Güzel yaşlı kadın

İleri yaşlarımda da verimli olabileceğime inanmış bir kadın olarak, koronavirüs günlerinde ayrımcılığa uğramak canımı acıttı. 63 yaşından üç ay almış ufak tefek, fazla kilosu olmayan bir kadınım. Özellikle 60’ından sonra bazı sağlık sorunlarım ortaya çıktıysa da genellikle sağlıklıyım. Bu nedenlerle olsa gerek, yaşımı göstermediğim söylenir ... Sonunda bulmuştuk tekneyi, üstelik yüreğimize aşk ateşi düşmüştü. Tekne ararken güzel bir tekne