sürekli olarak yeniden gerçekleşir…. _Vadi hiçliği simgeliyor. Her iki yönden de “vadi ruhu” TAO’yu çağrıştırıyor: ana rahmi” anlamına geliyor. “Karanlık dişinin kapısı” da, hem bin bir türün doğuşunun tablosunu çiziyor, hem de “sırlar sırrı” olan “tüm mucizenin kapısı”nı çağrıştırıyor. _Ying aydınlık, Yang gizemli karanlık ve ikisini birleştirem yaşam soluğu uyum… _Kong Zi yani Konfüçyüs “Başkalarının bana yapmasını istemediğimi ben de onlara yapmamalıyım” der… “ _Taoculuk’ta daha çok vurgulanan, bütünün parçalardan fazla bir şey olduğu olgusudur... Kitab-ı Mukaddes’te Tanrı, Peygamber Yeşaya’ya “Bilgelerin bilgeliğine son vereceğim, yok edeceğim usluların usunu!” diye seslenir. Yeni Ahit’te de Aziz Pavlus “Nerede zeki insanlar, nerede okumuş kişiler? Tanrı bu dünyanın bilgeliğini deliliğe çevirmedi mi?” diye alaya alır yetenekleri ve bilgeliğiyle övünenleri…Tao ise insanı kendi doğasıyla yüz yüze bırakıyor. _Halkın günahlarını, ülkenin acılarını üstüne alan dünyaya hükümdar olur _Kong Zi, Lao Tse’yı ziyaret ederek onun bilgisine başvurur. Lao Tse onun gururlu ve girişimci tutumunu eleştirir. Kong Zi sarsılmış ve Ustaya derin şekilde hayran kalmış bir halde öğrencilerinin yanına döner. Kong Zi öğrencilerine dedi ki: Kuşları bilirim, uçarlar. Balıkları bilirim, yüzerler. Hayvanları bilirim, koşarlar. Koşanı tuzağın ağı yakalar. Yüzeni oltanın iğnesi tutar. Uçana avcının oku erişir. Ama ya ejderhalar? Ya onlar nasıl yükselir rüzgârların bulutların üstüne de göğe ulaşırlar, bunu bilemem. Lao Tse’yi gördüm bu gün. Düşündüm: Acaba o da ejderha gibi mi?Lao Tse’nin bir “ejderha” gibi olduğunu anlatır. _Toplumsal değerleri ve yöneticilerin otoritesini insanlığın tüm acılarının kaynağı saydığı. _ Kong Zi eski gelenekleri öğrenmek için Lao Tse’ye geldi. Lao Tse ona dedi ki: Sizin sorduklarınız ancak kemikleri bile çoktan çürümüş insanların sorunları. Onlardan bugüne kalan yalnızca sözcüklerdir. Arif kişi zamanını bilir, arabası gelince biner, gelmezse de çıkınını toplayıp gider.
_Karşılaştırmalar yargılamalardır, _Övgü beklemeyen bilge kişidir. _Gereğinden fazla zorlarsan, en müthiş bıçak bile körleşecek. Çaresizlik ona hiçbir işe yaramayan, akordsuz yalanlar söyletecek. Bilgelik de akılla birleşip sağduyulu zekayı ışıldatacak. sabır en dolaşık ipleri bile düğümlerden kurtaracak, _Tabiat kasıtlı hareket etmez. Hiçbir varlığa iyi veya kötü niyeti yoktur. Tao da aynen tabiat gibidir. Tabiat tao'nun takipçisidir. Bilge kişi de böyledir. Tutkularından arınmış _Çömleği yapan kil değil boşluktur. _Kaos ortaya çıktığında, üstün insanın içsel dünyası düzenli ve sakindir. Topluma geri dönüşünde yardımcı olur. Kaos sona erdiğinde toplum tarafından görülebilir. _Çok daha iyidir basitliğini görmek ham ipeğin güzelliğinin ve işlenmemiş taşın; kişinin kendisiyle bir olmasından daha iyidir tao ile bir olması, bensizliğin geliştirmesi. _Butunlugu korumak icin boyun egmek kendini savunmayarak ayricalik kazanir. Eğilmek dik olmaktir; bos olmaksa dolu. Böbürlenen kişi aydınlanmamıştır, saygı görmez değerli insanlardan; böylece, hiç bir şey kazanmaz ve itibarı lekelenir. kibir aşırılıktır ve bilge kişi onlara ihtiyaç duymaz _Yaratıcı prensip birleştirir sonsuzluğa uzanır. Sonsuzluğa seyahat ederken değişmez özünü korur. En lüks yerlerde basitliğini korur. _Onurlu davranın ama alçakgönüllülüğü koruyun. _En büyük balık gölün dibinde yaşar ve bir ülkenin en iyi silahları kuytuda kilitli tutulmalıdır. Uysal ve nazik olan, sert ve güçlünün üstesinden gelebilir. _Gerçekten iyi insan haptığı iyiliklerden bihaberdir. _Liderin görevi nüfusun refahını sağlamaktır kendi refahını değil. _Bazen her şey ters görünür. Aydınlık karanlık. Doğru yanlış gibi, kolay zor gibi, pak olan kirli, ilerleme gerileme olarak görünür. En kötü anlarda dahi umudunu kesmez doğa-tao. Sen de öyle ol. doğru görünen bir dahakinde eğri görünebilir; zeka aptallık görünebilir, güzel söz söyleyiş patavatsızlık görünebilir; hareket soğuğu alt edebilir, durağanlık da sıcağı, ama hareketteki durağanlık tao'nun yoludur. _Sertin üstesinden ancak ona boyun eğen yumuşak gelir. _Aydınlanmış kişi arkadaş edinmekle ilgilenmez, ne de düşman kazanmakla; iyi ya da kötü ile, övgü ya da suçlama ile. bu tür bir tarafsızlık* insanın en üst halidir… _Keskindir ama kesici değil. Pivridirler ama hiç bir zaman delici değil. Parlaktırlar ama kör etmezler. Budur bilge kişinin eylemi. _Tasarlamadan hareket et; doğal bir şekilde çalış ve tatsızın tadını al; karmaşıktaki basiti ara… _Sorunlar ortaya çıkmadan önce yüzleşilirse kargaşanın önüne geçilir… _Uçsuz bucaksız yolculuklar ilk adımı atmakla başlar. Koca ağaç küçük bir fidandan oluşur _Irmağın ve akıntının hakimi denizdir, çünkü hepsinden alçaktadır. öğretmenin öğrencilerine yol göstermesinin en iyi yolu önde gitmelerine izin vermektir. _Tartışmalar kavgacılık yapmak yerine beklemeyi bilerek, üstüne gitmek yerine geri çekilerek kazanılabilir. büyük savaşlar kıpırdadığını belli etmeden ve gizlediği gücünü koruyarak hareket etmek, saldırmadan ele geçirmek silahtan başka şeyler kuşanmak sayesinde kazanılabilir. _Ülkedeki insanların karnı aç canları kıymetsiz olursa onlar da yönetimi alaşağı etmek için artık kendi canlarından geçerler… _Eğilmek bilmeyen savaşçı kendini ölüme mahkum eder ve eğilmeyi reddeden ağaç kolayca kırılır. onun için sert ve yoğun olanın yenilmesi yumuşak ve esnek olanınsa yenmesi mukadderdir… _İhtiyacından çoğuna sahip olandan alıp ihtiyaç sahiplerine dağıtmak tao'nun yoludur yüksektekini alçaltır, alçaktakini yükseltir… _Tezatmış gibi görünse de insanların aşağılamalarını kaldırabilen kişi yönetmeye uygundur. Önderlik etmeye uygun olan da ülkesinin felaketleriyle bizzat yüzleşendir. _Ne kadar azsa çoğalır, ne kadar çoksa azalır. Gerçek her zaman güzel güzel sözler de her zaman gerçek değildir. _Erdemli kişi kendi için tartışmaya gerek görmez çünkü bilir ki tartışmak yararsızdır. _Övgü beklemeden, ışığı saklamak,, aşırılıklar olmadan, kara aynayı temizlemek, arzuların bastırılması ,sakin ve hareketsiz, köke geri dönmek, ahlakin çürümesi, butunlugu korumak icin boyun egmek, değiştirilemeyeni kabullenmek, erdemli pasiflik arkadan önderlik etmek tek başına durmak
Tao Te Ching, Lao Tzu
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.10 23:59 furkantopal "Ben" problemi

Kendime "ben" diyorum ama ben, sen de olabilirdim, sen de ben olabilirdin. Benim siktiğim kızı sen sikebilirdin, ya da senin siktiğin kızı ben sikebilirdim, izlediğim pornodaki adam da ben olabilirdim, hatta o kadın da ben olabilirdim, ya da onlar ben olabilirdi. Her şey o kadar rastgele ki. Doğduğun yeri ve ebeveynlerini seçmiyorsun, bir döl bir rahimle birleşiyor "sen" oluyorsun ve konuşmayı öğrenince "ben" diyorsun ama hangi döl ve hangi rahim? Kim belirliyor bunu? Benim ben olacağımı kim belirledi? Kaderimin belli bir çizelgede devam edeceğini kim belirledi? E peki başka bir hali mümkün müydü? Her şeyi biz seçsek bu sefer yine "ben"i yaratan şey ben mi olacaktım? Bu sefer de "ulan "ben"i seçen kim?" sorusunu soracaktım. Varlık çok büyük bir paradoks. Ben, evet ben Furkan Topal'ım mesela şu an, ama ben bizzat senin baban ya da senin annen, ya da senin kızkardeşin ya da erkek kardeşin olabilirdim, ya da onlar bizzat ben olabilirdi. Ben sen olabilirdim, sen ben olabilirdin. Her şey tamamen bir rastgelelik. Şimdi neden Cristiano Ronaldo değilsin desem, kimileri der ki, "o adam çalıştı didindi" bilmem ne, ulan daha ötesini düşün, daha derine in, o adamın çalışıp didineceği bir doğrultuda bir karar mekanizmasını ve o adamın varlığını oluşturan ne? RASTGELELİK AMK RASTGELELİK. O ADAM BEN OLABİLİRDİM, O DA BEN OLABİLİRDİ.
Şimdi böyle karmaşık ve kaotik kombinasyonların içinde bulunduğu bir evrende, ben kime neye inanacağım? Tanrı mı? Evren mi? Uzaylılar mı? Yoksa yine mi rastgelelik? Bir Tanrı varsa ben neyimle sınanayım ki? Özgür iradeden bahsediyor dinler, ulan hangi özgür irade? Gay bir adamın götünü siktirmek için yanıp tutuşmasıyla heteroseksüel bir adamın bir amcığı sikmek için yanıp tutuşması arasında ne fark var? Bu istekleri biz mi seçiyoruz? Bu istekler kendiliğinden oluşmuyor mu? Nasıl heteroseksüel bir kız amcık gördüğünde "offffffff ne sikilir be" demiyorsa, aynı şekilde heteroseksüel bir erkek de yarrak gördüğünde "offffff ne siker be" demiyor. Yani benliklerimiz gibi, cinsiyetlerimiz, hormonlarımız, karar mekanizmalarımızı oluşturan doğuştan ve çevresel faktörler, hepsi rastgele gelişiyor.

İnanacak tek bir sağlam şey arıyorum bu amına koduğumun dünyasında ama elinde asayla çölde dolaşan adamlardan ya da allahını siktiğimin Çin'inde yemeyerek içmeyerek Nirvana'ya ulaşan orospu çocuğundan başka doğru düzgün bir şey yok ve bundan çok daha sağlam şeyler lazım. Bu iş baştan bozuk bir kere. Ulan ben inansam nolur, bu Tanrı'yı tatmin etmez ki? Çünkü "ben", deminki açıkladığım sebepler yüzünden "ben" değilim. Tanrı benim inancımla neden tatmin olsun? Üstelik bir Tanrı zaten başta neden tatmin olsun? Tanrı lan o. Hadi diyelim madem öyle, bir Tanrı var, peki Tanrı neden Tanrı da, ben insanım? Bu adaletsizlik değil mi? O Tanrı olana kadar ne sınav verdi? Vergisini ödüyor mu? Hayati ihtiyaçlarını gidermek için çalışıp didiniyor mu? Tanrı neden Tanrı da ben insanım?
BEN, aslında her şey, ve her şey aslında ben. Her şey bir yanılsama. Hiçkimse hiçkimse değil. Sorun şu ki, hepimiz anlamsızca yeryüzüne gelmiş ve bunu anlamlı bir şekilde açıklamaya çalışarak yeryüzünde random sikişen ve ölümden korktuğu için çoluk çocuğa karışan, neyin nolduğu belli olmadığı dünyada içgüdülerimizin ya da duygularımızın ya da mantığımızın (hiçbirini bizim şekillendirmediğimiz bu şeylerin) sesini dinleyerek oradan oraya sürüklenen canlılarız. Randomuz ya randomuz. Ne kadar güzel kız varsa hepsini sikeyim, çünkü canım böyle istiyor, BEN böyle istiyorum. Ben'i ben yaratmadım ama içimde böyle bir his var. Evet kızlar alayım amlarınızı götlerinizi ağızlarınızı. Ben hepinizi sikmek istiyorum. Mesela buraya kadar yazıp sigara içmeye gittim geldim şimdi devam ediyorum, sigara içmeyen milyarlarca insandan biri de olabilirdim. Şimdi ben bunu okurken rahatsız olan insan da olabilirdim, haşaaaa bu çocuk nasıl konuşuyor diyen sarıklı cübbeli bir insan da olabilirdim, ıyyyyy terbiyesiz diyen minyon bir hatun bile olabilirdim, bu iş öyle bir şey ki, ben aslında bizzat corona virüs de olabilirdim ama insan olmuşum ve bu karakterde olmuşum.
Şimdi mesela tarihteki büyük şahıslara vayyyy falan çekiyoruz, mesela diyoruz ki "Einstein dahiymiş ya adamın yarattığı teoreme bak" diyoruz, iyi de o adamın aslında kendisi onu öyle yapmadı ki, sen de Einstein olabilirdin. Hepimiz bu dünyayı yaşarken başkalarının benliklere sahip olduğu yanılgısına kendimizi çok kaptırıp kendimizin de benlikleri olduğu yanılsamasına kendimizi çok kaptırıyoruz. Bu yanılsamaya kaptırmak bizi hayatta tutan şey, ben tam bu nedenden şu anda intihar etmiyorum mesela çünkü ölümden korkmaya/hayati zarar verecek acılardan kaçmaya programlanmışız ama eden insan da ben olabilirdim, veya bir gün edebilirim de zaten. Dünya çok tuhaf ve anlam veremediğim bir yer. Nerden geldim bu anasını siktiğimin yerine hiçbir fikrim yok ve bunun arkasında kim var bunları çözmek istiyorum. Ve tekrara girecek ama gerçekten şunu vurgulamak istiyorum, ben bir kızla cinsel ilişkiye girerken, siken tarafım ya hani, ben o kız olup kendimi şu anki ben'e siktiren farklı bir ben de olabilirdim yani bunu demek istiyorum. Her şeyin rastgeleliği gerçekten çok korkunç.
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2020.07.22 19:29 ArdataskinN Stalker - stalking

Stalkingle fire (boom) altta kaldım mı? Hayır Kaltak altı alçıpan taytı mayın dolu, fame’in partı kan çıkarır sayın leşleri Karga geberttim dayadım neşteri, çürük dişlerine kayaları eşledim Yemedi ki pes dedi kestirip attım, Beyaz Panter’le inan ki esnedim
Eskrim attın kaçamadın E.T yenilmezleri desteden attım Pitbull evindeki tavşan atarlı mı? Taksim’e geldi şarteli yaktı İt sürüsü bile değilsiniz lan domuz tipinden fan teri aktı Tanrı mı tanrıça mısın karar ver? Avluda buldum panterim haklı
Fotoğraf çekinmek önemli battle’dan eyvallah dedim eyvallah Gidip anlam araştır eyval dersin tıro sandım gay lan bu kancık Karıdan farksız belki ajdarın kardeşidir piç ne dersiniz Hiç susmadı sustalım Rus tadı verdin uslanıp burs alın bedel sizin
Kedersizim mi sanıyosunuz lan al iftiralarını geberip git Siz yanlış tanıttınız insanlara beni ağızlarınız pede kibrit tutup ateşledi Bir tahmin et, koktu etrafım savaş dedim Yine yılmadım asla telaşa kapıldı egoist böcekse kevaşedir
Ünlü tripleri yan yattı, yağmur dediler anlattım O şirin gözüktü fan kaptı, Ben kan beklemedim kan yaptım lan Tenceremde taş kaynattım, işi göt yalamaktı ağlattım Ankara’nın sübyancılarına ayakkabılarımı bağlattım
Hoşuna gitmedi çıkarçıların yarattığınız sorun mu bize? Deprem olsanız 0.1 şiddetinde korunmadık bile Belki klavyeni bırak görelim şeklini diyip karşına gelince Traş makinesi gibi titreseydim adım Hidra olurdu dinle
Sağır dualarını duymaz kimse knock out olduğunun farkındayken Penis ağzında Stolhır dersin zevkten dört köşe altımdayken Dönmez dili piçin, görmez bilirim, öldüler prim için, gömdüm ilimini Dördün birini istediler ben siktim bir bir bırak kız tribini
Anca Ankara’da kelime yapanı siker kargaşa haklısınız Onbeş yaşındaki çocuk tehditleri korkutsa beni bu taht ısınırdı Çağır abilerini ben tek geldim, peltek seni kalemim tek yendi İçeri girdin deli tekmeledim kabinimi şakakların renkledi
Rakibim olamazsın olanaksız kucağıma girmesin polar alsın piç Vinnie paz tanrısı oğlan çıktı artıklarını fona bassın İster boka batsın ister çamura umrumda mı hiç hamur alsın karı Mini etekli samuraylar klübü kargaşa gitsin fırın açsın
Tırlattı kro baktı suratıma kesin hastalığı prostattır Etme altına git rhyme öğren gel demesinler tıro fucktır Yüzbin feet’ten deler geçer punchım gelenek bizde boyamaktır suratını beyaza Keriz hap yutup pislersin disslersen beni, bunamaktır işin
Tanıyın artık yanlış tanıtmayın iftiralara vermedim izin İrtifa kaybedenler paçamda siyan panterim gebertmeden sizi Hacı şakirler bulaşmayın daha rap okyanustu kulaçla geçtim Kulaklarında stalking varken temelleriniz sulaktı deştim
submitted by ArdataskinN to KGBTR [link] [comments]


2020.07.03 02:01 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 4

çıktım odama kapıyı kilitledim. bu ekrem canavarıyla nasıl başedebileceğimi düşünmeye başladım. en iyisi 2 medeni insan gibi oturup konuşmaktı. üvey babam oç salona sokmadığından kapıyı tıklatıp ekrem'i çağırdım. geldi hemen.. bak dedim ekrem senle açık konuşacam. savaş istiyorsan, savaş olur. ayağını denk alacaksın bu evde.. bir kol saati için yaptığın mevzuya bak dedim. hiçbir şey demeden beni izliyor oç tam cin bu. bak dedim ekrem benden nefret ettiğinin farkındayım. fakat burası benim çöplüğüm adamım, anladın mı ha? dedim ve kendime harlem zencisi havası vererek korkmasını sağladım. böyle zekiliklerim vardır. beynimin kıvrımları kendimi farklı kalıplara sokup insanlara olduğumdan farklı görünmeme izin verir. ben senden nefret etmiyorum ki abi dedi. oç tırsmamıştı hiç.. rahatlayıp tedbiri elden bırakmam için elinden geleni yapıyor. bundan sonra bu evde dolaşırken çok dikkatli olmalıydım. ekrem'e hiçbir şey demeden odama fırladım. charles dickens'ın iki şehrin hikayesi eserine sarılarak ağladım. inci'de biraz takılıp durumu anlatıyım dedim, oçları taşak geçtiler hep. son olarak joe biden'a ve pentagon'a mailler atıp koruma istedim ama onlar da duymamazlıktan geldi. artık kendi başımın çaresine bakmalıydım. kurşun kalemlerimin ucunu sivriltip seksendört'ün son albümünü bilgisayarıma indirerek savaş hazırlıklarımı bitirdim. geleceği varsa göreceği de vardı. sakinleşmek için enrique iglesias'ın hero klibini izleyip sarah palin fotoğraflarını gezdim. bunlardan sıkılınca üst kattan sıvıştım şükran teyzelere gittim. kapıyı tıkladım mehmet amca açtı. amca birkaç gün sizde kalabilir miyim? evde beni öldürmek istiyorlar dedim. hayır dedi oç.. sanırım ela'dan dolayı hayır diyordu. ela ile aramızdaki samimiyetin sandığından fazla olduğunu belirtmek için ela bana sabahları balkondan göğüslerini gösteriyor dedim. bir hışımla beni itti oç yere düştüm. kapıyı kapattı sinirli sinirli girdi içeri. bu galiba bıçak getirecek deyip geldiğim gibi sıvıştım yukarı. ben geldikten 5 dakika sonra kapı çaldı mehmet amca geldi seslerden duydum. tam anlamadım ne diyordu da benle ilgili olabilirdi. hiç çıkmadım odadan. babam çıktı yukarı aç kapıyı gavat aç diye bağırdı. önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? dedim cevap veremeyince açmadım tabiki. kapıyı yumrukluyor oç. gibtir git yoksa seksendört'ün bir parçasını dinletirim? dedim. hala gitmedi.. blöf yapıyorum sanıyor herhalde. neyse açtım rastgele bir seksendört şarkısı, sesi de açtım. benim kulağımda pamuk vardı, o yanacaktı haline.. şarkı bitince çıkardım pamukları gitmişti. böyle zekiliklerim vardır. aklımın odalarını kullanarak insanları müziğin gücüyle hizaya getiririm. artık uyumalıydım. her ihtimale karşı media playerda seksendört hazırdı. kurşun kalemlerimi de masanın üstüne dizip uykuya daldım.
not: i can be your herooooo babyyyyyyy
sabah erkenden kalkıp mandalina aşırmak için mutfağa indim. arkamı bir döndüm ekrem oç.. mandalinaları olduğu gibi düşürdüm. napıyorsun burda? derdin ne senin? joe biden ile şu an açıklayamayacağım bir kan bağı var aramda. ayağını denk al olm dedim korkması için. kahkaha atıp odalarına girdi oç. ben de fırsattan istifade hemen sıvıştım. fakat rahat edemiyordum.. koskoca evde uyanık olan sadece ikimizdik ve bana istediğini yapması için uygun ortam vardı. başka birileri uyandı mı diye günler önceden yatağımın altında sakladığım tepsiyi arkaürme bahanesiyle mutfağa indim. daha uyanan yoktu. konuyu burcu'ya açmak için merve'nin odasına gittim. önce kapıya durumdan biraz bahsedip tavsiyelerini sordum. takmadı hiç oç.. daha sonra 10 kere kapıyı tıklatınca merve açtı. ne var abi? dedi. işim senle değil sütyenini tak deyip içeri girdim. burcu uyuyordu. hemen uyandırdım.. bak burcu dedim kardeşin az önce kötü adam kahkahası atıp beni ölümle tehdit etti dedim. hiçbir şey demeden gözlerini ovalıyor oç.. bak dedim burcu eğer gerçekten aşıksan bana ona engel olursun, beni öldürmek istiyor dedim. döndü sırtını uykuya daldı. merve de mal mal bakıyor yüzüme. gergin atmosferi yumuşatmak için slash de ortam çocuğu oldu ha, utanmasa kibariye'ye çalacak oç dedim. biraz gülüştükten sonra ekrem oçna görünmeden odama çıktım. böyle çevikliklerim vardır. acil durumlarda vücudumun esneme payını kullanır, işleri lehime çeviririm. odama çıkıp kapıyı kitledikten sonra bir süre önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. fakat hala ekrem'in nefesini ensemde hissediyordum.
not: i can kiss away the pain!
sonra aşağı kattan sesler duydum. anlaşılan manevi babam uyanmıştı. indim aşağıya baba konuşmamız lazım dedim. he söyle dedi rahat bir tavırla. konuya yumuşak girip kendisini şok etmemek için fabregas: real'den korkmuyoruz dedim. cevap vermedi suyunu içmeye devam etti. baba dedim ekrem'e söyle benim peşimi bıraksın, biliyorum beni öldürmek istiyor dedim. oğlum sen gerizekalı mısın? küçücük çocukla derdin ne senin? dedi. konuyu değiştirmek için inci'deki panpalarım annemin göğüslerinin capsini istiyor dedim. tepkisiz kalmayı tercih etti. baba bu çocuk beni öldürürse sorumlusu sensin haberin olsun dedim. gibtir git almayım ayağımın altına sabah sabah diye karşılık verdi. senin ben amk, halamı mehmet amcaya pazarlamayan oç dur diye bağırdım. hata yaptığımın farkındaydım ama bir anlık sinirle ağzımdan çıkıverdi işte. çatalı kafama fırlattı oç kalktı ayağa bir sol direk çıkartıp 7 puanı cebine koydu. halanlar burdayken bu saçmalıklarına bir son vermessen geçenkinden beter ederim seni dedi. halam girdi birden mutfağa noluyor bu sesler ne? dedi. fakir olan sizsiniz cefasını biz çekiyoruz o ekrem oç na söyle akıllı olsun deyip odama fırladım. kalbim çok hızlı atıyordu. youtube'a girip ''canlı yayında küfür'' videoları izledim, biraz kendime geldim. daha sonra çıktım balkona ela'yı beklemeye başladım. yine ekti beni amk.. bu kız kendini bulunmaz hint kumaşı zannediyor. haberi yok ki öğrenci kızla işi pişiriyoruz. fazla naz aşık usandırır amk. neyse şimdi karının kızın zamanı değil deyip ekrem'e karşı eylem planı ve gerekli yaptırımları düşünmeye başladım.
not: i will stand by you forever!
bir süre odamda bekleyip ekrem'i düşündüm, enrique iglesias'ın hero klibini izledim. herkesin uyandığından emin olduktan sonra aşağı indim. ekrem'e rahat görünmek için halama önder açıkbaş nasıl ünlü oldu biliyor musun? dedim. gülümsedi, bilmiyorum oğlum nasıl? dedi. valla ben de bilmiyorum.. dedim. yeniden güldü. ortamda tam bir barış havası vardı. böyle sempatikliklerim vardır. ortamda barış rüzgarları estirip insanların sevecenlikle başımı okşamasını sağlarım. babam oç kıskanmış olacak ki senin derdin ne lan bu bahsettiğin adamla? diye sordu. konuyu değiştirmek için neden fritz zwicky 1933'te astrofizikten bahsedince kimse giblememiş. insanlar oç dedim.. annem malı ağzını topla bak adam gibi duramıyorsun 2 dakika dedi. joe biden'ın izindeyim ayağını denk al dedim. ondan başka kimse ne dediğimi anlamamıştı tabi. neyse sonra olan oldu, birden ekrem oç çıktı odadan üzerime doğru koşmaya başladı. bir an korkudan gayriihtiyari it's rainig men diye bağırmışım. abi pepee açsana diyor oç.. hep bilerek yapıyor. güya bana gözdağı veriyor ailemin önünde. neyse konuyu değiştirmek için bu rasim ozan kütahyalı'nın uzmanlık alanı ne amk? dedim ve koşarak odama çıktım. yüreğim ağzıma gelmişti.. anlaşılan bu oç ile mücadelede evden destek alamayacaktım. farklı insanlara ihtiyacım vardı.
not: you can take my breath away.
belki apartmandan birileri bana destek olmayı kabul eder diye tüm apartmanı gezmeye karar verdim. 1. kattaki sarışın kadından başlamaya karar verdim ve dairesine gittim. kapıyı tıklatınca hemen açtı kapıyı he oğlum buyur? dedi. evimizde bir katil var ve kimse gerçek yüzünü göremiyor. bana yardım eder misin? diye sordum. cevap bile vermeden kapıyı kapattı. kocan benden hoşlanıyorsa bunun sorumlusu ben miyim amk? madem öyle tatmin et herifi. neyse zaman kaybetmeden firuze teyzenin kapısını çaldım. konuya farklı yerden girmek için geliyor, geliyor! bestelerin efendisi geliyor! selami şahin geliyor. bu sıcak sohbet perşembe günü saba tümer'le bugün'de diye bağırdım. oğlum deli misin sen? bağırma ne var? diye karşılık verdi. firuze teyzenin duvarlarını kolay kaldıramayan bir kadın olduğunu bildiğimden esra erol'un programında şarkı söyleyen kız sürekli detone farkında mısın? deyip sohbeti farklı bir boyuta taşıdım. böyle zekiliklerim vardır. çok yönlü bir beyne sahip olduğumdan herkesin aklına, bilinç dünyasına uygun çıkışlar yapar, onları kendi aklımın derin dünyasına davet ederim. bu firuze teyze nerede ne konuşacağını bilmiyor. annen mi bir şey istiyor? kapatıcam bak dedi. kapat oç annemden sanane deyip yukarı kata fırladım. aramızdaki samimiyete güvenerek önce mehtap teyzeye gitmeye karar verdim.
not: bestelerin efendisi selami şahin ile firuze teyzenin arasında duygusal bir bağ olabilir.
mehtap teyzenin kapısını çaldım, her zamanki gibi hemen açtı sağolsun. hatice hanım 33 yaşında, 1 evlilik yaptı, 1 kızı var. istanbul'da yaşıyor dedim. o kim oğlum, ne diyorsun yine? dedi. evimde bir katil olduğunu kendisinin ya da eşinin yardımı olmadan ekrem'i alt edemeyeceğimden bahsettim. yok oğlum, hadi bak işine dedi. eşiniz derken kocanızı kastediyorum hanımefendi. bu ciddi bir konu diye karşılık verdim. bir şey demeden kapıyı suratıma kapattı. insanlar çok kaba ve bencil. söyleyim babama msn'den silsin mehtap teyzeyi. neyse kaybedecek vaktim yoktu. karşı dairede düzeyli bir ilişki yürüttüğüm, adını şu an hatırlamadığım ekşici kız arkadaşım vardı. çaldım kapıyı açar açmaz ooo ben de seni bekliyordum, ne zamandır nerelerdesin? dedi alaycı bir gülümsemeyle. ekşici olduğunu bildiğimden suyuna gitmek için ehehe çeşitli şakalar komiklikler swf dedim. böyle zekiliklerim vardır. insanlara onlardanmış gibi görünüp aklımın odalarına hapsolmalarını sağlarım. ne var yine, ne oldu? dedi. beni öldürmeye çalışan pepee fan bir çocuk var, gel tutalım şunu, kıralım bacaklarını? dedim. yaa neyin kafası bu ne diyorsun yaağğ? dedi ağzını ayırarak. bozuntuya vermemek için ehehe ironiden anlamayan nesle aşina değilim asgdhejsufds dedim. neyse işim var deyip kapıyı yüzüme kapattı oç. hayat arkadaşımın bile bana sırtını çevirmesi gerçekten koymuştu. fakat duygularımın esiri olmadan işime bakmalıydım. sıra 3. kattaydı...
not: mehtap'ın kocasıyla ssg geceleri arka bahçede buluşuyorlar.
önce 3. kattaki yaşlı sinirli teyzeden başlayarak zor olanı önce atlatmayı düşündüm. kapıyı çaldım, yaşlı olduğunu bildiğimden kapıyı açınca allll weee areee sayiinnnggg isss giveee peaceee aaa channceeee, give peace a chance baby, give peace a chance diye bağırdım. ne var oğlum? ne diyorsun? dedi. daha fazla vietnam, ernesto'ya bin selam. değil mi azizim? diye karşılık verdim. böyle devrimciliklerim vardır. 68'in ve vietnam karşıtlığının asi duruşunu yüreğimde barındırır, duygularımı beynimle harmanlayarak insanları avucumun içine almaya çalışırım. oğlum kapatıyorum bir şey demiyorsan? dedi. dairemde bir çocuk var, kendisi katil. ondan kurtulmam gerek.. bir kere görünseniz kendisine? suratınızı görünce korkar? dedim. defol oğlum, hadi diye karşılık verip kapıyı kapattı oç. e be insaf teyzecim senle beraber olamam, çok yaşlısın. bu yüzden darılmanın ne anlamı var? darıldıysan duygularını bu meseleyle niye karıştırıyorsun? çıldıracam yahu, valla çıldıracam. insanlar ne garip... sakinleşmek için enrique iglesias'ın hero klibinin urlsini içimden tekrarladım ve karşı daireye geçtim. sıra kapıcı görünümlü kadın ve bıyıklı kocasındaydı. kocası açtı kapıyı.. buyur? dedi. bıyıklı, kel ve şişko olduğundan hacı batak çoluk çocuk oyunu yaaa king iyidir di mi? dedim. nasıl? dedi. adam mal galiba... neyse evimde bir katil var ve beni öldürmek istiyor dedim. nasıl yani? diye karşılık verdi. adam ağır mal galiba... 8 yaşında bir çocuk, pepeyi çok seviyor. içeride okey tahtalarınız vardır sizin. birisini getirseniz de şunun kafasına geçirsek? dedim. git akşam akşam yaaaa deyip kapıyı kapattı oç. embesil galiba... buradan da bir çok çıkmamıştı. tek umudum 2 numaralı sevdiceğimin annesi ve babası olan şükran teyze ve mehmet amcaydı. merdivenleri çıkarken led zeppelin'den kashmir'i mırıldanıyordum.
not: john lennon kel ve şişko bıyıklı amcayı görse yoko'ya şükrederdi.
şükran teyzelere çıktım, kapıyı çaldım. ela açtı kapıyı.. oha! oha! oha! şok olmuştum. heyecanla i can be youuurrr herooo babyyy diye bağırıp ağlamaya başladım. klibin final sahnesini canlandırmaya çalıştım fakat ela giblemedi. daha sonra toparlanıp neyin tribindesin kızım? 2. kattaki zaten veriyor dedim. ne diyorsun ya? deyip annesini çağırdı. şükran teyze ne var oğlum yine, açmayacaz artık kapıyı bak? dedi. gergin atmosferi yumuşatmak için kaley cuoco kadar sevimli bir varlık var mı dünyada? diye sordum. böyle hoşluklarım vardır. amerikan dizileri izleyip, oradaki tatlı hatunları hafızama alır, beynimin odalarında onlarla yeni hayatlara yelken açarım. şükran teyze anlamıyorum ben seni diye karşılık verdi. şükran teyze halamın oğlu ekrem, diyecek oldum lafımı kesti oç görgüsüz. aa evet halanlar gelmiş, gelicem ziyarete dedi. ekrem beni öldürmek istiyor, bu sorunu çözmeliyiz, kızınız dul mu kalsın? dedim. saçmalama oğlum yine, git annene söyle uygunsa bu akşam gelmeyi düşünüyoruz dedi. sanane annemden oç ağzın yok mu git kendin söyle diye bağırdım ve tabiki koşarak üst kata çıktım. üst kattaki kapıdan eve girdim ki ekrem fark etmesin. kimse bana yardım etmek istemiyordu ve bu durum biraz garipti.. bir süre düşündükten sonra ekrem'in tüm apartmanı örgütlediğine karar verdim. savaş baltaları şimdi tamamen çıkmıştı.
not: kaley cuoco geceleri beni görmeye geliyor.
kalça dansımın zirvesinde, hazın doruğundayken kapım çalındı. müziğin sesini kısıp kimsin? diye sordum. aç lan kapıyı itin dölü diye bağıran babam olmalıydı. yavuz bingöl'ün keşanlı ali'yi oynuyor oluşu hakkında ne düşünüyorsun? diye sordum. gibtirme, aç kapıyı diye bağırdı tekrar. gibtirme derken kerem alışık'ı kastediyor oluşunu düşünüp kapıyı açtım. açmaz olaydım... kapı açılır açılmaz klagib bir sağ direk ile puan peşinde koştu. sanırım burnum kanıyordu ve yere düşmüştüm. karın boşluğuma çıkardığı 2 tekmeyle nefesimi kesmeyi başardı. daha sonra eğilip elmacık kemiklerime 2 yumruk daha çıkarttı. genital bölgeme çıkarttığı son tekmeden sonra ayağa kalkacak halim yoktu. kulaklarımı ısıracağını korktuğumdan onları korumaya çalışıyordum. biraz sakinleşmesi için angela merkel ve nicolas sarkozy sence euroyu kurtarabilecekler mi? diye sordum. o sıra sesli bir şekilde küfür ediyor oluşundan duymadı sanırım. gelişimi takdire şayandı.. dayağına yeni boyutlar katmış, stratejilerini çeşitlendirmişti. bu da duyduğum acıyı daha fazla artırıyordu. böyle oçlikleri vardır. kas gücünü her geçen gün daha fonksiyonel kullanıp bu alandaki gelişimiyle takdir toplamayı başarır. bir süre beni rahat bırakması için ölü taklidi yapmayı denedim. fakat ellerimi kulağımda tutuyor oluşumdan yememiş olacak ki tekmelemeye devam etti. tamamen pestilimin çıktığından emin olunca senin gibi adamın kalıbını gibeyim. küçücük çocuktan ne istiyorsun avradını gibtiğim? diye bağırıp odayı terk etti. michelle rodriguez'e hakaret edişi biraz fazla olmuştu. fakat tepki koyacak gücü o an kendimde bulamıyordum. bayılmadan önce kulağımda yankılanan son ses yapma salim! anlayışlı ol, biliyorsun çocuğu.. ne yaptın? diye bağıran oç halamın sesiydi.
not: michelle rodriguez, angela merkel ile nicolas sarkozy'i yatakta basmış. kendisi söyledi...
uyandığımda yatağımdaydım. annem malı başımdaydı... her tarafım acıyordu. oğlum nasıl oldun? ağrın var mı? diye sordu. ''because destiny john, is a fickle bitch.'' diyerek lost'a olan özlemimi vurgulayan bir yanıt verdim. aç mısın? hazırlayım mı bir şeyler? dedi. eti cinlerimi küvete sakladığımı, ordan almasını rica ettim. abur cubur olmaz dur bir şeyler hazırlayım deyip gitti mal ya... doğrulmaya çalıştım fakat her tarafım acıyordu. aldım bilgisayarı kucağıma inci'ye girdim. serkan inci ve joe biden'dan ses yoktu.. birkaç ateist, birkaç şakirt başlık açıp gereksiz tartışmalara girdim. provokatif söylemlerde bulunup ortalığı karıştırmaya çalıştım. daha sonra enrique iglesias'ın hero klibini izleyip biraz kendime gelmeye çalıştım. vikipedi'den lüzumsuz bilgiler edindim. babam oç geldi.. onu görünce hatırladım kulaklarım yerinde mi diye kontrol ettim. uyandın mı lan? halini hatrını sormaya geldim bak itlik yapma dedi. konuyu değiştirmek için 2. dünya savaşı sırasında 4. enternasyonalde gerçekleşen kopmalardan bahsettim. halmla ekrem oç geldi o sırada... ekrem'in hemen odadan çıkmasını rica ettim. halam oğlum derdin ne bu çocukla? rahatsızsan eğer söyle gidelim bu evden? dedi. gitmeyin hala, giderseniz mehmet amca'ya ayıp olur dedim. fakat ekrem'in kendisine çeki düzen vermesi gerektiğinden bahsettim. manevi babam oç lan küçücük çocukla derdin ne senin? delirtecen lan sen beni diye çıkıştı. fikirlerini önemsemediğimi anlaması için cyndi lauper'ın time after time şarkısını mırıldandım. daha sonra annem elinde tepsiyle geldi ve hadi biraz atıştır dedi. anne tepsi fobim olduğunu bilmiyor musun? merve'nin kapısıyla arkamdan konuşuyorlarmış. getirme şunu odama diye bağırdım. fakat bir kez taviz vermekten zarar çıkmazdı. çünkü çok açtım... böyle uyumluluklarım vardır. beynimin derinlerinde, aklımın labirentlerinde çok özel şeyler yaşasam da insanlara ve tepsilere karşı gerektiğinde anlayışlı olur, durumu sorun etmemeye çalışırım. herkes odamı terk ettikten sonra karnımı doyurdum ve tepsiyi kapının önüne koydum.
not: benjamin linus ile troçki zamanında çok sevişmiş. eminim...
daha sonra ankaralı yasemin'nden şoför abi'yi dinleyip aşağı kata indim. ekrem oç ortalarda görünmüyordu. sanırım savaşı kazanmıştım. merve'nin odasına gittim. beni kapı karşıladı. sen benle ilgili tepsiyle ileri geri ne konuşuyomuşun birader? deyip sert durdum. böyle zekiliklerim vardır. beynimin gösterim hücreleri gelişmiş olduğundan istediğim an istediğim görüntüyü takınıp, insanların ve kapıların ona göre davranmalarını sağlarım. utanmış olacak ki cevap veremedi oç.. kapıyı tıklatıp merve'nin dışarı çıkmasını istedim. ne var abi? dedi. bu göğüslerin hali ne? bıktım senden.. ben sırf senin gelişimin için bu evden ayrılmıyorum. bu kadar dayağı o yüzden yiyorum. şu göğüslerini artık büyütmenin bir yolunu bul, yoksa elimle ben sündürecem dedim. burcu atıldı ordan ne diyorsun abi sen? diye. bu işten kendini sıyıramazsın burcu, seninkilerin de güdümlü füze olmadığı çok açık dedim. güdümlü ne abi? dedi. ben de bilmiyorum dedim. gerekli uyarıları yaptığımdan bir şekilde bağlayıp odama çıkmalıydım. lars ulrich dave lombardo'nun taşağını yisin di mi yaaaa?? dedim. cevap vermediler.. fırsattan istifade odama fırladım.
not: ankaralı yasemin dave lombardo ile dikmen'de buluşuyormuş.
babamı aldım karşıma. sen beni neden sürekli dövüyorsun oç? dedim patlattım bir tane. sonra bir kafa gömdüm, iyice mayıştı. yere yığılınca tekmelemeye başladım. acımıyordum... ağzı burnu her yer kan içindeydi. michelle rodriguez geldi, yapma aşkım değmez dedi. annemin neden çıplak oturduğuna anlam veremiyordum.. derken uyandım. baktım saat sabah 9 olmuş. gördüğüm rüyanın etkisiyle ter içindeydim. bir duş alıp kendime geldim. enrique iglesias'ın hero klibini harun kolçak'ın gir kanıma dansıyla süsledim. aşağı indim baktım halamlar valiz hazırlıyor. ekrem oç hiç yüzüme bile bakamıyordu, tek çaresi evi terk etmek olmuştu. böyle kuva-yi milliyeliklerim vardır. aklım ve yüreğim sayesinde girdiğim savaşlarda ustaca savaşır, kazanmak için elimden geleni yaparım. oo gidiyor musunuz hala? dedim. evet evladım, sağol her şey için diye karşılık verdi. gergin atmosferi dağıtmak için gidin tabi ya eniştem evde düz duvara tırmanıyodur ehehe dedim. hiç cevap vermeyip son hazırlıklarını tamamladı. babam arkaürecekmiş bunları terminale, bir an önce çıkalım deyip vedalaşarak gittiler. artık zaferim resmileştiğinden kutlamalar başlamalıydı. kapı kapanır kapanmaz telefondan quenn'den we are the champions açtım. ellerimi iki yana açtıktan sonra ortada kavuşturdum, kafamı yere koyup bir takla attım. daha sonra çoraplarımı çıkarıp halı üzerinde moonwalk yaparak figürlerimi tamamladım. müziğin ruhuna uygun olarak ağır çekimde ağlayarak seviniyor gibi yaptım. annem sanırım hareketlerime anlam verememişti. mal mal bakıyordu amk.. ruhsuz bu kadın.
not: freddie mercury ile harun kolçak arasında bir ilişki olabilir. çok meşgul olmasam bu durumu araştırabilirdim.
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.06.11 08:17 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır ? Bölüm 1

1999 senesinde açılan ve büyük efsane olan www.salakkiznasiltavlanir.com sitesindeki bilgileri aklımda kaldığınca yazdım. farkettim ki aramızda hala salak kızları nasıl tavlayacağını bilmeyenler var.

ps: 4 bin karakter sınırı yüzünden 3 parça yayınlıyorum.
TAVLAMA TEKNİKLERİ
Bence yolda gördüğünüz bir kızı tavlamanın her hangi bir yolu yoktur. Bakmakla yetinirsiniz. Kız köpek gezdiriyosa o başka ama sokakta ve/ya gittiğimiz bir cafede gördüğümüz her kızı tavlamayı sağlayan bir taktik yoktur. Bilen varsa bana da söylesin. Bir kızı tavlamak için mutlaka bir muhabbet ortamına ihtiyacınız var. Ama ortam yoxa bu kız tavlayamayacağınız anlamına gelmez. Aksine ortamınızı kendiniz de yaratabilirsiniz. Az biraz tanıdığımız kızlarla muhabbet kurmak tabi ki daha kolaydır ama hoşlandığımız kızı tanımıyorsak yada önce bi kızla tanışıp kızı daha sonra tavlamak istiyorsak işimiz biraz daha zorlaşır. Ama sizlere hizmet etmeyi kendisine misyon edinmiş olan bu sitemde bu konuda da sizi yalnız bırakmayacak. Ve tabii diğer sitelerde olduğu gibi şuraya tıkla buraya tıkla diye veya popup açarak rahatsız etmeyeceğim de :))) Neyse burada kendinize olan güveniniz çok ama çok önemli. Tanımadığımız kızları tavlayabilmek için önce tanışmamız gerekmektedir. Öncelikle kesiştiğiniz fakat tanımadığınız bir kızla tanışacağınıza değinelim. Yine her ne olursa olsun kızın bulunduğu ortama gireceksiniz. Size tavsiyem kızın arkadaşlarından biriyle arkadaş olup onun vasıtasıyla kıza zıplamanızdır. Yani bir örnek vermek gerekirse : Mesela kantinde bir kız gördünüz ve çok hoşunuza gitti hemen kızı bi kaç tenefüs boyunca takibe alın ve etrafındaki tiplere çok dikkat edin. Sınıfını/bölümünü falan öğrenin. Sonra yine çıkışta çaktırmadan kızı takip ederek hangi serviste olduğunu öğrenin. Ve daha sonra da kızı tanıyan birilerinden bi kaç bilgi alarak kız hakkında toplayabileceğiniz maximum bilgiyi toplayın. Daha öncede söylediğimiz gibi kızlar asla tek başlarına bir yere gitmezler. O yüzden siz ne kadar cesur olursanız olun kızın yanına gidip konuşamazsınız. Ama kızın başka bir arkadaşı ile tanışmışsanız eleman kızın yanındayken onun yanına gidip "naber napıyon? Beni arkadaşlarınla tanıştırmıycakmısın?" muhabbeti yaparak kızla tanışın. Kızın adını öğrenir öğrenmez " aaa ne kadar güzel bir isim peki bir anlamı var mı?" klasik geyiğini yaparak kızın zeka seviyesini ölçün. "Evet karda açan beyaz çiçeğin tepesinde güneşlenen bok böceği demekmiş" tarzı bir cevap verirse(ki verir) o kızı kesin tavlarsınız. Kızla tanıştınız yakınlaşma bir sonraki konu. Ama bu taktik lisede işe yarar. En önemli kız tavlama mekanı okulunuzun sosyal klüpleridir. Bu klüplerin asıl kuruluş nedeni de zaten kız tavlamaktır.Okulunuzda bulunan klüpleri araştırın ve kız açısından en zengin kaynaklara sahip olan klüplere üye olun. Özellikle Sinema Klübü📷 Tiyatro Klübü📷 ve Çiçek&Böcek&Sevgi&Şiir klüpleri tavlanmayı bekleyen kızlarla dolup taşmaktadır. Bu klüplere üye olarak oradaki ortama girebilir ve girdiğiniz ortamda istemediğiniz kadar çok kızla tanışabilirsiniz. Bunun dışında her yıl yapılan bahar şenliklerinde de bir çok kızla tanışmak ve akabinde tavlamak mümkündür. Biliyorum "hadi leen ne alakası var " diyceksiniz ama en kolay kız tavlayabileceğiniz bir diğer mekan okul kütüphanesidir. Çünkü buraya gelen kızların %90'ının derslerden zaten küçük olan beyinleri sulanmıştır ve bir erkek arkadaşa tahmin ettiğinizden çok daha fazla ihtiyaçları vardır. Cesur olun📷kütüphanede güzel bir kız gördüğünüzde hemen oradaki raflara doğru yönelin. Bi şekilde tanışın. Gerisini halledersiniz. Tüm bunların yanı sıra ben size kendi bölümünüzdeki gruplaşmaya dahil olarak oradan kız tavlamanızı öneririm. Eğer bi gruplaşma söz konusu değilse millete gaz verip sosyal aktivite ayağına milleti kaynaştırın.Mesela tüm öğrencilerin katılımıyla bir piknik düzenlemek yararlı olabilir. Böylece aynı bölümde okuduğunuz bi kaç kızla tanışma ve yakınlaşma imkanı sağlarsınız.
1-KIZ PSİKOLOJİSİ:
Bir kere şunu kesinlikle ama kesinlikle aklınızdan çıkarmayın:Bu kız milleti her daim dokunsan ağlayacak gibi yasar. Yani sürekli bir sorunları vardır📷ya aileleri onları anlamıyordur📷 ya güzel değillerdir📷ya abileri sürekli onları baskı altında tutuyordur yada sırf sorunlu gözükmek için bir sorunu varmış gibi yapıyordur. Peki burada biz ne yapıyoruz?Tabi ki biraz psikologluk oynuyoruz. Biraz sonra Nasıl Karizma Yapılır bölümünde de inceleyeceğimiz üzere siz zaten kıza karizma yapmak için mutlaka psikoloji ve felsefeyle ilgilendiginizi ona söyliyceksiniz. Bu ilk adim. Sonrada gidip kızı teselli eden centilmen dost tribine yatacaksiniz. Ama centilmen olmaniz bu durumda pek işe yaramaz o yüzden kızın karsisinda zihin okuyan bir tip gibi gözükmeniz lazim.
Simdi gelelim kızların beynini okuma yöntemlerine
Bir kere şunu asla ama asla unutmayınünyadaki hiçbir varlık beyin okuyamaz. ama siz kızların beyinsiz olduklarını zaten biliyorsunuz. )))) O yüzden telaş yapmanıza hiç gerek yok. Bu kızların hepsinin düşünme stilleri aynidir
O yüzden vereceğimiz taktikleri uygulayarak kızın gözünde bir anda beyin okuyan dahi bir psikolog konumuna gelebilir ve kızı tavlama olayini rahatlikla asabilirsiniz.
Bu salaklarin daha öncede söyledigimiz gibi mutlaka ama mutlaka bir sorun(!)lari vardir. Simdi tavlamak istediginiz kızın sikkin oldugu bir zamanda yanina gidin ve "Sikkin gözüküyorsun📷hayirdir" diyin. Kız size sikkin olduğunu daha da belli etmek için hemen "yok bisey yaaa!!!" diye cevap verecektir📷neden?çünkü bunlar salaktir.Sorunlu olmayi karizma zanneden bir salaktan daha ne beklenebilirki. Neyse siz kızın bu cevabi karsisinda "iyi o zaman demiycek kadar zeki oldugunuz için hemen "Sanirim senin konuSacak birisine ihtiyacin var" diyin. Kızın yüz Seklinin sikkin ve trip yapacak birine ihtiyaci olduğunu belli etmek için daha bir buruStugunu ve tamamen sessizlige gömüldügünü farkeder farketmez "Bak bana istedigin herSeyi📷 anlatabilirsin hem ben son 4 senedir psikoloji egitimi aliyorum📷yani bir psikologdan eksik bir yanim yok"diyin.Kız böyle bir trip anindayken asla "Say lan okudugun psikoloji kitaplarini" diye bir Şey sölemez.Yani bu planininizin tutmasi için yeterli bir cümledir.Simdi aklinizdan çikarmamaniz gereken diğer konuya gelelim.Kızlar bu tripleri sadece ve sadece dikkat çekmek için yaparlar.Sürekli olarak "Kimse benle ilgilenmiyo📷kimse beni anlamiyo" diye düSünüp etrafindakilerin dikkatini çekmeye çaliSirlar. Amaçlari birinin gelip kendilerinin kaprislerini çekmesini saglamaktan başka bir Şey degildir.
Ama siz gidip kızın yanina onla konuSmaya çaliStiniz diye kızın sizinle konuSacagini saniyorsaniz yaniliyorsunuz. Üzgünüm ama asla böyle bir Şey yapmazlar.iSte bu yüzden sizin olayiniz beyin okumak.Kızların hangi durumlarda hangi tepkileri verdiklerini ögrenebilmek için yillarimizi harcadik ama degdi.Alin size en baba beyin okuma(!) yöntemleri.
Siz kızın yaninda olaganüstü insan tribi çizeceksiniz.O yüzden kız söylemeden Sip diye durumu anlayip sorunu çözün.Bunun için "Dur tahmin edeyim..." cümlesiyle baSlayin ve ikinci kuralimizi uygulayin ve uydurun. Ya tutmazsa gibi bir kayginiz olmasin.Zira uyduracaklariniz yüzdesi yüksek Şeyler olacak. ikinci cümleniz her zaman "Kimse seni anlamiyor📷değil mi?" olsun.Kız kesin onaylayacaktir. Kız onayladiktan sonra her zaman "Neden sorunun ne oldugundan bahsetmiyorsun?" olsun.Kız kesinlikle gerçek sorundan bahsetmeyecektir.çünkü ortada sorun falan yoktur.amaç triptir.Ve kızlar bu tribe girmeden önce "Ulan bir tribe giriyoz ama birisi gelip sorarsa ne diycem?" diye düSünmezler.O yüzden kızın size verecegi en mantikli ve tek cevap "Bilmiyorum📷ya" olacaktir.Dikkat edin kız size bunlari söylerken yüzünüze bakmaktan Siddettle çekinir.Ve sürekli etrafindaki Seylerle ugraSir📷kagit yolar📷sigara üstüne sigara yakar ve tam bu esnada sizin hakkinizda bilinçaltinda bir fikir oluSturur.
"Sanirim herkes senin üzerine geliyor.Kendini bu agir baskinin altinda ezilmiş ve çaresiz hissediyorsun." diye devam edin.işte bu cümle önceden düSünüpte kendine bir sorun bulmamiS olan bu salaklar için çok güzel sanal bir sorundur.Kız sizi derhal onaylar ve "uffffff niye her şeyin sorumlusu ben oluyormuSum sanki?" diye size trip atiyor olduğunu iyiden iyiye belli eder.
Sorunu yaratan siz oldugunuza göre çözecek olanda sizsiniz.Simdi sogukkanliliginizdan hiç taviz vermeyerek "Ailenle aran nasıl" diye sorun."Hiç sorma📷 beni hiç anlamiyolar📷neymiş ben Söyleymişim📷böyleymiSim📷 hep suçlu benim zaten" tribine girmemesi mucize olacaktir. "Bak hepimizin ailemizle sorunlari var📷ama onlari suçlarken onlarin senin yasinda olmadığıni ve senin gibi düşünemeyeceklerini asla aklindan çikarma.Seni anlamalarini beklemen bile çok büyük bir hata." diyerek konuşmanizi sürdürün.Bu sırada kız sürekli sizi onaylayacak ama asla ve asla sizi dinlemeyecektir.Siz konuşurken kızın dikkat ettigi tek Şey sizin ses tonunuz📷 haraketleriniz ve onunla ilgileniyor olusunuzdur.Bu yüzden konusmanin bu kisminda olabildigince uydurun.Kız zaten Su siralarda sizden hoşlanmaya baslamistir.Sizin olayiniz garantilemek.
Kız biraz konustuktan sonra çok feci rahatlayacak ve size gülümsemeye baslayacaktir.Evet iSte baSardiniz.Kızın kafasinda📷hem yakişikli📷hem kültürlü📷hem de beni anliyo📷daha ne istiyim yaaa" izlenimini bırakmayı baSardiniz.Simdi de bu izlenimi daha da güçlendirmek için Su cümleyi kurun"Bak ben her zaman yanindayim📷bir sorunun oldugunda bana gel hem dostlar bugünler içindir📷senin için elimden ne geliyosa yaparim " diyin.
Bravo!Kız artık kendi trip ve kaprislerine katlanacak birini buldu.Artık her gün sirf siz yanina gidip konuşun diye trip yapmaya başlayacak.Sizde bunu bildiginiz için hergün kıza uyduruk poroblemler yaratip çözecek ve kızın aklini başindan alacaksiniz.
Bunlari her kıza uygulayabilirsiniz.Sorun çikmayacaktir emin olun.Bu taktikleri ögrendiginize göre artık kız hakkinda her türlü bilgiyi toplayabilirsiniz.
3_KIZLAR NELERDEN HOSLANIR?
Kızların hoslandigi şeyler standarttir.Bunlarin ne olduklarini mutlaka bilmelisiniz.Peki nedir bunlar?
Müzik dinlemek.📷 Sinema📷 Cafeler 📷Makyaj📷Dedikodu.
Tabiki kızlar bahsettigimiz bu seylerden sanat olanlariyla gerçekte kesinlikle ilgilenmezler.Diğerleriyse onlar için neredeyse hayat biçimidir. Kızların hepsi müzikten hoslandiklarini söyler ama müzikten kasitlari sizinkiyle ayni şey degildir.Kızlar için büyük önemi olan 3 sanatçi(!) vardir. Bunlar: Tarkan📷 Dogus ve Cengiz Kurtoglu'dur. Bunlardan hoslanmayan kız görmedim.Ama klasik olarak hepsi bunlardan nefret ettiklerini söyleyecektir.Sakin inanmayin.Trip atiyorlar. Demek ki yapmamiz gereken seylerden biride kızların hoslandiklari müzik türleri hakkinda az da olsa bilgi sahibi olmaktir.Bu ne isinize yarayacak?Kızı tavlamanin en kolay yolu kızla ileri derecede muhabbet kurmaktir. Bu muhabbetlerin ilk kurulum asamasi ise müzik geyigi ile olur.Bakin bir örnek verelim:2 yil önce okulda bir kızı kesiyodum📷kız aaaalci gibi gözüküyo.Yani en azindan üzerinde IRON MAIDEN t-shirtüyle okula gelmis. Merdivenlere oturmus.Takmis kulagina walkmani📷beni kesiyo.Peki ben ne yapiyorum.Hemen kızın yanina gidiyorum.Tanisiyor degiliz.Olsun📷sorun değil📷tanisiriz.Kizdan walkmanini istiyorum📷sahsen ben de Heavy aaaal dinlerim.Amacim hemen oraçıkta kızla bir aaaal müzik muhabbeti kurup kizla muhabbeti koymak.Ama o da nesi?Bu kız bana walkmanini verdiginde ben dumurdan dumura kosuyorum.çalan kasetengiz Kurtoglu Klasikleri...Kopmamamak için kendimi zor tutuyorum ve hemen aninda taktigi degistirip Cengiz'ci moduna giriyorum.Kız iki günde tav oluyo📷bir süre çikip ayriliyoruz. Bu olaydan çikartilacak çok önemli dersler var: Kızlar hiçbir zaman gözüktükleri gibi degildir Kız tavlamak istiyosak her zaman uydurmaya hazir olmaliliyiz Kızın suyuna gitmezsen asla kızı tavlayamazsin
Kızlar çogunuzun sandigi gibi yaksikliliga değil karizmaya önem verir.Yani çok karizmatik bir erkegin kız tavlama sansi çok yakisikli bir erkekten yüz kat daha fazladir.
Peki nasıl karizma yapilir?
Yillardir yaptigimiz arastirmalar bazı davranis kaliplarinin kızlar üzerinde diğerlerinden çok daha fazla karizmatik bir etki biraktigini göstermistir. Kız milletinin en sevdigi şey karsisinda ki erkegin her zaman kendisiyle ayni şekilde düsünüyor olmasidir.Kızlar entellektüel erkeklere diğerlerinden daha fazla önem verirler.Yani bu salak kizlari tavlamk için en güzel yol daha öncede belirtiğimiz gibi uydurmrktir. Mesela kızların en zayif noktalarindan biri de psikoloji ve felsefedir.Tavlamak istediginiz kızla muhabbet ederken eninde sonunda bu kız size "nelerden hoslanirsin?" diye bir soru soracaktir.Hiç tereddüt etmeden "Kitap okurum📷müzik dinlerim📷sinemaya giderim📷gezerim" diye cevap verin.Göreceksiniz kız o andan itibaren sizinle daha fazla ilgilenmeye baslayacak. Bu kızlar salak olduklari kadar meraklida olduklarindan hemen "ne tarz kitaplar okuyosun?" diye soracaktir.Hemen artık roman okumadiginizi📷uzun süredir psikoloji ve felsefeyle ilgilendiginizi ve sadce bu konuda kitaplar okudugunuzu üstüne basa basa söyleyin. Tabi ki bunlari aslinda hiç okumayacaksiniz.Ama bu salak kızların okuduklari en son kitap genellikle Cin Alidir.Yada en iyi ihtimalle salak ötesi ask romanlari okurlar.peki siz bu durumda ne yapacaksiniz?Tabiki ikinci kuralimizi uygulayacaksiniz.Yani uydurabildiginiz kadar uyduracaksiniz.Kızlar basta da söyledigimiz gibi psikoloji ve felsefe lafini duyar duymaz size çok fazla önem vermeye baslarlar. Ama bu ilgiyi yüze katlayacak bir yöntem daha vardir.Bazı terimler kızlar üzerinde tahmin edebileceginizden daha fazla etki birakir.Bunlarida açikliyorum.Söze söyle baslayin:"Diyalektik materyalizmin tarihsel gelisim sürecinde birçok realistik ve skolastik yaklasimla karsilasilmistir ve bu yaklasimlarin avantgart kültür döngüsü içerisinde birçok pozitivistik akim dogmustur."
Bunlari duyan kızın eve gidince sizi düsünmekten başka hiçbir çaresi yoktur.Aslinda yukaridaki cümle hiçbir anlam içermez ama içinde olabilecegi kadar çok terim vardir.Burdan da sunu anliyoruz ki kızlar terimsel ve anlasilmaz konusan erkekleri karizmatik bulurlar.Uydurabildiginiz kadar uydurun.Kesinlikle anlayamazlar.Bu yöntem onlarca kızın üzerinde denenmis ve hepsinde de olumlu sonuç alinmistir. Ayrica kız bunlari duyunca "evet haklisin📷bende çok severim psikolojiyi📷hep psikoloji okurum gibi bir tavirla karsililik verir.Tabi ki kız uyduruyodur.Bunu yapan kız artık sizin demektir.çünkü kızlar bunu sadece karsisinda ezilmek istemediklei erkeklere yaparlar. Sakin kıza "hangi yazarlari okursun" gibi bir soru sormayin📷kızı kaybedersiniz.Ama yine ikinci kuralimizi uygulayarak kıza hangi yazrlarin hangi kitaplarini okudugunuzdan bahsedin.Mesela ben 30'dan fazla kızı aslinda bir yönetmen olan Arthur Gordon'un 10'dan fazla psikoloji kitabini okuduguma inanadirdim.Diyoruz ya bu kızlar harbiden salak olduklarindan bu saatten sonra söleyeceginiz herseye inanirlar. Hiçbiri de çikip "nasıl olur ya📷Arthur Gordon yönetmen bir kere" demedi.Ama diyelimki sizin tavlamaya çaistiginiz kız bunu söyledi📷o zaman da kural ikiyi aklimizdan çikarmayarak "aaa📷hadi yaaa!Kesin isim benzerligidir.Ben sahsen okudum o kadar kitabini inanmiyorsan yarin sana getireyim bütün kitaplarini" gibi bir tavra girin.Bu kız milleti harbiden salak oldugu için buna inanacaktir.Tabiki ertesi gün kıza lkitap filan götürmiyceksin.Kızın "hani bana kitap getiriyodun?"seklinde bir soru sormasi ihtimali çok çok düsüktür ama sorarsa "ya sorma dün gece sabaha kadar bir kitabi bitirdim aklimda o vardi sadece📷yarin getiririm" diyin.Bu hem kızın size baglanmasini hemde kızın gözündeki karizmanizin feci şekilde artmasini saglar.
Kızla zaten yavastan muhabbete basladiniz📷artık gerisi siz istemesenizde gelir.Kız size "ne tür müzikler dinlersin?" diye sordugunda sakin kesin bir tarz belirtmeyin📷kulaga hosgelen herseyi dinlediginizi ama slow müzikleri tercih ettiginizi belirtin.Kızın gözünde daha da fazla büyüyeceksiniz.
Kızların en çok ilgilendikleri bir diğer konu ise "güzellik"tir.En çirkin kız bile kendini dünya güzeli sanar.Size düsen görev kızın bu egosunu tatmin etmesini saglamaktir.Sürekli kıza ne kadar güzel olduğunu "ima edin".Ama sakin fazla abartmayin.Yagcilik yaptiginizi düsünüp sizden uzaklasirlar.
Kızla daima yakin olabilmek için her daim kızın hoslanacagi konular hakkinda sallama kapasitesine sahip olmaniz gerekir.Kızın yaninda konusacak birsey bulamazsaniz kız sikilir ve tavlamak gitgide daha zor hale gelir.Bu durumda basvurulabilecek en iyi kaynak "Bizim bir arkadas var..."diye baslayan atmasyonlardir.Bu konu basligindan istediginiz kadar sallayabilirsiniz.Evet📷kız "hadi bee📷olamz öyle şey📷git belge getir!" demez ama fazla abartirsaniz içten içe sizin iflah olmaz bir palavraci olugunuzu düsünür ve size çok feci şekilde kil olur.Yüzünüze bakip size gülümsemesi bu salak kızın size kil kapmadigini göstermez. Burada dikkat edilecek tek nokta kızın anlamadigi konularda atip tutmaktir.Ama tutup kıza arkadasinizin arabasinin motor yagini degistirirken sanzimanda olusan bir sorunu gidermeye çalisirken basina gelen komik bir olayi anlatan bir senaryo uydurursaniz kız sizden tiksinir.Ama mesela arkadasinizin basindan geçtigini uydurdugunuz komik bir olaydan bahsedebilirsiniz ama tabi ki bunu bir erkek arkadasiniza anlatir gibi ayilik yaparak anlatirsaniz kızın gözünde tamamen bitersiniz.Kıza bir şeyler anlatirken kesinlikle küfür etmeyin📷biliyorum bu sizin için çok zor ama sabredin biraz.Bu konuya ileride tekrar deginecegiz ama sizin yinede aklinizida bulunsun: karsinizdaki ne kadar samimi olursaniz olun neticede bir kız ve bu kızla kesinlikle normal erkek arkadasalarinizla konustugunuz gibi konusamazsiniz.
Bunlarin yani sira ne yapip edip bir gitar alin yada bulun.çok da pahali olamayan bu alet kizn kalbini fethetmek için birebirdir.Her kız bu tuzaga düser.Salak olduklarini illa belli ederler yani.)Gitari aldiktan sonra su 4 sarkiyi yarim yamalakta olsa çalin:
1)Haluk levent=Ankara📷2)Haluk Levent=Akdeniz Aksamlari📷3)Baris Manço=Gülpembe ve son olarak ta Eagles=Hotel California.Bu dört sarkida inanilmaz derecede basittir ve bu da yetmiyormus gibi kız sizi bunlari çalarken gördügünde size kelimenin tam manasiyla çarpilir. Kız derhal sizden bir sarki çalmanizi isteyecektir.Ama siz bu dört sarkidan başka sarki bilmiyorsunuz ki!Bu durumda da her zaman yaptığınız gibi sallama yolunuz sonuna kaddar açik.Kız böle bir şey derse📷hemen"ben aslinda elektro gitar çaliyorum ve bilmem böle sarkilari" diyin.Kızın karsisinda rezil olmak söyle dursun📷kızın gözünde karizmaniz iki kat artar.
Bu salak kızların zayif noktalarindan bir diğeri ise "kiskançlik"tir.Bunlar en yakin arkadaslarini bile kiskanirlar.Bu egolariyla oynayip kızı elde etmenin duruma göre degisen 2 yolu vardir.
Birincisi kıza yavsamak ve kızın gözüne girmek için kiskandigini bildiginiz kisiler hakkinda atip tutmak ve kıza "onunla ayni fikirleri paylastiginizi kıza belirtmektir.Konuyu bir örnekle açiklayalim:siz Ayseyi tavlamak için ugrasiyorsunuz ama ortamda her haliyle Ayse'den çok çok daha üstün bir kız daha var.O da Nese.Sizde zaten Nese'nin hiçbir kosulda sizle çikmayacagini bildiginiz için Ayse'yi tavlama istegindesiniz. Bu durumda Ayse %1.000.000 ihtimalle Nese'yi kiskaniyordur.Siz Ayse'yle basbasayken hemen Nese'yle ilgili bir muhabbet açin ve atip tutun.Unutmayin kız milleti salak oldugu için Ayse bu yalanlari ciddiye alip gaza gelecek ve Nese'ye karsi duydugu kiskançligi "Zaten bende uyuz oluyorum" formatinda size sunacaktir.Bu haraket kızı tavlamak için çok önemlidir.Kız gaz gelirse kesin o kız sizindir.
Gelelim ikinci yola.Bu taktik📷"tüm ugrasalariniz sonucu kızın size yüz vermemesi durumunda "ve çok alçak dozda uygulanmalidir.Dedigimiz gibi kızların ortamda mutlaka kiskandiklari başka bir kız vardir.Buarada sizin yapmaniz gereken kız sizle ilgilenmedigi zaman gidip onun feci şekilde kil oldugu kıza yavsamaktir.Bunu kızın kendisinin görmesine gerek yok.Ortamdan başka bir kıza göstere göstere yaptığınız taktirde sizin asildiginiz gerçek kızın kulagina gitmesi an meselesidir.Bunu DEdikodunun Kızlar için Yeri Ve önemi Bölümünde uzun uzun inceleyecegiz.ama belirtilmesi gereken çok önemli bir şey var: bu taktik sadece yeri ve dozu çok iyi ayarlandigi zaman ise yarar.Eğer acemiyseniz bu ikinciyi uygulamaniz yarardan çok zarar getirebilir.O yüzden dozaji çok iyi ayarlayin.Dozu iyi ayarlandiginda kız sizi öteki kıza kaptirmamak için gelip kendisi size yavsayacaktir.Anlattigimiz diğer tüm taktikler gibi bu da tarafimizca test edilip onaylanmistir.Fakat bu son anlattigimiz gerçekten çok tehlikeli sonuçlar dogurabilir ve ekibimiz yiyeceginiz tokat ve/ya küfürlerden dolayi hiçbir sorumluluk kabul etmez.
Kızlar aslinda sanildigi gibi öyle çok romantik falan degillerdir.Akillari fikirleri aaatedir. Evet dogru okudunuz.Aslinda bastan beri siz kızı tavlamak için ugrasirken kız(tav olduktan sonra)"su çocukla bir çiksam da beni bir güzel yalasa yutsa" diye düsünür. Bunu iliskinizin en son dönemlerinde hepsi itiraf eder.Ama siz sakin bunu bildiginizi ona belli etmeyin.Siz kızın yaninda sürekli romantik ve entellektüel bir centilmen rolü çizin.Bu kızı tavlamanizi çok fazla derecede kolaylastiracaktir.
Bir kere kıza her firsatta çok romantik ve duygusal biri oldugunuzu ve hiçbir kızın sizi anlamadigini söyleyin.Bu📷 kıza "sizin onunla romantik bir ilişki yasamak istediginiz" bilinçalti mesajini verir.çünkü kızlar(kendileri sanki hiç degillermis gibi)azgin erkeklerden nefret ederler.Dedigimiz yöntemleri uygularsaniz kızla o kadar çok yatarsiniz ki bir süre sonra kızla yatmaktan sikilirsiniz.simdi tabiki bu size inandirici gelmiyor ama biraz sabredin göreceksiniz.ilk baslarda iliskiyi sakin aaa temelinde insa etmeyin📷o zaman dedigimiz gibi sizin azgin biri oldugunuzu anlayip sizi terkederler📷 harcadiginiz onca emek bosa gider.Ama beni dinleyip asagida daha da deteyli anlatacagim teknikleri uygularsaniz kız öyle bir azar ki📷sizin üzerinize atlar ve siz kızın altinda kendinizi plastik erkek gibi hissedersiniz.
4-KUR YAPMA VE KIZA YAVSAMA FASLI
Artık kızlar hakkinda her türlü bilgiye sahipsiniz.Sira geldi kıza yavsamaya.Bu konuyu okurken "kaz gelecek yerden tavuk esirgenmiyecegini" sakin aklinizdan çikarmayin.
Şimdi Bilgi Toplama bölümünde ögrendiklerinizi tekrar ortaya çikarin.Kız hakkinda maximum bilgiye sahipsiniz.
Evet📷simdi daha önce hazirladiginiz listeyi açin.Ve kızın adresine içine isminizi yazmadan bir mektup yazin.Hatta mektubun içine hiçbir şey yazmadan sadece bir kirmizi gül koyun ve "Bu gül kadar sade ve güzel olan askima küçük bir hediye" yazili bir kart ekleyin.Bu salak kız hemen sizin kim oldugunuzu merak etmeye baslayacaktir.Ama asla kesin bir fikir yürütemez yani ertesi gün kız size gelip "mektubunu aldim" demez.Mektubu sizin gönderdiginizi anlamasinin tek yolu elyazinizdir.Eğer kızla ayni siniftaysaniz kızın mektubu almasindan iki gün sonra(sehiriçi posta en geç ertesi gün kızın eline ulasir) bos bir ders yakalayin.Yada bir şekilde kızın sinifta olmadığı bir sırada kızın defterinin arasina yine bir kirmizi gül ile ayni notu birakin.Kız en geç yarin gülü koyanin siniftan biri olduğunu anlayip siniftan erkeklerden süphelenmeye baslayacaktir.
Kız artık siniftan(yada çevresinden)birinin kendisine aşık olduğunu biliyor.Ama siz konudan habersiz gibi davranmaya devam edin.Dua edin ki çok gelismis bir teknoloji var elinizin altinda.Açin o listeden kızın cep telefonu numarasini ve kıza internetten adinizi yazmadan mesaj atin.Askla ilgili bir sürü şey yazin.Nasıl olsa beles. ….. adresinden adinizi yazmaksizin mesaj atmaniz olasi.Ad olarak çilgin aşık yazin.Kıza sürekli siirler📷 kara sevda içerikli şeyler yollayin.Mümkünse bunlari gecenin ilerleyen saatlerinde yollayin.Konuyu abartmanizda hiçbir sakinca yok. Hatta kız mesajlari silmek için yarim saat ugrassin.Bu kızların inanilmaz hosuna gider.Bu mesajlarda aslinda ona çok yakin biri oldugunuzu ama kızın asla sizin kim oldugunuzu tahmin edemeyeceginden dem vurun. Kız mesajlari atanin siz oldugunuzu çok geçmeden anlayacak fakat asla bunu size soramayacaktir.üçüncü asama olarak yine ayni listeden kızın e-mail adresini açin ve kıza yüzlerce e-kart atin.Korkmayin.E-kartlar en fazla 3k yer tutar ve tamamiyle bedavadir.
Daha bir sürü böyle adres var ama biz sadece en iyilerini yazdik.E-kart yollarken dikkat etmeniz gereken seylere gelirsek;öncelikle sunu sakin unutmayin yabanci e-kart servislerinin çogu türkçe karakterleri tanimaz.O yüzden dikkatli olun.ikincisi;yolladiginiz her e-karttan sonra (Remind me when repiricent check this mail(yada e-kart yerine ulasirsa bana haber ver)kutusunu mutlaka tiklayin.Böylece kızın size ne kadar deger verdigini ölçmüs olursunuz.Ayrica bir e-kart yollayabilmeniz için bir e-mail adresiniz olmasi lazim.Tabiki sizin bir e-mail adresiniz var ama gerçek adinizin yazili oldugu bir e-mailden kıza mail atmak gibi bir salakliga kalkismayin.Hemen gidin kendinize from bölümünde çilgin Aşık yazan bir hesap açtirin.Hotmail size çalisiyor.Kız iyice meraktan kudursun.Bu merak sayesinde hiç degilse bile size hemen aşık olacaktir.Güvenin bana. simdi bu meraki arttirmak için elinizden geleni📷 yapin.Yüzlerce e-kart atmaniz icap ediyosa atin.Sakin üsenmeyin.Kız bunlara tek tek bakmasa bile en azindan sizden yüzlerce e-kart aldigini bildiginden size yani bu çilgin Asik'a olan ilgisi gitgide artacaktir.
Artık kız meraktan kudurmak üzere.Ama yilmayin.Açin ICQ'nuzu ve White Pages'i arayin.En kisa zamanda kızın ICQ numarasida elinizde olacaktir. Baslayin mesaj yollamaya.Kızın "listeye almadan önce bana sor" seçenegini isaretlemesini bir kenara birakin böyle bir seçenegin varligindan bile haberi yoktur.O yüzden killanmaniza gerek yoktur.Ama ICQ'dan mesaj atarken sakin ola abarmayin.Ters teper.Denenmis tastik edilmistir. Yine ICQ mesajlarinizda ask📷meskten bahsedin.
Daha sonra olayi abartip kıza bir web sitesi hazirlayin."Oha!" dediginizi duyar gibiyim ama korkmayin biz bunuda düsündük ve sirf siz kız tavlayabilesiniz diye bir web sitesi yaptik. Eğer bu siteyi sevgilinize uyarlamak isterseniz bize mail atin yeter. Size her türlü yardimci oluruz.Yeterki siz kız tavlayin. Olmadi özel birsey isterseniz o zamanda elimizden geldigi kadar yardimci olmaya çalisiriz.Yada açin FurontPeyç'i kıza döktürmeye baslayin. Unutmayin mikrosoft furontpeyç'i sirf bu durumlar için yapti.Sonuçta bizim gibi Notepad'i açip sakir sakir html yazmaniza gerek yok.Kız bu siteyi görünce kafadan kopucak. Artık size aşık olmamasi için kızın Macromedia Flash profesörü olmasi lazim.Aksi takdirde kız bu sitenin çok zor kosullar altinda imal edildigini sanip sizin asiri bilgili bir Webmaster oldugunuzu düsünmemesi için hiçbir neden yok. Artık bu kız sizin.Yok diyosanizki"Ya başka birisi Flash'la bir site yapip kızı benden önce tavlarsa "korkmayin. Ekibimiz haril haril Flash ögreniyor.En kisa zamanda Flash'la bir site yapip siz degerli arkadaslarimizin hizmetine sunacagiz.Ama yinede belitmekte fayda var ülkemizde hayvani derecede Flash bilen kişi sayisi zannettiginizden daha az.
Neyse📷siteyide yaptiginiza göre artık kızın sizle çikmamasi için herhangi bir neden kalmadi. simdi asagidaki butona tiklayarak nasıl çikma teklifi edeceginizi de ögrenebilirsiniz.Yolunuz uzun ama bu uzun yolda biz profesyonel söförler olarak size sürekli rehberlik edecegiz.Hadi yine iyisiniz)

Devam edecek....
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.06.07 02:19 karanotlar Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı
https://preview.redd.it/03231g4bsd351.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=fa03d3d71cf7ec53a8f54d5bacaebd8a060efb2c
Dünyada sadece tek bir medeniyet var
Mark Zuckerberg insanlığı çevrimiçi ortamda birleştirme hayalleri kurarken, son zamanlarda çevrimdışı diyarda cereyan eden olaylar “medeniyetler çatışması” tezinin ateşini körükledi. Pek çok âlim, siyasetçi ve sıradan vatandaş Suriye iç savaşı, IŞİD’in peydahlanması, Brexit’in yarattığı kargaşa ve Avrupa Birliği’nde yaşanan istikrarsızlık gibi konuların hepsinin “Batı Medeniyeti”yle “İslam Medeniyeti” arasındaki çatışmadan kaynaklandığına inanıyor. Batı’nın Müslüman milletlere demokrasi ve insan hakları getir-me girişimleri şiddetli bir İslami tepkiye yol açtı ve Müslüman göçü dalgası beraberinde gerçekleşen İslami terör saldırıları sonucu Avrupalı seçmenler çokkültürlülük hayallerini rafa kaldırıp yabancı düşmanı yerel kimliklere meyletmeye başladı.
Sözkonusu teze göre insanlık ezelden beri birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan dünya görüşlerine sahip bireylerin oluşturduğu farklı medeniyetlere ayrılmıştı. Bu birbiriyle bağdaşmayan dünya görüşleri medeniyetlerarası çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. Nasıl ki tabiatta farklı türler doğal seçilimin acımasız yasaları doğrultusunda hayatta kalmaya çalışıyordu, medeniyetler de tarih boyunca defalarca çatışmış ve sadece en güçlü olanlar hayatta kaldığından olan biteni onlar aktarmıştı. Bu amansız hakikati göz ardı edenler, ister liberal siyasetçiler ister akılları beş karış havada mühendisler olsun, hatalarının ceremesini çekeceklerdi.’ “Medeniyetler çatışması” tezinin pek çok siyasi çıkarımı var. Tezin savunucuları “Batı”yla “Müslüman âlemi” birleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor. Müslüman ülkeler asla Batı’nın değerlerini benimsemeyecek, Batılı ülkeler de asla Müslüman azınlıkları özümsemeyi başaramayacak. Buna istinaden ABD, Suriye veya Irak’tan gelen göçmenleri kabul etmemeli ve Avrupa Birliği de çokkültürlü-lük yanılgısından kurtulup göğsünü gere gere Batı kimliğine bürünmelidir. Uzun vadede doğal seçilim sınavından sadece tek bir medeniyet geçecektirve Brüksel’deki bürokratlar Batı’yı İslam tehlikesinden korumayı reddediyorsa o vakit Birleşik Krallık, Danimarka ya da Fransa bu işin altından kendi başına kalkmalıdır.
Oldukça yaygın olsa da hatalı bir tezdir bu. Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği “medeniyet”, Batı’ya özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. IŞİD, İran’la ABD’yi ona karşı birlik olmaya boşuna itmedi. Ayrıca ortaçağdan kalma tüm fantezilerine rağmen, aşırı İslamcılar bile sırtlarını 7. yüzyıl Arabistan kültüründen ziyade çağdaş küresel kültüre dayıyor. Ortaçağ çiftçi ve tüccarlarının değil dışlanmış modern gençlerin korku ve umutlarına hitap ediyorlar. Pankaj Mishra ve Christopher de Bellaigue’un güçlü bir şekilde ortaya koyduğu üzere, radikal İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri kadar 19. yüzyıl Avrupalı anarşistlerinin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i dahi gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru olur.
Daha da önemlisi “medeniyetler çatışması” tezine dayanak olarak tarihle biyoloji arasında kurulan alegori yanlış. Küçük kabilelerden devasa medeniyetlere kadar her tür insan topluluğu hayvan türlerinden esas itibarıyla farklıdır ve tarihsel çatışmalar doğal seçilimden büyük farklılıklar gösterir. Hayvan türleri binlerce yıl sağlam kalan nesnel kimliklere sahiptir. Şempanze mi goril mi olduğunuz inançlarınıza göre değil genlerinize göre belirlenir ve farklı genler başka toplumsal davranışlar dayatır. Şempanzeler dişi erkek karışık gruplar halinde yaşar. İktidar için her iki cinsiyetten destekçilerin ittifakını sağlayarak yarışırlar. Buna karşın gorillerde tek bir baskın erkek, dişilerden oluşan bir harem kurar ve lider genellikle konumunu sarsma tehlikesi taşıyan diğer erkekleri kovar. Şempanzeler gorillere özgü toplumsal düzenlemeleri benimseyemez, goriller şempanzeler gibi örgütlenemez ve bildiğimiz kadarıyla şempanze ve gorillerin kendilerine özgü toplumsal sistemleri onyıllardır değil yüz binlerce yıldır süregelmiştir. İnsanlarda buna benzer bir şey göremeyiz. Evet, insan topluluklarının da kendilerine has toplumsal sistemleri var ama bunları belirleyen genler değil, ayrıca birkaç yüzyılı aşkın süre boyunca sağlam kalan birsistem de pek yok.
Örneğin 20. yüzyılda yaşayan Almanları ele alalım. Yüz yıldan kısa bir süre içinde Almanlar kendilerini altı farklı sistem içerisinde teşkilatlandırdı: Ho-henzollern Hanedanı, Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich, Alman Demokratik Cumhuriyeti (namıdiğer komünist Doğu Almanya), Almanya Federal Cumhuriyeti (namıdiğer Batı Almanya) ve son olarak yeniden birleşen demokratik Almanya. Elbette Almanlar Almanca konuşmayı, bira içip bratwurst yemeyi sürdürmüştür. Ama Almanları tüm diğer milletlerden ayıran kendilerine has ve II. Wilhelm’den Angela Merkel’e kadar değişmeden kalmış bir öz var mı? Ve böyle bir şey buldunuz diyelim, o şey bin ya da beş bin yıl önce de var mıydı?
Yürürlüğe girmeyen Avrupa Birliği Anayasası Önsözü, “Avrupa’nın ihlal edilemez ve şahısların elinden alınamaz insan hakları, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin oluşmasına temel sağlayan kültürel, dini ve insani mirasın” esas alındığını ifade ederek başlıyor.’ Bu söylem doğrultusunda Avrupa medeniyetini insan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin belirlediği izlenimini edinebiliriz rahatlıkla. Antik Atina demokrasisiyle günümüz Avrupa Birliği arasında doğrudan bir bağlantı kurarak Avrupa’nın 2500 yıllık özgürlük ve demokrasi geleneğini öven pek çok söylev bulunur.
Durum filin kuyruğunu tutup fil denen hayvanı bir çeşit fırça sanan kör adamın hikâyesinden farksız. Avrupa’nın yüzlerce yıldır demokratik fikirler barındırdığı doğru ama bu fikirler hiçbir zaman bütünlüklü değildi. Atina demokrasisi tüm görkemine ve yarattığı etkiye karşın sadece iki yüz yıl hayatta kalabilmiş ve Balkanlar’ın ufak bir köşesinde isteksizce uygulanmış bir deneyden ibaretti. Avrupa medeniyeti geçtiğimiz 2500 yıl boyunca demokrasi ve insan haklarının beşiği olduysa, Sparta ile Jül Sezar’ı, Haçlılar ile Konkistadorlar’ı, Engizisyon ile köle ticaretini, XIV. Louis ile Napolyon’u, Hitler ile Stalin’i nereye oturtacağız? Bunların hepsi yabancı medeniyetlerden gelen davetsiz misafirler mi? Esasen Avrupa medeniyetini Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyorsa. Ve bu medeniyete yüzyıllar içinde son derece farklı anlamlar yüklenmiş. İnsan topluluklarını süregiden herhangi bir şeyden ziyade uğradıkları değişimler tanımlar ama insanlar hikâye anlatma becerileri sayesinde kendilerine her koşulda kadim bir kimlik yaratmayı başarırlar. Ne tür devrimler yaşanırsa yaşansın insanlar genellikle eskiyle yeniyi aynı potada eritirler. Bireyler bile devrim niteliği taşıyan şahsi değişimlerini anlamlı ve güçlü bir hayat hikâyesi oluşturacak şekle sokabilir: “Bir zamanlar sosyalisttim ama sonra kapitalist oldum; Fransa’da doğdum ama şimdi ABD’ de yaşıyorum; evliydim ama boşandım; kansere yakalandım ama iyileştim.” Aynı şekilde Almanlar gibi bir topluluk da kendilerini geçirdikleri deneyimler üzerinden tanımlayabilir: “Bir zamanlar Naziydik ama dersimizi aldık ve artık barış yanlısı demokratlarız.” Önce 11. Wilhelm, sonra Hitler ve son olarak da Merkel dönemlerinde kendini gösteren nevi şahsına münhasır bir Alman niteliği aramaya gerek yok. Alman kimliğini belirleyen, bu kökten dönüşümlerin ta kendisi. 2018′ de Almanlık liberal ve demokrat değerleri savunurken Naziliğin ağır mirasıyla cebelleşmek demek. 2050’de ne anlama gelir kim bilir.
İnsanlar çoğunlukla, özellikle de konu temel siyasal ve dini değerler olunca, bu değişimleri görmezden gelir. Sahip olduğumuz değerlere yedi ceddimizden kalma kıymetli miraslarmış muamelesi yaparız. Ne var ki böyle yapabilmemizin yegâne sebebi ceddimizin ölüp gitmiş ve söz alamayacak olmasıdır. Örneğin Yahudilerin kadınlara karşı tutumunu ele alalım. Günümüzde aşırı Ortodoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor. Aşırı Ortodoks Yahudilere yönelik reklamlarda sadece erkeklere ve erkek çocuklara yer veriliyor; kadınlar ve kız çocukları asla kullanılmıyor.
2011’de aşırı Ortodoks tandanslı Brooklyn gazetesi Di Tzeitung, Usame bin Ladin’in ikamet ettiği komplekse düzenlenen baskını izleyen ABD’li devlet görevlilerinin fotoğrafını, fotoğraftaki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da dahil, kadınları dijital yöntemle silerek yayınlayınca bir skandal patlak vermişti. Gazete daha sonra yaptığı açıklamada, Yahudi “tevazu kaideleri” gereği böyle yapmak zorunda kaldıklarını söylemişti. Benzer bir skandal Ha-Mevaser gazetesi Charlie Hebdo katliamının ardından düzenlenen gösteride çekilmiş bir fotoğraftan Angela Merkel ‘i, olur da Merkel ‘in resmi sadık okurlarının zihnine şehvet tohumları ekerse diye çıkarınca yaşanmıştı. Başka bir aşırı Ortodoks gazetenin yayıncıları da bu davranışı desteklemiş, “Arkamızda binlerce yıllık Yahudi geleneği var,” diye açıklamıştı.
Kadınların görülmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinagoglar. Ortodoks sinagoglarında kadınlar erkeklerden itinayla ayrı tutuluyor ve dua eden ya da Kutsal Kitap okuyan erkekler ezkaza kadın bedeni görmesin diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar. Peki ama tüm bunlar binlerce yıllık Yahudi geleneğine dayanıyorsa, arkeologlar İsrail’deki Mişna ve Talmud dönemlerinden kalma antik sinagogları kazdı-ğında ortaya çıkan gerçekleri, cinsiyet ayrımına dair hiçbir kanıt bulunmamasından öte, kimi yarı çıplak denilebilecek kadınların resmedildiği güzide yer mozaiklerini ve duvar resimlerini ne yapacağız? Mişna ve Talmud’u kaleme alan hahamlar bu sinagoglarda dua edip çalışmış ama günümüz Ortodoks Yahudileri bunları günah, dine hakaret ve eski geleneklere saygısızlık olarak değerlendiriyor.
Eski geleneklerin bu minvalde çarpıtılmasına dair örneklere her dinde rastlanır. IŞİD, İslam’ın özgün ve saf haline dönmekle övünür ama aslında yepyeni bir İslam anlayışları var. Eski kutsal metinlerden alıntı yaptıkları doğru ama hangi metinleri kullanıp hangilerini göz ardı edecekleri ve alıntıladıkları kısımları nasıl yorumlayacakları hususunda ihtiyatlı davranıyorlar. Esasen kutsal metinleri işlerine geldiği gibi yorumlama tavırları da başlı başına çağdaş bir olgu. Bilindiği üzere, tefsir, eğitim görmüş ulema sınıfının, Kahire’deki El-Ezher gibi saygın kurumlarda İslam hukuku ve teolojisi çalışan âlimlerin tekelindeydi. IŞİD liderlerinin pek azı böyle bir eğitime sahip; ulema sınıfının en saygın mensupları, Ebu Bekir el-Bağdadi ve şürekâsını cahil ve azılı mücrimler olarak görüp kınıyorlar.
Bu durum IŞİD’i, kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam dışı” ya da “İslam karşıtı” kılmıyor. Barack Obama gibi Hıristiyan liderlerin kalkıp Ebu Bekir el-Bağdadi gibi Müslümanlığı kimlik edinmiş kişilere Müslüman olmanın ne demek olduğunu anlatmaya cüret etmesi de son derece ironik.8 İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne anlam atfederse İslam da o anlama gelir.9
Almanlar ve goriller İnsan gruplarıyla hayvan türlerini birbirinden ayıran çok daha keskin bir fark var. Türler çoğu kez ayrılır ama asla birleşmez. Yedi milyon yıl kadar önce şempanze ve gorillerin ortak bir atası vardı. Bu tek ata türü zamanla kendi farklı evrimsel yollarını tutan iki popülasyona ayrıldı. Böyle bir sürecin bir kez gerçekleştikten sonra geri dönüşü yoktur. Farklı türlere ait canlılar çiftleştiğinde kendi aralarında üreyebilen yavrular doğuramadığından, türlerin kaynaşması mümkün değildir. Goriller şempanzelerle, zürafalar fillerle, köpekler kedilerle birleşemez.
Bunun aksine insan kabileleri zaman içinde gittikçe daha büyük gruplar meydana getirecek şekilde kaynaşma eğilimindedir. Çağdaş Almanlar kısa bir süre öncesine kadar birbirinden pek haz etmeyen Saksonlar, Prusyalılar, Svabyalılar ve Bavyeralıların birleşmesiyle oluşmuştur. Denildiğine göre, Otto von Bismarck (Darwin’in Türlerin Kökeni eserini okuduktan sonra) Avusturyalılarla insan arasındaki kayıp halkanın Bavyeralılar olduğunu ifade etmiştir.’0 Fransız halkı Franklar, Normanlar, Bretonlar, Gaskonlar ve Provanslıların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Kanalın diğer tarafında da İngiliz, İskoç, Galli ve İrlandalıların (isteseler de istemeseler de) kay-naştırılmasıyla Britanyalılar meydana gelmiştir. Çok geçmeden Almanlar, Fransızlar ve Britanyalılar da kaynaşıp Avrupalıları oluşturabilir.
Londra, Edinburgh ve Brüksel’de yaşayan insanların bugünlerde güçlü bir biçimde fark ettiği üzere birleşmeler her daim ebedi olmuyor. Brexit hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği’nin eşzamanlı olarak çözülmesini pekâlâ tetikleyebilir. Ancak uzun vadede tarihin ne yönde seyredeceği belli. On bin yıl önce insanlık sayısız münferit kabileye bölünmüş durumdaydı. Geçen her bin yıl bu parçalar daha büyük yığınlar meydana getirecek şekilde iç içe geçti ve birbiriyle bağlantısı bulunmayan medeniyetler giderek azaldı. Kalan birkaç medeniyet de tek bir dünya medeniyetine dönüşecek şekilde kaynaşıyor. Siyasi, etnik, kültürel ve ekonomik ayrımlar hâlâ var ama bunlar asli birliği bozmuyor. Hatta kimi ayrımları mümkün kılan da bu geniş ve kapsamlı ortak yapı. Mesela ekonomide, herkes aynı piyasaya iştirak etmezse işbölümü başarıyla sağlanamaz. Bir ülkenin otomobil veya petrol üretiminde uzmanlaşması ancak buğdayve pirinç üreten başka bir ülkeden gıda ürünü temin edebiliyorsa mümkündür.
İnsanların birleşme sürecinin iki belirgin biçimi var: farklı zümreler arasında bağlantı kurmak ve zümreler arasındaki faaliyetleri homojenleştirmek. Oldukça farklı davranmaya devam eden zümreler arasında bile bağlantılar kurulabilir. Hatta can düşmanı zümreler arasında bile bağlantı kurulabilir. İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Tarihçiler, küreselleşmenin 1913’te zirveye ulaştığını, ardından dünya savaşları ve Soğuk Savaş sırasında uzunca bir süre düşüşe geçip ancak 1989’dan sonra yeniden yükselmeye başladığını iddia ederler çoğunlukla. ” Bu tespit ekonomik küreselleşme açısından doğru kabul edilebilir ama fark içermekle beraber aynı derecede önem taşıyan askeri küreselleşmeyi göz ardı eder. Fikirlerin, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar. 1918’de ABD’nin Avrupa’yla bağı 1913’e nazaran daha güçlüydü ve iki dünya savaşı arasındaki dönemde uzaklaşan tarafların kaderi 11. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’la ayrılmaz bir şekilde iç içe geçti.
Ayrıca savaş insanların birbirine ilgisini körükler. ABD’nin Rusya’ya duyduğu ilgi Soğuk Savaş döneminde doruğa ulaşmış, Moskova koridorlarında biri öksürse Washington merdivenlerinde bir koşuşturma başlar olmuştu. İnsanların düşmanlarına duyduğu alaka ticaret ortaklarına duyduklarını katbekat aşar. Vietnam hakkında çekilmiş filmlerin sayısı, Tayvan hakkındaki filmlerin sayısını en az elliye katlar.
Ortaçağ olimpiyatları 21. yüzyılın başında dünya farklı zümreler arasında bağlar kurulmasının çok ötesine geçti. Dünyanın farklı yerlerindeki insanlar birbiriyle iletişim kurmakla kalmayıp giderek daha çok benzer inanç ve davranış biçimlerini benimsemeye başladılar. Bin yıl önce gezegenimiz düzinelerce farklı siyasi modele elverişli topraklara sahipti. Avrupa’da bağımsız şehir devletleri ve ufak çaplı teokrasilerle çekişen feodal beyliklerle karşılaşabilirdiniz. İslam dünyasında evrensel hâkimiyet iddiası taşıyan bir halife bulunsa da krallıklar, sultanlıklar ve emirlikler de mevcuttu. Çin imparatorları kendilerini tek meşru siyasi merci olarak görüyor, kabilelerin oluşturduğu birlikler Çin’in kuzeyiyle batısında birbiriyle çatışıp duruyordu. Hindistan ve Güneydoğu Asya’da rejim çeşitliliği hüküm sürerken Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki adalar boyunca hem küçük avcı toplayıcı gruplar hem de genişleyen imparatorluklar yer alıyordu. Bırakın uluslararası yasaları, komşu insan gruplarının bile ortak diplomatik prosedürler üzerinde anlaşamamasına şaşırmamak gerek. Her toplumun kendi siyasi paradigması bulunuyordu ve yabancı siyasi kavramları anlayıp bunlara saygı göstermeleri zordu.
Aksine günümüzde her yerde kabul edilen tek bir siyasi paradigma var. Gezegenimiz iki yüz bağımsız devlete bölünmüş durumda ve bu devletler aynı diplomatik protokoller ve ortak uluslararası hukuk konusunda genellikle uzlaşıyor. İsveç, Nijerya, Tayland, Brezilya; hepsi atlaslarımızda aynı tip renkli şekiller halinde gösteriliyor; hepsi Birleşmiş Milletler üyesi; pek çok farklılık barındırsalar da hepsi aynı hak ve ayrıcalıklara sahip egemen devletler olarak tanınıyor. Aslında hepsi temsil organları, siyasi partiler, genel oy hakkı ve insan haklarına en azından simgesel bir inancı da içine alan pek çok ortak siyasi anlayış ve uygulamaya sahipler. Londra’da ve Paris’te bulunduğu gibi Tahran’da, Moskova’da, Cape Town’da ve Yeni Delhi’de de bir meclis bulunuyor. İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi taraflarını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar. Dünya belki “başarısız devletler” silsilesinden payını almıştıramabildiği tek bir başarılı devlet paradigması vardır. Dolayısıyla küresel siyaset Anna Karenina prensibine göre işliyor: başarılı devletlerin hepsi aynı ama tüm başarısız devletler baskın siyasi formülün şu veya bu içeriğini eksik bıraktıkları için kendilerine has bir biçimde başarısız oluyor. Kısa bir süre önce IŞİD bu formülü toptan reddedip tamamıyla bambaşka, evrensel halifeliği esas alan bir siyasi varlık göstermek istemesiyle dikkat çekti. Fakat tam da bu sebeple başarısız oldu. Pek çok gerilla hareketi ve terör örgütü yeni ülkeler kurmayı ya da var olanları ele geçirmeyi başardı. Ama bunu yapabilmelerinin sebebi küresel siyasi düzenin temel ilkelerini kabul etmeleriydi. Taliban bile uluslararası arenada bağımsız Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmanın peşine düştü. Şimdiye kadar küresel siyasetin ilkelerini reddeden hiçbir grubun kayda değer bir bölgede kalıcı kontrol sağlayabildiği görülmedi.
Belki de küresel siyasi paradigmanın gücünü ortaya koymanın en iyi yolu savaş ve diplomasi gibi ağır siyasi sorulardan bahsetmektense, 2016 Rio Olimpiyatları gibi bir konuya değinmek. Olimpiyatların nasıl organize edildiğini düşünün. 11 bin sporcu din, sınıf ya da dil gözetilmeden, milliyetleri esas alınarak delegasyonlara ayrılıyor. Budist delegasyonu, proletarya delegasyonu ya da İngilizce konuşanlar delegasyonu diye bir şey yok. Birkaç örnek dışında (özellikle de Tayvan ve Filistin), sporcuların milliyetini belir-lemek gayet basit. 5 Ağustos 2016’da düzenlenen açılış töreninde sporcular gruplar halinde geçerek milli bayraklarını salladı. Michael Phelps ne zaman yeni bir altın madalya kazansa Amerikan milli marşı eşliğinde Amerikan bayrağı çekildi göndere. Emilie Andeol judo dalında altın madalya kazanınca “Marseillaise” çalınıp Fransa’nın üç renkli bayrağı dalgalandırıldı.
Duruma uygun şekilde dünyadaki her ülkenin aynı evrensel model çerçevesinde bir milli marşı var. Neredeyse tüm milli marşlar orkestra eşliğinde söylenebilecek birkaç dakikalık kompozisyonlar, yani yalnızca dini göreve veraset yoluyla gelmiş belli bir zümrenin okuyabildiği yirmi dakikalık ilahiler sözkonusu değil. Suudi Arabistan, Pakistan ve Kongo gibi ülkeler bile milli marşları için Batılı müzik standartlarını benimsemiş. Çoğu marş Beethoven’ın kılını kıpırdatmadan besteleyebileceği nitelikte. (Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde tüm geceyi YouTube’dan çeşitli milli marşlar çalıp hangisinin hangi ülkenin marşı olduğunu tahmin etmeye çalışarak geçirebilirsiniz.) Marşların sözleri bile dünya genelinde neredeyse aynı; aynı ortak siyasi görüşleri ve topluluğa bağlılık anlayışını yansıtıyorlar. Örneğin sizce aşağıdaki milli marş hangi ülkeye ait olabilir? (Yalnız ülkenin adını genel bir ifade olsun diye “ülkem” şeklinde değiştirdim):
Ülkem, vatanım, Toprağına kanımı akıttığım, Başında bekliyorum, Bekçisiyim vatanımın. Ülkem, milletim, Halkım ve vatanım, Birlikte haykıralım “Birlik ol vatanım!” Yaşasın toprağım, devletim, Milletim, vatanım, hep bir bütün kalsın. Ruhu dirilsin, canlansın bedeni, Büyük ülkem için bunların hepsi! Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sevdiğim evim ve ülkem. Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sen çok yaşa büyük ülkem!
Cevap Endonezya. Peki Polonya, Nijerya ya da Brezilya desem şaşırır mıydınız? Milli bayraklara da aynı sıkıcı temayüller hâkim. Tek bir istisna var. Tüm bayraklar bir dikdörtgen kumaş üzerine işlenmiş son derece sınırlı sayıda renk ve geometrik şekilden ibaret. Bir tek Nepal farklı. Nepal bayrağı iki üçgen şeklinde (ama Olimpiyatlarda hiç madalya almadılar). Endonezya bayrağı beyaz üstünde kırmızı şerit. Polonya bayrağı kırmızı üstünde beyaz şerit. Monako bayrağı Endonezya bayrağıyla aynı. Renk körü birinin Belçika, Çad, Fildişi Sahili, Fransa, Gine, İrlanda, İtalya, Mali ve Romanya bayraklarını birbirinden ayırması mümkün değil; hepsinde değişik renklerde yan yana üç şerit var.
Bu ülkelerin bazıları birbirleriyle kıyasıya savaşmış ama 20. yüzyılın çalkantıları esnasında Olimpiyat Oyunları savaş yüzünden sadece üç defa iptal edilmiş (1916, 1940 ve 1944’te). 1980’de ABD bazı yandaşlarıyla beraber Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş. 1984’te Sovyet bloğu Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları boykot etmiş. Ve çeşitli seneler Olimpiyat Oyunları siyasi çalkantıların göbeğinde cereyan etmiş (bunların en önemlileri Nazi döneminde Berlin’de düzenlenen 1936 Olimpiyatları ve 1972 Münih Olimpiyatları’nda Filistinli teröristlerin İsrail takımını katletmesi). Fakat genele bakarsak siyasi anlaşmazlıklar Olimpiyat projesini yoldan çıkaramamış.
Şimdi bin sene öncesine gidelim. Diyelim 1016 yılında ortaçağ olimpiyatlarını Rio’da düzenlemek istiyorsunuz. O vakitler Rio’nun Tupi halkının yaşadığı küçük bir köy olduğunu12 ve Asya, Afrika ve Avrupa yerlilerinin Amerika Kıtası’ndan haberi bile olmadığını bir anlığına unutun. Dünyanın en iyi sporcularını uçak yokken nasıl Rio’ya getireceğinize dair lojistik sorunları kafanızdan çıkarın. Dünya çapında herkesin yaptığı pek az ortak spor dalı bulunduğunu ve herkes koşsa bile koşu yarışı kaideleri konusunda herkesin anlaşamayacağını da unutun. Sadece yarışacak delegasyonları neye göre gruplayacağınızı düşünün. Günümüzün Olimpiyat Komitesi Tayvan ve Filistin sorunu üzerine saatlerce kafa patlatıyor. Ortaçağ olimpiyatlarının siyasi sorunları üzerine kaç saat harcamanız gerekeceğini bulmak için bu süreyi on binle çarpın.
Öncelikle 1016’da Çin’deki Song İmparatorluğu dünyadaki başka hiçbir siyasi oluşumu kendi dengi görmüyordu. Dolayısıyla kendi Olimpiyat dele-gasyonuyla Kore’nin Koryo Krallığı ya da Vietnam’daki Dai Viet Krallığı, hele hele deniz aşırı yerlerdeki ilkel barbarların delegasyonlarıyla aynı kefeye konulmasını akla hayale sığmayacak bir aşağılanma olarak algılardı.
Bağdat’taki halife kendini evrensel hegemonyaya sahip görüyor ve çoğu Sünni Müslüman tarafından dini lider statüsünde tutuluyordu. Ancak pratikte halifenin Bağdat yönetiminde pek bir sözü yoktu. O halde tüm Sünni sporcular tek bir halife delegasyonu altında mı toplanacak yoksa Sünni dünyasına hükmeden sayısız emirlik ve sultanlıklara göre mi ayrılacaklar? Ama iş neden emirlikler ve sultanlıklarla sınırlı kalsın? Arabistan çöllerinde Allah’tan başka hükümdar tanımayan bir dolu özgür bedevi kabile yaşıyor. Bunların her birinin okçuluk ya da deve yarışı dallarında müsabaka edecek bağımsız takımlar göndermesine izin verilecek mi? Avrupa da aynı ölçüde baş ağrısına sebep verecek nitelikte. Norman kasabası Ivry’den çıkan bir sporcu Ivry Kontu’nun mu yoksagüçsüz Fransa Kralı’nın mı sancağı altında yarışacak?
Bu siyasi oluşumların pek çoğu yıllar içinde belirip kaybolmuş. Siz 1016 Olimpiyatları’na hazırlık yaparken hangi delegasyonların zuhur edeceğini önceden bilmeniz mümkün değil çünkü kimse bir sonraki sene hangi siyasi oluşumların varlık göstermeyi sürdüreceğini bilmiyor. İngiltere Krallığı 1016 Olimpiyatları’na katılmış olsa sporcular madalyalarını alıp eve dönünce Londra’nın Danimarkalılar tarafından işgal edildiğini ve İngiltere’nin Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte Kral Büyük Knud’un Kuzey Denizi İmparatorluğu’na dahil edildiğini görürlerdi. Yirmi yıl sonra bu imparatorluk dağıldı ama ondan otuz sene sonra İngiltere yeniden, bu defa Normandi-ya Dükü tarafından işgal edildi.
Bu gelipgeçici siyasi oluşumların pek çoğunun ne çalacak bir milli marşı ne de göndere çekecek bir bayrağı bulunmadığını söylemeye gerek bile yok. Tabii ki siyasi semboller önemliydi ama Avrupa siyasetinin sembolik diliyle Endonezya, Çin ya da Tupi siyasetlerinin sembolik dilleri birbirinden son derece farklıydı. Zafer göstergesi teşkil edecek ortak bir protokol üzerinde anlaşmak neredeyse imkânsız olurdu.
O yüzden 2020 Tokyo Olimpiyatları’nı izlerken milletler arasındaki bu sözde çekişmenin aslında muazzam bir küresel uzlaşmayı temsil ettiğini unutmayın. Kendi ülkelerinin temsilcileri altın madalya kazanıp bayrakları göndere çekilince herkesi milli gurur duygusu kaplıyor ama esasen insanlığın böyle bir etkinlik düzenleyebilmesi çok daha büyük bir gurur kaynağı.
Yuval Noah Harari 21. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/dunyada-sadece-tek-bir-medeniyet-var-yuval-noah-harari/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.03.09 06:12 furkantopal Hayatınızda hiç yaşarken yok oldunuz mu? Hiç kim olduğunuzu unuttunuz mu? Hiç hiçbir şeye karşı aidiyetinizin kalmadığı bir çıkmaza girdiniz mi? Hiç hayatın anlamını tamamen kaybettiğiniz oldu mu? İçinizde hiç tahammül edemeyeceğiniz bir boşluk oluştu mu?

İşte bunların tümünü aynı anda yaşıyorum ve hissediyorum. O kadar ağır geliyor ki, kaldıracak bir bedenim falan da kalmadı sanki, bu kadar ağırlık bedenimi 2 boyutlu kağıtmıșım gibi yırttı geçti, ben de parçalandım ve yırtık, delik, iki boyutlu, buruşuk kağıt gibi bir bedenim ben sanki ve şimdi rüzgarın beni nereye sürükleyeceğine göre her şeye baştan başlamam lazım. Beynim allak bullak, psikolojim alt üst. Hiçbir şeyde anlam bulamıyorum. Hiçbir şey bana şevk veremiyor artık. Ergenliğimde de boşluğa düşerdim hani, veya yine sonraları da depresyona girdim ettim, aşk acısı da çektim, üstüne hapse de düştüm ama yok bu öyle değil, ben şu an tamamen kayıp hissediyorum. Hayatımda daha önce hiç bu kadar nihilizmin doruklarında hissetmemiștim. İşin en kötüsü de tüm bunlar olurken bir de yapman gerekenleri yapmaya devam ediyorsun mecburiyetten. Halbuki zihnen hastasın, hastanın önde gidenisin, bir kağıtsın, ve bu haldeyken üstündeki kayaları kaldırmaya zorlanıyorsun, o seni ezen kayaların altında hareket etmeye çalışıyorsun, işte böyle benim durumum, ve her hareket ettiğimde yırtılıyorum, kaçmak zorundayım ve kaçtıkça, hareket ettikçe geride parçalarımı bırakıyorum, dolayısıyla giderek küçülüyorum ve yok oluyorum. Hislerim tamamen kaotik bir sarmala dönüştü, artık hiçbir kelime yetemez tanımlamama. Dünyanın, hayatın boşluğunu görebiliyorum. Mutluluk kovalamıyorum, gerçek bir mutluluğun bu lanetli dünyada olmayacağını farkedeli çok oluyor. Her şeyin geçici olduğunu idrak edeli çok oluyor. Varım diyorum, ben diyorum kendime ama kim kurmuşsa bu düzeni, öyle bir şey yapmış ki, her şey sahteliklerden ibaret. Düşünsenize, bizim bu KGBTR'de yaptığımız mizah nedir? Mizah, gülmenize olanak sağlayan "soyut" kavramlar bütünüdür esasında. Biz bu grupta bunu yapıyoruz. Çünkü gerçeklik bizim yüzümüzde bir kıpırdamaya değil, gözlerimizde bir gözyaşı trafiğine neden oluyor. Gülmemiz için gerekli olanları kendimiz yaratıp bu lanetli yeryüzünü çekilir kılmaya çalışmaktan başka ne yapıyoruz?
Beyler ben sorunlarımın özetini yazacağım. Her şeyi tek bir seferde yazmaya çalışacağım. Bu kadarı bile uzun sürecek. Ben bu kadar derdi hak edecek ne yaptım bilmiyorum. Ama varoluşumda bir yanlışlık var, o kadar güzelliğin de yanısıra. İşin en kötü yanı, tüm bunlar olurken bir taraftan da yaşamaya devam etmek zorunda kalmak. Hatta madde madde yazacağım. Ve ilk defa hiçbir şey saklamadan tamamen dürüst olacağım. Çünkü tek başıma mücadele etmekten yoruldum. Tek tabanca takılmaktan, her şeyle tek başıma savaşmaktan bıktım. Rol yapmaktan bıktım. İçimi dökmenin zamanı geldi.
1- 2016'dan beri, özellikle 2017'den beri bir hayatım yok. 2016'da hükümet aleyhine yaptığım yorumlar yüzünden soruşturma başladı, 2017'de çok kez tutuklandım, ve en son ağır ceza mahkemesine çıkarıldım ve hapis cezam kesinleşti ve fetö terör örgütü propagandası yapmak suçu (!) isnadıyla 2 yıl 2 ay 7 gün hapis cezasına çarptırıldım. 2018'de istinaf mahkemesi itirazımı reddetti, hapise girdim. Hapiste terör kapsamında bulunduğum için direkt kapalı cezaevine gönderildim. Daha sonra çıkan KHK yasalarıyla açık ceza evine geçemeyeceğimi öğrendim. Hatta 6 küsür ay yatacağımı sanarken 1.5 sene kapalıda yatacağımı öğrendim. Hapise girmeden önce de iki sene birlikte olduğum kız arkadaşımla ayrıldık zaten onun etkisi üstümdeyken bir de oraya düşmemle tamamen içim parçalandı, yalnızlaștım, çok acı çektim. Daha sonra açık cezaevine geçmemin tek yolunun "bağımsız terörist" sıfatı almak olduğunu öğrendim ve bunun için hemen her gün mücadele ettim, sürekli dilekçe yazdım müdürle görüşmek için, aylar sonra yanıt verdiler, sonra idare gözlem kurulu gözetiminde 2.5 ay boyunca hücrede yattım. Sonra açığa geçmeye hak kazandım. Toplam 9 ay kapalıda yattıktan sonra, 3 ay da açık cezaevinde yattım. Orda da suçsuz yere bir disiplin cezası daha aldım, 6 ay kapalı + 3 gün hapis cezası daha yedim. En son hastane transferinde birbirini kovalayan mucizevi fırsatlar eseri 18 Nisan 2019'da hapisten kaçmayı başardım. İlk zamanlarımı orda burda saklanarak geçirdim, yurtdıșına gitmek için sağdan soldan para toplamaya çalıştım ama yetmedi. Sonra yer değiştirdim. Kimsenin beni bilmediği, benim de daha önce hiç bilmediğim bi yere gittim. İlk haftalar ormanda, sokakta, kapalı restoranlarda, apartman diplerinde uyudum. Saçma sapan bir hayat. Uzun hikaye. Neyse işte o tarihten beri firarım ve hala yurtdıșına gitmeye çalışıyorum, nerdeyse bir yıl olacak.
2- Bu süreçte bir kadınla tanıştım. Ve şunu söyleyebilirim ki, beni hayatımda kimse onun sevdiği kadar sevmedi. Beni taparcasına seviyor. Ve prensipleri olan, zengin ve evli bir kadın. Ben de onu aynı şekilde sevsem de aramızdaki şey gönüllerimizde istemsizce olsa da gerçekleşmesi tamamen imkansız. O yüzden herkes kendi yoluna gitmek zorunda. Ve bu durum iki tarafa da dayanılmaz bir acı veriyor. Ama bu süreçte bana en çok yardımcı olan da o oldu. Ama gitmek zorundayım.
3- Hazırlıklarımı yapıyorum, bu ülkeyi terkedeceğim ama gideceğim yerde de hiçbir yasallığım olmayacak başlangıçta ve yıllar sürecek vatandaşlık alması. Ve Türkiye'ye asla geri dönemeyeceğim. Ki öncesinde yine bir süre gözaltında, kampta veya hapiste kalarak acı çekeceğim.
4- Türkiye'de yakalanırsam en az 2 yıl hapis yatacağım (tamamı kapalı cezaevinde) ve hakkımda başka mahkemeler de zannedersem başka sosyal medya mecralarındaki hükümetle ilgili yorumlarım yüzünden yakalama çıkartmış (bir memur arkadaşa TCmi sorgulattım), üstüne bir de cezayı tamamlasam bile tamamladıktan sonra tahliye olur olmaz inzibat zaten askere götürecek. Ayrıca cezaevinde hiçbir şeyin garantisi yok, bir olaya karışırsın disiplin cezası yersin, hapishaneler özerktir, 2-5 yıl arası hapis cezası verme yetkileri dahi var. Yani burada yakalanmam benim sonum benim algıma göre. Dört duvar arasında zamanın ne kadar yavaş geçtiğini tecrübe edenler bilir.
5- Sevdiklerimden çok uzaktayım. Hiçbir arkadaşımla görüşemiyorum. Ailem zaten dağınık. Ailemin tek çocuğuyum. Annemle babam ayrı. Babamla 6 senedir görüşmüyorum. Annem tek başına yaşıyor, ve annemin yanında olamıyorum.
6- Genel olarak sağlıklı olsam da, yani yaşarken bunlar beni aşırı derecede etkilemese de önceden müdahale etmem gereken bazı üzerime yapışık sağlık problemleri var. Ciğerlerim ve dişlerimle ilgili bazı sıkıntılarım var ama hiçbir yasallığım olmadığı için şu an yeterli param olsa da tedavi ettirecek imkanım yok.
7- Tüm durumlara rağmen aylardır kaçak köçek çalışıp para biriktirmeye çalıştım. Biriktirdim de zaten. Hala da aktif olarak çalışıyorum tabi sigortasız olarak, ama attığım her adım, aldığım her nefes bir risk.
8- Biriktirdiğim parayı, aylardır verdiğim tüm emeğin çoğunu kaçakçılara harcayıp gideceğim. Gittiğimde üzerimde doğru düzgün bir para kalmayacak. Asıl iltica belgelerimi ayrıyeten ardımdan getirtmem lazım. Daha çok işim var.
9- Çıkacağım yolda sadece yakalanıp hapsedilme değil, ölüm riskim de var. Hatta dolandırılma riskim de var.
10- Lokasyon değiştirirken kullandığım fake kimliği ve acil durumlarda arkadaşlarımın bana para gönderebilmesi için kullandığım üzerime olmayan banka kartlarını aylar önce kaybettim. Hiçbir yere kıpırdayamıyorum ve kendi paramı bu şartlarda tamamen kendim kazanmak zorundayım ve aylardır da yaptığım bu.
11- 2. maddede bahsettiğim kadını gerçekten çok seviyorum. Ve ondan kopacak olmak ayrıyeten koyuyor. Kalsam zaten her an yakalanabilirim, ve onunla imkansız, gitsem ondan kopmuş olacağım coğrafi olarak. Tam bir çıkmaz.
12- Son yıllarda Tanrı ile ilgili bir bağ geliştirsem de, giderek her şey boş gelmeye başladı. İnancımı falan yitirmiş hissediyorum. Yaşadığım şeyler yüzünden, tıpkı şu Birinci Dünya Savaşı'ndaki askerlerin mektupları gibi "Her yer kan, mermi sesleri, ceset kokusu ile dolu. Tanrı'ya inancım kalmadı." cümlelerini yazan askerin psikolojisi gibi bir içsel çöküntü yaşıyorum. O kadar derin bir iç çöküntüsü ki bu içimdeki, ölümden zerre korkmuyorum ve hatta belki dinlenebileceğim bir şey olarak görüyorum. Yine de içten içe hala umudum yok değil var ama artık hiçbir şeyi derin düşünemez oldum. İnanç konusunda da gitgeller yaşamak ve net bir inanca sahip olamamak beni ayrıyeten yıprattı. Yine de hala içten içe Tanrı'nın gerçek olmasını ve beni bu durumun içinden çıkarmasını diliyorum çünkü tüm bunlar çok fazla, artık dayanamıyorum. Gözüme uyku girmez oldu.
Yıllardır yaşayamıyorum, bir hayatım yok, sosyal hayatım özgür birine göre sıfır, öncesinde soruşturmalarla uğraşıyordum sosyal medyadan kendimi geri çekme sebeplerimden birisi de buydu zaten, sonrasında hapisteydim, sonrasında firardım, resmen ilk maddede belirttiğim yıllardan beri bir hayatım yok.
Şimdi söyleyin bana, bu kadar şeyin içinde ben nasıl böylesine "hiç" hissetmeyeyim?
İçimde çok fazla biriktiği için sizinle paylaşmak istedim. Yakında her an her şey olabilir, ne olacağını ben de bilmiyorum, önümü göremiyorum. Siz yine de kendinize iyi bakın, hoşçakalın.
Not: Bu post kendi güvenliğim amacıyla sonradan kendisini imha edebilir veya kırpılabilir.
Ekleme: Aslında bir de bu maddelerle de bitmiyor yani bir de bunların psikolojimde yaptığı öfke problemi vs gibi muhabbetler de var. Artık çabuk sinirlenen ve sinirlendiğinde de kendini kolay kolay tutamayan biri oldum. Bazen de tam tersine sadece hissizlik çöküyor vs. Bir ton yan etkisi var. Kendimi normal hissetmiyorum.
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.11.12 12:39 jejunem u/PositronicBrainWaves kardeşimin isteği üzerine kadınların KARABOĞA düşkünlüğü üzerine yorumlama.

İlk postu buraya link olarak atıcam.
=> https://www.reddit.com/KGBTcomments/duwmhg/kizlarin_keko_erkek_sevmesi/?utm_source=share&utm_medium=ios_app&utm_name=iossmf
Amatör bir giriş yapmak üzere biraz vaktinizi alacağım.
Kişisel tercih ve yönelimlerimizin haricinde biyolojik yapımız ve hormonal dengemiz her zaman ne yapacağımız konusunda kararlarımızı vermemizde baskın gelecektir.
Bunun haricinde içerisinde büyüdüğünüz ortam , ki kendinizi analiz etmedikçe bu oranın ne kadar yüksek olduğunu tahmin bile edemezsiniz, kararlarınıza güzelce baharatlayıp nerdeyse 95%’ini kalıp bir şekilde oluşturacaktır.
Geriye kalan 5% o an içerisinde size kalan değişkenlik faktörüdür. Nesilden nesile k*rt olarak yetişseniz de dağda aynı koşullarda, babadan oğula değişkenlik gösterip kuzu yerine eşşek sikmeyi tercih edebilirsiniz.
-Garip /arapça/ : Yabancı
Marjinal takılmaların, bastırılmış duygularla kuytu köşelerde can çekişmelerin, filozof takılıp belki de onun üstü Das Kapital okuyup devrim yapmak isteyeceksin.
Şimdi bunun altında yatan mekanizmalara geçelim. Hayat içerisinde anlam arıyorsun, sabah uyanıp küfür etmemek için parlak bir ışık arzuluyorsun, şimdiye kadarki yaşantında sende iz bırakan olayları atlatabilmek için yorumlayıp sana neden denk geldiğini geleceğine yarar getirecek şekilde yorumlamak istiyorsun.
Kaldı ki medya ve karşılaştığın her adi oruspu çocuğunun başka başka saçmalıklar söylemesi, yalan söylemesi, cahillik kusması aklını dağıtıyor.
Kısa saçlı, chokerli gotik karılara fetişin başlıyor. Hormonlardan dolayı formunu koruyan, ruhu sönmüş ama iyi sakso çeken bayanın derdini anlamaya çalışıyorsun, neden sevişirken aklında başka şeyler (negatif düşünceler) bulundurduğunu ama itiraf etmediğini anlamaya çalışıyorsun.
Çok da ciddi bir ilişki değildi, saman alevi gibi parlayıp söndü ve hayatına devam ettin.
Gerçekten hayattan ne bekleyeceğini bilmediğini fark ettikçe , richard dawkins oçunun prim için atheist olduğunu , atheistlerin trend gibi ateizm yaptığını gördükçe usanmazlık ve bıkkınlığın artıyor.
Umursamaz piç dönemi başlıyor. Gördüğün kıza asılma, senden hoşlandığını hatta aşık olma ihtimali bulunan kızlara pas veriyorsun. Aşka inanmadığın İçin sikiş istiyorsun ve yarrağını aşk reçeliyle sarmalayıp kızın yemek borusuna güzelce monteliyorsun. Umrunda değil kim ve ne olduğu, sana aşık olduğu İçin konuşmalarınızda ve fiziksel temasınızda kızın aldığı zevk seni istemsizce rahatlatıyor ve güzel hissettiriyor. İlkel seviyede basit şeylerle mutlu oluyorsun ve aynı zamanda yavan bir durumda sürdürüyorsun bunu.
Şimdi bunu bir kız modeline montele ve olasılıkları tahmin et. Gerçekten de kolay değil bir insanı anlamak. Hele ki ayda bir sikilmek istediği yerden kanayan ve duygularına hakim olamayan ataerkil toplum ürünü olmak. Erkek olmanın da kolaylığı yok zaten o zor bu kolay diye bakmaya gerek yok. Bunun İçin gerçekten nelerin olduğunu kavramaya niyetliysen tetikte kal ve “Buu qIslar ndn bÖylE” sınıfına düşme.
Zamanla ele alıcaksan teker teker. Bunun başka bir yorumunu yapabilirim talep gelirse.
Edit: O sikmektir, silmek olsa duramazsın (eşşek silmeyi düzelttim)
submitted by jejunem to KGBTR [link] [comments]


2019.11.12 09:18 masalokucomtr Emine ve Mustafa Aşkı

Emine ve Mustafa Aşkı
https://preview.redd.it/uywuehyms7y31.jpg?width=880&format=pjpg&auto=webp&s=1bde05547a6c52776478496dad2c670f853f8ff9
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde insanların birbirine güvenleri kalmadığı zamanlarda aşk denen o yüce makam ergenlerin ayakları altına alındığı vakitlerde… Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı hikayeleri sadece geçmişte kalmış ve o yüce aşklar bu zamanlarda yaşanması çok zor olmuştu. Günlerden bir gün Mustafa yolda tatlı mı tatlı birini görür ve yanında ki arkadaşına baksana şuna – Ne kadar da tatlı ve efendi birine benziyor rabbim onu sahibine bağışlasın diye arkadaşıyla yolda gördüğü hanımefendi hakkında konuşur. Oysa ki o hanımefendi de Mustafa’yı gördüğünde oda arkadaşlarına bu çocuğu çok beğeniyorum diye konuşurmuş… Saatler, günler aylar geçerken bir gün o hanım kız 13’Eylül tarihinde Mustafa’ya sosyal medya üzerinden ulaşır işte bir şekilde kaderleri bir araya gelecek yaa bu sosyal medya da ufacık bir vesile olmuş. Bu arada o hanım kızın ismi Emine’ymiş. Mustafa sosyal medya üzerinden gelen bildirimi fark edince biraz şaşırmış çünkü o an ifade edemeyeceği hisler yaşamıştı. Emine ve Mustafa‘nın kaderleri bir şekilde burada buluşup ve her ikisi de anlam veremediği bir şekilde birbirleri ile bağ kurmaya yavaştan da olsa başlamışlar.
O kocaman olacak Emine ve Mustafa aşkı alevlenmeye başlarken bu ikili Aşk’tan ziyade çok güzel anlaşıyorlarmış o kadar güzel anlaşıyorlarmış ki aralarında ki bu hislerin aşk değil de ikisinin birer ruh ikisi olduklarını düşünürlermiş. Tabi ki bu düşünce bir süreden sonra sadece Mustafa’da daha ilerisi olmuş ve Emine’ye olan hislerini bir şekilde Emine’ye ulaştırmıştır o an her ikisi şaşkın ve bi o kadar da utangaçlık çekmişlerdir. Fakat aralarında ki Aşk’tan ziyade Güven en başında oluşmuştu… Bizim Mustafa’nın geçmişi o kadar kirli o kadar isyankarmış ki her defasında bu kadar masum birini hak ettiğini düşünmezmiş. Tabi ki düşünmediği içinde ve Emine’nin de Mustafa’ya olan güveni sarsılmaması için elinden gelenin fazlasını yaparken… 12 Ekim cumartesi günü Emin ile telefonda ilk kez sesli de olsa sevdiği kadının sesini duyarken bi o kadar da Emine Mustafa’nın sesini duyarken bizim bu ikili çok heyecanlıymış ve arasındaki sevgi de güven de o zaman biraz daha kuvvetlenmiş ve bu ikili o kadar güzel o kadar iyi anlaşıyorlarmış ki kavga edebilecekleri kocaman sebepler, bahaneleri dahi olamıyormuş… Ee bahane yok diye de bizim Mustafa arada da olsa huysuzluk yapıp da bizim Emine’yi deli eder ve Emine’de o kadar deli olurmuş ki Mustafa’ya kızıp da saatlerce en fazla da 24 saat telefonlarına cevap vermez naz yaparmış…
Tabi ki her ilişkide kavga olurmuş ancak bunların kavgası bildiğimiz kavgalara benzemezmiş her ne olursa olsun birbirlerini bırakmayı asla düşünmezlermiş. Bir gün bizim bu deli divane aşıklar buluşmayı düşünmüşler ve her ikisi de 12 ekim cumartesi gününde buluşmaya karar vermişler. Buluşma gününe haftalar kalınca her ikisi de çok heyecanlı kalıyormuş ve sonunda 12 Ekim cumartesi günü olmuş ve bizim huysuz Mustafa dünyalar tatlısı Emine’si ile ilk kez buluşmuşlar. Buluşmaları o kadar güzel geçmiş ki ikisinin de hayal ettiğinden daha güzel geçiyormuş ve onlar yan yana iken zaman su gibi akıp geçmiş ve Mustafa ve Emine günü tamamlayıp birbirlerine veda etmek istemese de mecburen veda etmişler. O kadar güzel bir ilişki yaşamaya başlamışlar ki her ikisi de ilişkilerine nazar değmesinden çok korkarlarmış. İkisi de birbiri ile son derece temiz duygular ile sever ve ciddi düşünüyorlarmış.
Emine ve Mustafa aşkı her geçen gün yanıp tutuşurken şuan bu hikayeyi yazan editörünüz aslında kendi hikayesini kaleme aldı çünkü 11 Kasım günü Emine’nin doğum günü ve Mustafa da bugün bu makaleyi Google’ye yazarak bu aşkı ölümsüzleştirip ve ona çok güzel farklı bir doğum günü hediyesi sunmak istedi çünkü Masaloku.com.tr sitesinin kuruyucu olarak bu kadar önem verdiğim işimde işimin bir parçasını Emine’me sunmak istedim belki bunu şuan okuyan siz değerli okuyucularımız saçma bulabilir ama benim için bu ilişkiyi kaleme alıp da sitemin baş köşesine koymak benim için çok önem arz etti. Umarım ruh ikizimde Doğum günü hediyesini beğenir.
İyi ki doğdun Mustafa’nın biricik Emine’si.

Kaynak: https://masaloku.com.temine-ve-mustafa-aski.html
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.09.03 01:44 furkantopal 🔺KGB'DE YENİLİKLER: POST FLAIRLARI, KURAL DÜZENLEMELERİ & CHAT ROOM ETKİNLİKLERİ 🆙 📢📢📢

Evet, şimdi KGB'de yaptığımız yeniliklerden bahsedeyim sizlere. Post flairlarından başlayalım; zaten KGB, temelinde mizah olan bi oluşum olduğu için, yani ana akım bu olduğundan buna flair eklemeye gerek yok, dümdüz paylaşabilirsiniz eskiden olduğu gibi, porno paylaşımları da zaten NSFW etiketi altında kalmakta, o yüzden o da aynı şekilde devam. Bunların haricindeki kalan şeyler içinse post flairları olușturdum. Post flairları, grupta arama yaparken postların kategorize olmasını sağlayacak. Ayrıca bazı flairlara (Müzik, Film/Dizi, Tarih ve özelleştirilmiş mitoloji kategorileri vs.) estetik olması açısından özel background görselleri ekledim, bunlar reddit'in bilgisayardan default görünümünde (gece modu haricinde) görünüyor yalnızca, o post flairi kullanıldığında postun arkadasında özel bi resim görünüyor yani ana akımda. Diğer post flairlarını da mümkün mertebe estetik yapmaya çalıştım zaten. Post flairlarını post atarken "add post flair" seçeneğinden ekleyebilirsiniz. Şimdi size kısaca bu post flairlarını tanıtayım tek tek:
"KGB Tarihi": Bunu KGB'nin eski görsellerinden paylaşımlar atarken, veya KGB'nin tarihini de kapsayan bir post atarken kullanın. Özellikle oldların bu flair altında paylaşımlarını bekliyorum, ki hem eski KGB'yi yad etmiş olalım, hem de yeni gelenler KGB hakkında bilgi edinmiş olsun.
"Orijinal İçerik": Post sahibinin bizzat kendisine ait olan fotoğraf, resim, müzik, meme vs gibi şeylerde bu flairi kullanın.
"Selfie": Kendi fotoğrafınızı attığınız postlarda bu flairi kullanın. Açıkçası KGB'nin bu yüzünü de özledim. 'beyler nasıl olmuşum' postları ve altında 'burası profilin mi orospu çocuğu' veya 'yakışmış kardeşim' yorumları, veya kızların attığı fotoların altındaki efsanevi linçler. Bunlar renk katan şeyler hakkaten. Bu flairin o havayı yaratmasını bekliyorum.
"Șunu bulun amk": Bu flairin yanında FBI logosu var zaten. Zamanında bi üyenin maçta stadyumdaki kızın fotoğrafını atarak "beyler şunu bulun amk" postu açması ve 5 dk sonra birinin o kızın instagramını bulması sonra bu akımı başlatmıştır. Sonrasında "FBI CIA KGB MOSSAD şunu bulun amk" tarzında post akımları olmuş ve başarılı da olmuştur bu akım. Bi şeyin bulunmasını istiyorsanız bu flairi kullanın ve KGB'nin FBI'larından yardım isteyin.
"Aga beeeee": Yine KGB'den çıkan bir başka akım olan 'aga beeeee yak yak yak' akımı KGB'deki çılgın aşıkların ilişkileriyle ilgili içlerini döktükleri, ayrılıklarını, uğradıkları ihanetleri anlattıkları postlarla başlamıştır. Buna aynı zamanda kız-erkek ilişkisi haricindeki üzücü olaylar da dahildir. O tarz düşük mod postlarınız, iç dökmeleriniz için bu flairi kullanabilirsiniz.
"Anlık": Eskiden 'anlıkları alalım' postları meşhurdu. Evde, dışarda, herhangi bi yerde herhangi bi zamanda çektiğiniz - öylesine veya bir anlam ifade eden- anlık fotoğrafları bu flairla paylaşabilirsiniz.
"Amk böyle ișin": Flair kendisini tanımlıyor zaten, şikayetçi olduğunuz durumlardan bahsederken bu flairi kullanabilirsiniz.
"Öneri/Tavsiye": Gerek öneri almak istediğinizde gerek tavsiye vermek istediğinizde bu flairi kullanabilirsiniz.
"Genel Kültür": Her türlü bilgi postunu içine kapsayan bi flair, bunu her türlü bilgi postunda kullanabilirisniz. Ayrıca KGB'de bu aralar bi mitoloji anlatım akımı olduğundan aşağıdaki üç özel flairi, düzenli olarak o mitolojileri paylaşan arkadaşlar için yaptım. Bundan sonra yapacakları paylaşımlar gibi, eski paylaşımlarını da editleyip bu flairi ekleyebilirler, böylelikle hepsini bi arada görmek isteyenler kategorize edilmiş bir şekilde bulur flaire tıkladıkları zaman.
"Genel Kültür: Antik Yunan Mitolojisi" "Genel Kültür: İskandinav Mitolojisi" "Genel Kültür: Orta Dünya Mitolojisi"
"Film/Dizi": Filmler ve diziler ile ilgili her şey için bu flairi kullanın.
"Müzik": Müzikle ilgili, playlist oluşturmayla vs postlarınızda bu flairi kullanabilirsiniz.
"Yardım": Ucu açık bir tabir ama her türlü konuda gruptakilerden yardım isteyebilirsiniz ve bunun için açacağınız postlarda bu flairi kullanabilirsiniz.
"PC/Mobil Oyunlar": Oyunlarla ilgili postlarda bu flairi kullanın.
"Teknik Bilgi": Teknolojinin her dalını kapsayan her türlü teknik bilgi postunda bu flairi kullanın.
"Tarih": Tarihle ilgili herhangi bir post için bu flairi kullanın.
"Siyasi": Siyasetle ilgili mizah harici ciddi postlarınızda bu flairi kullanın.
"Ciddi": Mizah amacı gütmediğiniz, gelecek yorumlarda da ciddiyet beklediğiniz her türlü durum için bu flairi kullanın. Üyeler de ona göre yanıtlayacaktır.
"İddia/Bahis": Her türlü kupon postlarınızı bu flair altında paylaşın.
"Maç Linki": Maç zamanları maç linki atacağınız zaman bu flair altında paylaşın kiz diğer postlardan sıyrılsın ve ihtiyacı olanlar maç linkine direkt erişebilsin.
Evet flairlar bu kadar. Ayrıca üyelerin kendisine flair yapma özelliğini de açtık, aradığınızı bu flairlar karșılamıyorsa edit flair kısmından kendinize bunlar harici külüstür bi flair da yapabilirsiniz.
Şimdi kurallar kısmına geçiyorum, sadece 1 tane kural koymuştum, "KGB'nin aslında tek bir kuralı var; çıldırmak" diye, şimdi onu güncelledim ve 7 tane yeni madde ekledim. Kuralları about kısmından okuyabilirsiniz. Zaten çoğunu herkes biliyordu ama aynı zamanda yazılı bir şekilde de dursun diye güncelleyelim istedim.
Ve şimdi son olarak Chat Room etkinliğimize değinmek istiyorum. Bu postu atmamla birlikte an itibariyle KGB Sohbet Odası açılmış olacaktır. Ama bu oda her hafta sadece Cumartesi-Pazar günleri açık olacaktır. Bugün test ve açılış amacıyla gün boyunca açık kalacaktır. Sonra oda kilitlenecektir. Her haftasonu Cumartesi'ye girișle birlikte modlardan biri tarafından açılıp Pazar gününün bitișiyle birlikte oda kitlenecektir. Şimdiden "KGB Sohbet Odası"na katılabilirsiniz, chat room'umuz an itibariyle açılmıştır.
Tüm bu yenilikler KGB'ye hayırlı uğurlu olsun. Belediye çalışıyor. Çıldırmaya devam.
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.08.11 01:14 furkantopal Olm çok sinirliyim lan

Ulan her şeye o kadar sinirliyim ki amına koyayım, neresinden tutsam elimde kalıyor. Ulan amk anlatsam uzun hikaye, anlatmasam içimde kalıyor. Ama bi yandan da konuşasım değil de dağı taşı sikesim var ya. Ulan ne hallere düştük. Evet lan düştük. Einstein hani demiş ya iki şey sonsuzdur, biri evren diğeri aptallık. Birincisinden pek emin değilim diye. Ulan aptallıkla birlikte sonsuz olan bir şey daha var bu dünyada, düşmek. Düşmenin ucu bucağı yok amına koyayım. Düştükçe düşüyorsun böyle. Radikal bir şeyler yapmak, kritik bi hamleyle tutunmak, artık böyle hayatta kalmaya oynarken o şans faktörünün de yanında olması lazım, inanılmaz zor kararlarla, zihninde karmakarışık, sana kim olduğunu unutturan düşüncelerle hislerle cebelleșmek zorundasın. Bugünleri neden yaşıyorum bilmiyorum. Ne bu? İlerde anlatıp, şöyle şöyleydim, bakın şimdi şöyle yükseldim böyle yükseldim diye anlatmam için bana ayrılmış, yaşamak zorunda olduğum bi sahne mi? Artık içimde öyle isyanlar kopuyor ki her şeye anlam yükleme saçmalıklarıma son vermek istiyorum. Evet amına koyayım itiraf ediyorum, düştüm, gözle görülebilen nesnel bir gerçeklik bu.
Ulan her şeyin analizini yapabiliyorum, her şeyin ya, her şeyin. Öyle noktalar oldu ki, şimdiki aklım olsa böyle böyle yapardım dediğim yığınla o kadar şey var ki. Daha da üzücüsü bazen o hata yapan aklım kadar bile aklım yokmuş gibi hissediyorum, eskiden ne deli cesareti vardı be bende. Olgunlaştım evet ama aynı zamanda özgür ruhum bastırıldı. Çünkü her bir kontrolsüz cesaretim bana pahalıya patladı. Çünkü her bi cesaret sergileyișimde yalnızdım. Haklıyken bile haksız olmak zorunda bırakıldım. Devlet bile her vatandaşını zaten siktiği yetmiyormuş gibi, bizzat devlet özellikle bana dava açıp direkt beni hedef alıp sikti bi de. Sadece düşüncelerimden. Eskiden sadece düşünmezdim, yapardım da, çılgındım. Sonra sadece düşündüklerimden bile zarar görür oldum. Elimi kolumu bağladılar yani. Şimdi beni tutsak olarak ellerinde daha fazla tutamasınlar diye hapisten kaçtık, ama bu sefer de yeniden tutsak alma ihtimalleri yüzünden tutsak gibi yaşıyorum. İlla hakikaten orospu çocuğu olmak mı lazım bu hayatta? Hiç mi anlamın, birlikteliğin, dostluğun önemi yok? Ulan her şeyini kaybeder mi bir insan? Her şeyimi kaybettim lan. Lan şu an bi kaçağım ve aylardır bu siktiğimin yerinden gitmeye çalışıyorum. Yemin ederim her gün tesadüfen besleniyorum adeta ya. Ulan ben çöplük gibi bir yerde yaşıyorum aq. Kaldığım yerin bi ikametgah kaydı bile yok, onu geçtim zaten ev değil sadece bi barınak. Elimdeki son şey şu telefon amına koyayım. Bi bunu elden çıkarmadığım kaldı. Bunu da elden çıkarsam hiçbir farkım kalmayacak 50li yaşlarında bokun püsürün içinde yaşayan şarapçı dayılardan aq. Lan sikiyim ya.
Advanced seviye İngilizcem var, profesyonel gitaristim, semi-pro prodüktör ve DJ'im, sosyal medyada hala kitlem var ve yüzbinlerce milyonlarca takipçisi olan sayfaların adminlerinin nerdeyse hepsiyle kontağım da var ama öyle bi vaziyetteyim ki. Hem kimseye bir şey diyemem hem de ÇALIŞAMAM AMK. Denemedim mi? Denedim lan bu süreçte. Cesaret edip gittim gayriresmi çalışabileceğim bir iş buldum firar olmama rağmen, 12 saate 70 liraya çalıştım lan bir buçuk ay boyunca. Bi insanın kendi potansiyelini bilip, neler başarabileceğini bilip de berbat şartlarda çalışıp kendisini ezdirip kölelik yapması o kadar boktan bir şey ki. Söylemem doğru olmayacağı için burda söylemedim. Zaten nerde olduğumu da kimse bilmiyor. Sikicem bu firar hayatını. Benim artık ölüceksem ölmem, yaşayacaksam yaşamam lazım. O çalıştığım iş de sadece patinaj çekmeme yaradı, o parayla hiçbi sikim birikmiyor.
Ben hayatım boyunca dürüst yaşadım. Benim tek zaafım hep amcık oldu, ahlaksızlık olarak nitelendirilecekse tek olayım zinakar biri olmamdır. Haricinde her konuda gerçekten mükemmel bir dürüstlüğüm vardır, ki bazen kendim bile rahatsız olurum bundan. Ne kimsenin hakkını yedim bu zamana kadar, ne önüme kötücül fırsatlar çıkmasına rağmen buna dahil oldum. Hırsızlık da yapmadım hayatımda, dolandırıcılık da yapmadım. Yine parladığımız dönemlerde bu teklifi de aldım, evet, dediler şöyle şöyle yapalım senin kitlen aracılığıyla, sana da ayda 10bin düşer en az dediler, ki düşerdi biliyorum. Yaptıkları işleri gösterdiler zaten. Ama dedim işim olmaz. Ve şimdi size samimi söyleyeyim, öyle bir bitiklikte, öyle bi dipteyim ki, yemin ediyorum her gün aklımdan kendimden utanmama neden olan düşünceler geçiyor artık. Hatta nesnel olarak baktığımızda yapmak bile zorundayım. Evet, ben şu saatten sonra hırsızlık yapmazsam hayatta kalamayacak bi seviyeye düştüm. Ve hala yapmamaya devam ediyorum. Artık sinirlerim bozuldu.
Ben soruşturmalar geçirirken sosyal medyayı bırakmamdan dolayı meydanı boş bulup fikirlerimi çalanlar, benim gölgemde benden prim yapıp sonradan ben çekilince görünür olanlar, bizim siktir ettiklerimiz şimdi hayatı yaşıyor. Ben vicdanımı sikeyim ki o Türk askerlerinin öldürülmesine, alçakça bi şekilde işkenceye maruz kalmalarına dayanamadım ki bunların görüntülerini yayınladım, medyada ne paylaşılmıyosa paylaştım, profilimde ise sadece düşüncelerimi yazdım, hükumetin bana göre naptığını, napmaya çalıştığını yazdım, sadece halkı bilinçlendirmek istedim lan. Sayfanın haftalık erişimi 20 milyon olmuştu. Benim kazanamayacağım para yoktu lan. Sayfamı da kapattılar, profilimde yazdıklarımdan dava da açtılar, zırt pırt aranmamı çıkarıp sürekli tutuklayıp ifademi aldılar, en son hapis kararımı kesinleştirip kararımı onadılar. Amına koyayım hapse girmeden bi ay önce tekrar canlandıralım bari dedik sosyal medyayı giderayak, çıkınca devam ederiz hesabı, instagramda inaktif olarak duran 150binlik bi instagram hesabım vardı, ben hapisteyken adminlik verdiklerimiz sayfayı satıp kayıplara karışmış. Amına koyayım ben hapisteyken bile, benim iddianameyi okuyanlar benim elimi sıkıp tebrik ettiler tek tek. Ama şimdi bak neredeyiz. Unutulup gidecek olan bir şey için yapmışız heralde demek ki. Boşa yapmışız. Hepsi vicdanımın suçu. Ki böyle bi suç işleyen vicdanım yüzünden, gerçekten suç işlesem bi şekilde işin içinden çıkabileceğim durumlarda bile HİÇBİR ŞEY YAPMAYIP kendi kendime açlık ve üzüntü çekmeye devam ediyorum. Neden çünkü aklımdan geçenleri, hatta artık yapmak zorunda kalmış bi durumda olmama rağmen yapmadıklarımı yapsam beni uyutmaz bu amına koduğumun vicdanı belki de. Ama dünyanın işleyişi böyle. Baksana amına koyayım. Tepedekiler çalıyor diye halk bu vaziyette, yabancılar zamanında çalmış diye onlar buralara tatil yapmaya gelebiliyorlar. Ben de çalmasam öleceğe benziyorum. Sikeyim. Karakterimi değiştirmek istiyorum. Ya da adaletli bi kişi olduğum için, yapacağım kötü şeyler varsa da bunu kendime yedirebilmek istiyorum en azından. Çünkü düştükçe düşüyorum. Bittikçe bitiyorum. Artık sonlardayım ya. Artık sonlardayım. Bomboşum ya. Bi o kadar birikmişim hani ama bi o kadar bomboşum. Hiçbir içerik, hiçbir şey yok hayatımda. Sadece seyirciyim. Sadece buradan gitmek istiyorum ya, hepsi bu. Lazım olan da birkaç bin lira para lan. Kaçakçılara para bulamayacağımı anladım zaten. Alıcam deniz ekipmanlarımı, sıkıcam bi tekneciye beni Türk deniz sınırına kadar götürmesi için rüşvet, yüzücem siktirip gidicem lan burdan. İstediğim para da bir şey için olsa ha, belki ölümüm için istiyorum, korkunç bir şey denicem lan çünkü.
Lan amk bizi bu duruma düşürenler utansın lan. Başta çoğu Türk ailesine oranla zengin bi ailede doğsam da ben büyüyene kadar, zaten bir tek evladı olmasına rağmen paranın anasını sikip evladına hiçbir şey bırakmayan babam utansın amına koyayım. Başta onun günahlarının bedelini ödüyorum zaten. Yeter artık 25 yaşındayım. Yaptım yaptım, yapamadım her şey için çok geç olur.
Şu hırsızlık düşünceleri konusuna ek olarak ya da diyorum yüzsüz olsam keşke böyle sokakta yabancılara durumu izah edip isteyebilsem dimi amına koyayım ama yok, o birinden bir şey istemenin verdiği öz saygı yitimi kadar boktan bir şey yok. Ben zaten doğru bulamadığım bir şeyi yapmaya utanırım, çekinirim. Ve gerçekten beni psikolojik olarak siker o durum, çünkü muhtaç olmayı içimize utanılacak bir şeymiş gibi öyle bir işlemişler ki, üzerinden atamaz hale geliyorsun. O yüzden onu da yapmıyorum. Kgbde bu başlığı açtım hani insanlardan destek istedim aylar önce, o parayı toplayamamıștık çünkü kaçakçılar için 2000-3000 euro toplamaya çalışıyordum, 2 ayda toplamda 2500 küsür lira gelmişti, ki o da geçinmeye gitmişti çünkü tek bi seferde beni ileri taşıyacak bi miktar gelmemişti, hep cep harçlığı şeklinde olmuştu ve hedefime ulaşamamıştım, grup falan kapandı sonra, o durum benim için istisna olduğu için ve gruptakiler beni bildiği için isteyebildim. Ama işin aslı tanıdıklarıma bile sorması benim için zordu. Sonra zaten o harçlık mahiyetindeki para gelmez oldu ve taktiği değiştirdim yani. Dedim yüzücem amına korum kaçakçısının da eurosunun da, benim sağlam bi yüzme ekipmanı almam lazım. Çevirmeler atlatıp șehir değiştirip çalışmaya falan başladım. Onda da dediğim gibi patinaj çektim. Yer yer istediğim para birikmeyince delirip elimdeki birkaç yüz liranın hepsini sıfırlayana kadar gidip içtiğim de oldu. Her şeyden uzakta, kimseyi tanımadığım bir yerde, hayatımda hiç bir belirli öğenin (aile, dost, kız arkadaş, sevdiğim iş) olmadığı bi yerde bunlarla mücadele etmek insanın psikolojisini bozuyor çünkü amına koyayım ve bazen çıldırıp yapmaya çalıştığınızı kendiniz de yıkabiliyorsunuz.
Yaz bitmeden benim burdan gitmem lazım. Başıma artık ne gelecekse de gelsin. Ama yeter ki bi gidebileyim artık. Yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim, son aşaması kaldı sadece. Öleceksem de öleyim amına koyayım kendimi kendim mi yarattım da yokluğum pişman olacağım bir şey olsun. Zaten ne başını ne sonunu bilmediğimiz bi yerde yaşıyoruz. Hiç yaşayamamaktansa ölmek daha iyidir. Benim felsefem budur.
Her şeyin lehime döneceği, o kritik zaman var mı bilmiyorum, varsa o zamanın artık bir an önce gelmesini istiyorum. Yaz bitmeden bu işi bitirmem lazım. Yurtdıșında hapis mi yatarım başlangıç olarak, giderken ölür müyüm, yoksa başarıp tarih mi yazarım bilmiyorum. Sadece gitmem lazım bunu biliyorum. Amına koduğumun hayatının geldiği noktaya bak. Hakikaten de bi nokta.
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2018.11.22 19:52 hobimodcom Kız Arkadaşa Hediye Hobimod.com

Kız Arkadaşa Hediye Hobimod.com
Doğum günleri, yeni bir iş için tebrik ya da kişiye özel herhangi bir günde kız arkadaşlarınıza da hediyeler sunarak arkadaşlık bağınızı güçlendirebilir. Ona duyduğunuz sevgiyi, verdiğiniz değeri gösterebilirsiniz. Bunun için alternatif oldukça fazla olduğundan hediye seçimi sizi zorlamayacaktır. Önemli olan hediyenin kız arkadaşınıza uyum sağlayabilecek bir hediye olmasıdır. Bunun için onun beğenilerini, tarzını bilmeniz, onun hoşlanacağı hediyeleri seçmeniz gerekir. Bu şekilde yapılan seçimin arkadaşınızı daha mutlu edeceğinden emin olabilirsiniz.
kız arkadaşa hediyeler

Kıza Hediye Fikirleri

Kızlar hediye almak ve vermekten oldukça hoşlanırlar. Onlar için hediye, kendilerini özel hissettirecek anlamlı bir eşyadır. Özel günlere de değer verdiklerinden ötürü, bu günlerde sevdiklerinin kendilerini hatırlamasını ve ona hediyeler sunmasını beklerler. Sizler de gerek kız arkadaşınızın doğum günü için gerekse farklı bir günde ona, onu hatırlatacak türde bir hediye sunabilirsiniz.
· Takılar
· Çiçekler
· Tasarımlı Bardaklar
· Hediye Kutuları
· Hediye Sepetleri
· Taş Baskıda Fotoğraflı Hediyelikler kız arkadaşlar için güzel bir seçim olacaktır.
Alacağınız hediye kız arkadaşınızın ismine özel olduğunda ya da onun bir fotoğrafı ile oluşturulduğunda daha da anlamlı olacaktır.

Kıza Alınacak Hediyeler

Kız arkadaşa hediyeler almak istiyorsanız öncelikle vereceğiniz hediyenin gününe, o hediye ile arkadaşınıza vereceğiniz mesaja dikkat etmelisiniz. Ayrıca bu hediye kız arkadaşınızın zevk ve tercihlerine uyum sağlamalıdır. Aksi takdirde tebessümle karşılansa da özel bir anlam taşımayacaktır. Ancak ona, onu anlatan ve yansıtan bir hediye aldığınızda mutluluğu kat ve kat artacaktır. Bizler sizler için birkaç hediye alternatifi derledik. Umarız seçim yapmanızda sizlere kolaylık sağlar.
· İsimli kolyeler
· Dekorlu Çerçeveler
· İsimli Kutuda Hediyelik Eşyalar
· Fotoğraflı Bardaklar
· Özel Hazırlanmış Pakette Çikolatalar
· 3D Işıklı ve Dekoratif Gece Lambaları
· İsimli Ajandalar ve Kalemler gibi hediyeler oldukça anlamlı birer seçim olacaktır. Tercihinizi bu hediyeler üzerinden yaparak kız arkadaşınıza sunabilirsiniz. Eminiz ki bu seçimden mutluluk duyacaktır.
Bunlara ek olarak hobimod.com da seçtiğiniz herhangi bir hediyeyi tasarımla sunarak da vermeniz anlamlı bir seçim olacaktır.
submitted by hobimodcom to u/hobimodcom [link] [comments]


2018.11.22 18:03 hobimodcom Arkadaşa Hediye Hobimod.com

Arkadaşa Hediye Hobimod.com
Sevgi, merkezi oldukça geniş olan bir duygudur. Bu duygu anneye, babaya, kardeşe, sevgiliye hissedilebildiği gibi arkadaşa da hissedilebilmektedir. Her kişi de ayrı bir anlam taşıyan sevgi, gösterilmeyi, hissettirilmeyi ister. Bunu sağlayan da hediyelerdir. Çeşitli özel günlerde, kutlama ve tebrik amaçlı gönderdiğiniz hediyeler, tüm sevdikleriniz gibi, arkadaşlarınızı da mutlu edecektir. Bu hediyeler aynı zamanda aradaki bağın dostluğa dönüşmesini de sağlayacaktır. Sizler de farklı gün ve amaçlarla arkadaşlarınız için hediyeler alabilirsiniz.

En Yakın Arkadaşa Hediye Önerileri

Arkadaşlık kavramı aşamaları olan bir kavramdır. Arkadaş olarak gördüğümüz kişi ile yakınlık derecemiz farklı düzeylerde olabilir. Aradaki bağ hediye seçimimizi de etkileyecektir. Peki, hediye sunmak istediğimiz arkadaş, en yakın arkadaşımızsa! O zaman seçilecek hediye daha özel ve samimi olmalıdır. Ayrıca gerek doğum günlerinde, gerek yeni bir yıla girerken, gerekse tebrik ya da teşekkür amaçlı hediyeler alabilir, arkadaşlık bağını daha da güçlendirebilirsiniz. Yakın arkadaşlar için alabileceğiniz hediyelere birkaç öneri getirerek seçim yapmanıza yardımcı olmak istedik.
Arkadaşa hediye tavsiyeleri;
· Özel Tasarımlı Hediyelik Eşyalar
· İsimli Kupalar
· İsimli Hediye Setleri
· Gömlek ya da Kıyafetler
· Özel Kol Saatleri
· 3D Led Işıklı Tasarımlı Lambalar gibi çeşitli alternatiflerde hediyeler arkadaşlarınız için güzel bir seçim olacaktır.
Ayrıca alacağınız hediyelik eşyalar arkadaşınızın erkek ya da kız arkadaş olmasına göre, farklı şekilde tasarlanabilir.

Arkadaşa Hediye Kutusu

Hediye kutuları, son zamanların favori hediyelerindendir. İstediğiniz şekilde tasarlatabileceğiniz kız arkadaşa hediye ya da erkek arkadaşa hediye ederek onları mutlu edebilirsiniz. Hediye kutuları farklı şekillerde tasarlanabilir, isimli ya da fotoğraflı olarak hazırlanabilir. Ayrıca bu hediye kutuları çikolata, hediyelik eşya ve küçük aksesuarlar ile de oluşturulabilir. Örneğin kız arkadaşınız için, ona özel tasarlanmış bir çikolata kutusu verebilirken, erkek arkadaşınıza cüzdan ve kemerden oluşan bir hediye kutusu verebilirsiniz. Bu konuda çeşitlilik oldukça fazla olmakla beraber her bütçeye uygun hediye kutusu oluşturmak da mümkün olmaktadır. Sizler de arkadaşınızın doğum günü ya da özel bir günü için hediye kutularını tercih edebilirsiniz.
Hobimod.com en yakın arkadaşlarınıza harika tasarımları sakın kaçırmayın.
hobimod.com
submitted by hobimodcom to u/hobimodcom [link] [comments]


2018.08.16 13:53 papatyapisi Önemli Bir Karar Veriyorum, Oğlum Ameliyat Oluyor

Herkese Merhaba,
Kelimesi kelimesine hatırladığım herşeyi tüm detayları yazıyorum ki beni anlayın, sizi anlayabileceğimi anlayın diye…
Bunu yaşayan tüm anneler… aynı gemideyiz, sadece kendi çocuklarımızı düşünmeyelim. Hepimizin çocuğu iyi olsun. Çünkü ileride bu çocuklar arkadaş olacak, otobüste, yolda karşılaşacak, kanka olacaklar, asker arkadaşı, üniversitede yurt – oda arkadaşı, aşık olduğu kız… vb olacak. Sadece kendi çocuğumu düzeltip diğer çocukları görmezden gelemedim. Çünkü yarın bir gün mutlaka karşılaşacaklar ve bu rahatsızlığın geri sarma ihtimali de var… Yani düzelir ama öyle biri ile karşılaşır ki geriye, başa döner :(((
Cerrahpaşa’nın profesöründen randevu almak… ne mümkün….
Özel muayenehanesine gideceğiz başka çare yok. Özel muayenehane Nişantaşı Valikonağı caddesinde!
Tamam o da tamam ama randevu taaaa ocak ayının ortasında yani daha 1 ay var 1 ay !
Ben nasıl dayanacağım? Daha ne olduğunu bile bilmiyorum, bunu öğrenebilmek için 1 ay bekleyeceğim.
O doktorun söyleyecekleri var yaaaaa… Hayat memat meselesi benim için ve randevum 1 ay sonra. Allahım bana sabır ver! ( vermişsin gerçi, çok şükür )
Ben bu arada ne yaptım biliyor musunuz ?
HAHA, Çılgın ben :)!
Gerçi o kadar çektikten sonra çılgınlık değil ama …
Bir gün yine boğaz enfeksiyonu, yüksek ateş, antibiyotik… ezberledik artık, olmazsa hayat bir tuhaf geliyor .
Ablamlardayım, kızı okuldan “kulağım ağrıyor anne” diye geldi. Ablam da, “tamam baban gelsin seni kulak-burun-boğaz hastanesine götürürüz” dedi. Ben atladım hemen, ne? öyle bir hastane mi var dedim. Evet sen bilmiyor musun? dedi. Yooo bilmiyordum.
Eve gittim, gece de aldım çocuğu o hastanenin aciline götürdüm. Eşim anlam veremedi niye gidiyoruz diyor ( zaten doktora gitmiştik ve antibiyotik başlamıştık ) ben bekle diyorum sadece .
Gittik, acildeki doktor muayene etti tam ilaç yazarken “doktor bey ben bu çocuğu hemen pazartesi ameliyat ettirmek istiyorum” dedim. Herkes şok! Adam da acelemi görünce şaşırdı. Bana çok kuvvetli bir antibiyotik verdi ki iltihap cumadan pazartesiye kadar kurusun diye, pazartesi başka bir doktor muayenesi için randevu aldım ve çıktık.
Ne yapayım?
1 yıldır sürekli hasta bu çocuk ve kabızlık nedeniyle gittiğim doktorlar da dahil ne kadar doktora gittiysem bademciklerini aldırın dedi.
Geniz eti de var, uyku apnesi de var. Geniz eti uyku apnesi yapıyor, uyku apnesi ;
*** Tüm bunlar gittiğim doktorlardan aldığım – öğrendiğim bilgilerdir. **\*
Nasıl göze alayım bu kadar şeyi? Bir de durum başkayken, karşıma ne olduğu belirsiz bu rahatsızlık çıkmışken …
Eşim şaşkın! Neler oluyor, nereden çıktı şimdi bu? diyor .
“Hastaneye ilk gidişimiz, doktor kim bilmiyoruz bile ,pazartesi tanıyacağın doktora çocuğu ameliyat ettirmek … bari senelerdir gittiğimiz hastanede olsaydı” dedi.
Yahu normal hastanede mi bademcik ameliyatı mantıklı kulak-burun-boğaz hastanesinde mi? dedim sadece. Çok net ve çok kararlı konuştum ki zaten hastanedeki tavırlarım ve konuşmalarımdan ne kadar kararlı olduğumu gayet iyi anlamıştı.
Sen bilirsin dedi.
Annem ile babam duyunca anında karşı çıktı. Daha çok erken, biz seni 11 yaşında ameliyat ettirdik, çocuk yeni kendine geliyor …. vb
Annem bana kızdı.
Aldım şurubu (oğlumun içtiği antibiyotiği) AL – İÇ dedim.
İçmedi.
İçsene hadi, tadına baksana, diyorum ( o kadar öfkeli – net konuşuyorum ki ) dilini değdirmeğe korkuyor .
Zehir içiriyorum ben çocuğuma 1 yıldır zehir dedim. Senin 1 kaşık içmediğin ilacı ben kaşık kaşık veriyorum oğluma, her gün hem de her gün dedim! Sustu birşey diyemedi. Diyemezdi zaten .
Çocuğunuz ile ilgili en doğru kararı siz verirsiniz sevgili anneler, anneniz sizi çok iyi tanır sizin çocuğunuzu değil !
Pazartesi tanıştık doktor ile, muayene etti ve o bademcikleri görünce anladı durumu. Benim acil ameliyat olmasını istemem, ne kadar sık hasta olduğunu ve antibiyotiksiz yaşayamadığını belirtmem doktoru harekete geçirdi.
Başka ameliyatları vardı o hafta, lütfen dedim, acil dedim , başka problemlerimiz de var dedim sağolsun ayarladı ve benim için ameliyat tarihlerini değiştirdi. Perşembe gününe aldım ameliyat randevusunu (cuma ilk kez acile gittim perşembe ameliyat ettirdim oğlumu orada). Dayanacak gücüm sabrım yok çünkü !
Perşembe günü …
Oğlum ameliyata giriyor, narkoz alacak. Küçücük bedeni neler yaşıyor, nelerle mücadele ediyor (7 aylık kabızlık, ameliyat-narkoz, otizm … ) , Allahımmmmm ! Kurtar yavrumu sağ salim ..
Ameliyat bitti çıktı sağ salim çok şükür, ben oğlum o kapıdan çıkana kadar neler yaşadım neler hissettim neler düşündüm
Kimse bilmiyor neler yaşadığımı, annemle de paylaşmadım çünkü benim annem eski kafa biraz anlamaz, babam ve ablam biliyor özel durumumuzu o kadar.
Doktor ameliyattan çıktı ve; “ceviz büyüklüğünde bademcikleri ve neredeyse bademcikleri kadar büyük geniz eti çıkardık, çocuğunuz nefes alamıyormuş, nefes alacak yeri yokmuş hanımefendi geç bile kalmışsınız” dedi.
Nasıl ameliyat ettirseydim! O kabızlığı nasıl anlatabilirdim ki doktora.
Çocuğum 7 ay neler çekti, yemek yiyemedi, ölüyordu diyemedim …
Çok doğru bir karar vermişim, çok şükür !
Sadece kurtulduk inşallah bu beladan diye düşündüm o kadar.
İyileşme süreci o kadar rahat ve kolay oldu ki anlatamam, hem de kışın ortasında dışarıda lapa lapa kar yağarken. Tabi dondurma yemesi gerekiyor ya ondan :):)
Allah çok büyük, yardım etti ve 2 gün bile çekmeden iyileşti.
Bu ilk aldığım karar ilk doğru kararımdı !
Pes etmek yok !
Sevgilerimle ,
submitted by papatyapisi to u/papatyapisi [link] [comments]


2014.12.30 01:51 lgbtifm LGBTİ FM Gelecekten Gelmeyen Adam 6- Bir Ayrımcılık Hikayesi

Ayrımcılık...
Artık bu bir suç değil hak haline geldi… Evet, evet hak haline geldi.
Hatta son moda bir çanta gibi herkesin omzunda, kolunda, cebinde taşıdığı bir aksesuar haline geldi. Sokakta, tvde, evde, iş yerinde her yerde, her alanda ayrımcılık bir aksesuar oldu. Bu durum geçmişte daha azdı, şimdi arttı, gelecekte ise bir çok konu gibi bu durumda b.ka sarıyor.
Gelecekte ayrımcılık öyle bir boyuta varıyor ki çok zeki adamlar çok aptal adamların güdümüne “ayrımcılık” yüzünden sokulup, o çok aptal adamlar pis ve sarı dişlerinin arasından sırıtarak, çok zeki adamları bir b.ka saatlerce baktırıp mavi boncuk arattırıyor.
İşte gelecekte ki ayrımcılık yüzünden bürokrasi, özel sektör ve resmi daireler bu noktaya geliyor.
Ben nereden mi biliyorum ben bilmiyorum ancak garip bir gelecekten gelmeyen adam olarak tahmin ediyorum.
Peki bu diplomatik, çıkar ilişkilerinin ayrımcılığı peki ya kişiye tercihleri yüzünden, yapılan diretilen ayrımcılığa ne demeli?
İşte bu ayrımcılık giderek büyüyor ve önü alınmazsa çığ gibi de büyümeye devam edecek demeyi o kadar çok isterdim ki maalesef diyorum çünkü artık önü alınamayacak yani önünde durulamayacak kadar büyüdü. Her önüne geleni içine katıp giderek de büyümeye daha fazlasını içine çekip tutmaya devam ediyor.
Artık kendine göre mavi saç yanlışsa bu duruma medeni bir platformda konuşarak değil de hemen 4 kişilik koalisyon kurup onu saf dışı etmeye çalışıyoruz.
Bu durum saygıyı işler diyorsunuz ama evet saygı sokağından geçiyor ama saygısızlık fiilini ayrımcılık kavramıyla kişiler bir başka kişinin üzerinde uyguluyor.
Şöyle ki; Bunu bizzat yaşadığım bir olay üzerinden konu içerisinde mavi saç olmasa da yakınlığı olan bir konu ile örnekleyeceğim. Her zaman ki gibi bir yerden bir yere giderken eğer arkadaşlarımın veya çalıştığım kurumun aracı yoksa şahsi aracımda olmadığı için toplu taşımayla giderim. Genelde de garip bir kaç komik olay yaşarım. Otobüste Bidbox yapan çocuklar ve bunu anlamayıp kriz geçirdiğini sanan otobüs şoförü yada metroda break dans yapanlara sessizce öğütler bir tonda yaklaşıp “tepene kan iner yavrum ne yapıyorsun” diyen teyzeler veya durak ta sokak tiyatrosunu yaşatan sanatçılara anlamsız ve alakasız sözcüklerle bağırıp onu hain ve hırsız ilan edip gerçek hırsızları alkışlayan amcalar vb, vb, ama bu sefer otobüste ki hiçte hoş olmayan güldürmeyen, sinirlendirip küplere bindiren bir ayrımcılık garipliği yaşandı.
İki çift bindi otobüse önce. Benim hemen 2 sıra arkamdan ve çaprazımda ki ters giden koltuklara oturdular. İzmirliler bilirler (gerçi bir çok kentte öyle artık ama otobüste 4 lü karşılıklı koltuklar var ve bazıları tersli düzlü koltuk düzeni) neyse bir durak sonrada iki erkek genç birey bindi. Yüzümde tebessümle birlikte bir fikir oluştu aklımda ve derken çat diye tam karşımda ki 2 li ters koltuklara oturdular.
Biraz ilerledik çaprazımda ki kızlı erkekli çiftimiz aşk dolu dakikalara başlayıp ufak tefek hoş ve yüzde gülümseme bırakacak el şakalarıyla erkek arkadaşla şakalaşarak yolculuğa devam ediyor. Karşımda ki 2li de öle kendi aralarında neredeyse kendilerinin bile zor duydukları bir desibelde kimselere dokunmadan konuşuyorlar ve fikrim giderek doğru yönde şekillenip onları göz ucuyla izliyorum derken biraz daha ilerledik çaprazımda ki çift biraz daha aşka gelecek oldular ki ufak tefek öpücükler konduruyorlar ve karşımda kiler de şakalaşıp omuz el ısırıp hafif hafif gülümsüyorlar. Ve dedim Burak düşündüğün şey sanırım doğru bir kaç durak ilerledik toplam da bu olay 15-20 dk içerinde gelişti ve karşımda ki çift artık biraz daha yüksek sesle konuşur birbirlerinin omuzuna yatıp gülüşür oldular çaprazımda ki çift ise birazdan evlenecek gibiler. Derken bir hışımla koridorda ayakta ki amca önce homurdanarak sonra da bağırışlar içerisinde “ayıp oluyor gençler hiç yakışıyor mu size? Burada çoluk çocuk var” dedi.
Bende sanırım yanda ki çifte diyor diye düşünüp acaba kim dedi dercesine öyle afaki amcanın önün de ki tüm herkesin pür dikkat baktığı koridor aralığından bende baktım. Tabi çaprazımda ki çift topladı kendi. Benim karşımda kiler ise halen durak isimleriyle dalga geçip çok düşük bir desibelde şakalaşıyorlar.
Derken sanırım amcam bu tüm koridor bana baktı şimdi seçim konuşması yapmalıyım gazını alıp devam etti bu sefer daha insanlık çıkan bir ses tonuyla “hey size diyorum utanmazlar. Çocuk var be tövbe hiç iki erkek tövbe tövbe ısırmalar kıkırdamalar insanda edep olmalı. Baban binse ne diyeceksin.” Şimdi jeton düştü! O amcam da tıpkı benim gibi karşımda ki ikiliyi çaprazımda ki gibi çift sanmış ve izlemiş ama hoş olmayan tiksinen bakışlarla. Ve düşüncem doğruydu karşımda iki tane çift vardı.
Sadece aşık, masum iki çift. Peki neden ayrımcılık yapılıp biri daha masumken o masuma bağırılıp, hor görülüyordu. Acaba bilimde ki isimleri farklı diye mi? Ona “homo” ona “hetero” dedikleri için mi?
Hemen karşımda ki gariplerim toplandı. Önlerine başlarını eğdi.Görseniz kıpkırmızı kesildiler. Azıcıkta göz altında birbirlerine bakıyorlar. Yanda ki çift biraz sinirlendi. Fark ettim çünkü erkek olan elini kız arkadaşından çekmişti. Maço bir tipi vardı. Eh be amca sana yanlış olabilir ama saygı ne oldu neden açık hedef haline getirip milleti birbirine kırdırdın.
İçimden bunlar geçerken amcam devam etti… “Ayıp ayıp, sözde bu moderinlik oluyor. Tövbe gavur söylüyor o televizyonda bunlarda iyi birşey sanıyorlar. Biz sizin yaşınızda askerdik vatanı korurduk sen şimdi git desem gidemezsin. Zaten gitsen de bu halde bizi nasıl koruyacaksın”
Derken çaprazda ki maço abimiz ayağa kalktı daha da sinirlendiği kesin, otobüs homurtular, çocuk pısmaları ve suçsuz masum karşımda küçülmüş iki kişi, ayağa kalkan abimiz bir hışımla hafif boğazını temizleyip bizim masumcukların yanına doğruldu tabi bende biraz dikeldim korktuğum olursa elimden ne gelirse müdahale edeyim derken abimiz elini masumun omuzuna atıp “bey amca ayıp oluyor yaşından utan ne yaptılar da sana sen böyle terbiyeden yoksun konuşuyorsun” gibisinden sadece güzel siyah beyaz Türk filmlerin de göreceğimiz türden şairane bir şekilde edebi replikler attı.
Şok bir şekilde gözlerim büyürken renkli masumlarımız da kafalarını yerden kaldırıp hafif gözleri dolu şekilde birbirlerine bakıyorlar.
Amcamız altta kalır mı bir anda namus tipsali kesilip tek doğrunun kendisi olduğunu düşündüğü o meşhur ve içinden anlam çıkarılmayacak kendince anlamlı sözlerini yine terbiyesi yerlerde bir şekilde sıraladı.
“sana birşey diyen olmadı delikanlı sen otur oturduğun yerde. devam et. onların yüzünden başımıza taş yağacak bu ne ben onları görmek zorundamıyım”
O an kafamı filmler deki yavaş bir şekilde çekilmiş sahne gibi çevirip arkamda ki “duracak” düğmesine basıp “o zaman rahatsızsanız buyurun inin, biz anormal ve nahoş bir durum göremiyoruz sizin dışınızda buyurun sizde inin bu durum bitsin“.
O ana kadar susmuştum. Ne kadar cahile laf anlatırsın ki e malum kaba kuvvete olmaz şu anlık sözlü atışma var Dur Burak gibisinden derken ne olduysa Sanırım o Maço abimiz gaz verdi söyledim.
Neyse amcamız belki diğer otobüs sakinlerinin karışmamasından yalnız hissedip indi belkide evine geldi indi belkide tüm otobüsün cehenlemlik olduğunu :) düşünüp indi ama indi.
İşte sonuç mu?
Sonuç şu ki ayrımcılık o kadar farklı bir boyuta vardı ki öpüşmek tuhaf karşılanırken sana göre daha uçuk, günah, saygısız, kötü vs sayılan bir olayın karşısında normal oldu. Ve ayrımcılık yapıp sen iyisin, normalsin sen anormal ve kötüsün oldu.
Herkes çift her zaman bu kadar şanslı ve mutlu hikayelere sahip olmuyor.
Nice insan ayrımcılık, saygısızlık, hedef gösterilip yafta yapıştırmalar ve dahası yüzünden ölüme sürükleniyor yada öldürülüyor.
Üstelik bu ayrımcılık konusu sadece cinsel tercihler yüzünden insanlara yapılmıyor giderek her konuda, her yerde farklı şekilde yapılıyor. Salata gibi çeşitlerini arttırıp rant için, en ucuz yoluyla ayrımcılığı sunup insanlara birer “protein çubuğuymuş*” gibi ikram ediyorlar…
Kimse masum değil...
O zaman herkes az da olsa temiz olan elinin ucuyla bir zeytin dalı tutsun…Belki gelecek daha oksijeni bol bir dünya olur.
Bilim dergisi yazıyordu oksijenin arttığı yerlerde insanlar daha çok düşünüyormuş çünkü…
Azıcıkta olsa belki sağlıklı düşünürüz diye…
Daima Renkli ve Güzel Düşleriniz olsun…
Not 1 : Seçimler dün gece sonuçlandı. Haftaya da gündem derlemesiyle “Gelecekten Gelmeyen Adam 7- Seçim Sonrası” yazısında görüşmek dileğiyle… Not 2: *”protein çubuğuymuş” mükemmel bir film olan “Snowpiercer” dan bir terim… İzlemenizi tavsiye ederim…
submitted by lgbtifm to lgbtifm [link] [comments]


2013.07.25 00:15 kamberu Savaş ve Pornografi

ABD ordusu gazeteci Jill Carroll'ın bu yıl kaçırılmasıyla ilgili olarak dört Iraklı'yı tutukladığını duyurdu. Caroll Mart ayında serbest bırakılmadan önce, doğrudan internet için yapılan ve kendisini rehin tutanlar tarafından gönderilen bir dizi çekimde, ağlayarak canının bağışlanmasını ister halde görüntülenmişti. Bir hafta önce aynı ordu, sıradışı bir uygulamayla, kendi askerlerinden internete video küpleri yüklemeyi kesmelerini talep etmişti. Nedensiz değildi bu talep. Geçen yıl, askerlerin ölü Iraklıların fotoğraflarını, başkalarının kız arkadaşlarının çıplak fotoğraflarıyla değiş tokuş etmek üzere Nowthatsfuckedup.comadlı bir siteye yolladıkları ortaya çıtağında küçük çaplı bir skandal yaşanmıştı. Askeriyenin tedirgin olmasında şaşılacak bir şey yok. İnterneti oluşturan sayısız bakır tel ve kablo aracılığıyla ve büyük yayın kuruluşlarının burnunun dibinde, MySpace ve YouTube gibi siteler Irak ve Afganistan'daki savaşın Amerikan askerleri tarafından çekilmiş korkunç görüntülerinin aktığı bir havuza dönüşüyor. Şiddet dolu fotoğrafların akışı çift yönlü. Ogrish gibi uzmanlaşmış siteler cihad yanlısı web sitelerini takip eden özel programlar aracılığıyla müşterilerine, ölüm ve parçalama görüntülerinden oluşan geniş bir seçki sunuyor. Bu küplerin en vahşi olanları, Ken Big-ley'inki gibi koreografisi özenle yapılmış infaz videoları. Çoğumuz bu tür şeyleri görmemeyi tercih ederiz, ama birçok insan etrafta kimse yokken bu sitelere bir göz atıyor. Ogrish sitesine günde ortalama 125.000 ile 200.000 arasında kullanıcı girdiği, önemli bir haber olduğunda bunun 250.000'e çıktığı iddia ediliyor. Görüntüler üzerinden yürüyen bu yeni savaşa ne anlam vermeliyiz? On beş yıl önce, Fransız sosyal teoris-yen Jean Baudrillard, şakayla karışık, ilk Körfez savaşının gerçek olmadığını, medya tarafından bir araya getirilmiş görüntülerden oluşan bir hayal olduğunu söylemişti. Daha yakın bir zamanda, 2004 tarihli "Savaş Pornosu" makalesinde, Baudrillard Irak'tan gelen korkunç ve aleni barbarlık görüntülerinin, modern pornografinin üretim ve estetik değerlerini kullandığına işaret etti. Baudrillard, Ebu Garib'deki mahkumların dijital kamerayla çekilmiş ve başlangıçta sadece özel dağıtım için planlanmış ünlü pozlarının, özel bir müşteri grubu için üretilen uzmanlaşmış pornografiyi andırdığına işaret etti. Fotoğrafların "sadece kurbanlar için değil ama bu şiddet parodisinin senaryo yazarları için de korkunç fakat banal bir aşağılama" taşıdığını öne sürdü. Baudrillard artık orduya "gömülmüş" gazetecilere gerek kalmadığını, çünkü askerlerin bizzat medya savaşına katıldıklarını ilan etti ve şöyle ekledi: "Her zaman her yerde oluşlarıyla, her şeyi görünür kılmak şeklindeki egemen kural nedeniyle, görüntüler, günümüzün görüntüleri, büyük ölçüde pornografikleşti." Savaş pornosu heyecanlandırmak için değil, kurbanlarını aşağılamak ve izleyicilerde dehşet yaratmak üzere tasarlanıyor. Pornografi gibi bunları üretenler de kendilerini eylem halindeyken videoya çekerek gerçeklik algılarını arttırıyor, izleyiciler de küplerden gözlerini alamayarak aynı şeyi yapıyor. Otel ve Testere gibi yeni korku filmleri savaş porno-sunu taklit ediyorlar, savaş pornosu da filmlerden ilham alıyor. Bir önceki Körfez savaşı görünürde sadece bir televizyon izlencesi olarak var olduysa, yeni Irak savaşı da tarafların dijital kameralarla silahlandığı ve internete erişimlerinin olduğu ilk savaş olma iddiasını taşıyabilir. Eğer ilki sadece medya tarafından üretilmiş bir fantezi olarak var olduysa, bu seferki daha ziyade pornografik bir kâbusa benziyor.
James Harkin -The Guardian, Londra
submitted by kamberu to NullSpaceAutonomia [link] [comments]


Alev Gibi Bir Kız 1990 FULL MOVIE *HD* - YouTube GÜRKAN DEMİREZ - BİR GELİN BİR GÖRÜMCE & KOYUNUM ARAP GİBİ ... Çağatay Akman - Kız İsteme Bestesi(Bir Kızı Çok Sevmiştim ... Adam Yolda Yalnız Bir Kız Çocuğu Buldu, Evine Götürdüğünde ... Murat Kekilli Alır Seni Boşarım (Bir Kız Bana Emmi Dedi ... Açılan Bir Gül Gibi - ( Karar: Kız Neyi - Dört Ses ) Kemal Sunal bir kız sevdim gül gibi yaktı beni kül gibi ... CS:GO'DA BİR KIZ !!  Rekabetçi Komik Montaj Türkçe Anlar ... 2020 BURSLU BİR ÖĞRENCİ AYLIK NE KADAR ALIYOR

Bir kızla canlı sohbet başlatmak anlamı - Brenda Jackson

  1. Alev Gibi Bir Kız 1990 FULL MOVIE *HD* - YouTube
  2. GÜRKAN DEMİREZ - BİR GELİN BİR GÖRÜMCE & KOYUNUM ARAP GİBİ ...
  3. Çağatay Akman - Kız İsteme Bestesi(Bir Kızı Çok Sevmiştim ...
  4. Adam Yolda Yalnız Bir Kız Çocuğu Buldu, Evine Götürdüğünde ...
  5. Murat Kekilli Alır Seni Boşarım (Bir Kız Bana Emmi Dedi ...
  6. Açılan Bir Gül Gibi - ( Karar: Kız Neyi - Dört Ses )
  7. Kemal Sunal bir kız sevdim gül gibi yaktı beni kül gibi ...
  8. CS:GO'DA BİR KIZ !! Rekabetçi Komik Montaj Türkçe Anlar ...
  9. 2020 BURSLU BİR ÖĞRENCİ AYLIK NE KADAR ALIYOR
  10. Tamer Karadağlı: Bir Erkeğe 'Kız Gibi' Demek Hakaretse ...

Kanalımıza Abone Olmayı Unutmayalım Abone Olmak İçin : https://bit.ly/2xrxFKj Tıklayabilirsiniz. Düğün,Konser Ve Özel Günleriniz için Gürkan Demirez Mena... Bu gün CS:GO da ilk defa kız gören 2 tane kertenkelenin birbiri ile olan savaşını inceleyeceğiz. Umarım beğenirsiniz... İnstagram adresim: https://www.instag... Kime Diyorum’a Abone Olmak İçin Tıklayın http://goo.gl/YyNpd7 Instagram adresimiz: https://www.instagram.com/kimediyorum_yt Yeni videolardan anında h... Kemal Sunal Şaban SALAKO 2020 BURSLU BİR ÖĞRENCİ AYLIK NE KADAR ALIYOR ... Rüya Gibi Bir Ülke İZLANDA Hakkında 15 İLGİNÇ Bilgi. ... Sözcükte Anlam - Duration: 13:02. Tonguç 5.Sınıf 166,827 views. Değirmenden gelirim beygirim yüklü Şu kızı görenin del olur aklı On beş yaşında kırk beş belikli Bir kız bana emmi dedi neyleyim Bir kuşak bağlamış saçağı di... AÇILAN BİR GÜL GİBİ Güfte: Dramalı Hasan Hasgüler Beste: Dramalı Hasan Hasgüler Usul: Nim Sofyan Makam: Rast Açılan bir gül gibi / Gir kalbe gönül gibi Coşar... Tamer Karadağlı: Bir Erkeğe 'Kız Gibi' Demek Hakaretse, Rahatsız Olan Mahkemeye Versin Beni. Yıllar önce yaptığı açıklamalarla ilgili soruya yanıt veren Tame... Videolarımı Beğenirseniz Sevinirim. Watch Alev Gibi Bir Kız Full Movie IN HD Visit :: http://gettopmoviez.club/movie/598779/ Télécharger : - http://gettopmoviez.club/movie/598779/ Alev Gibi Bir...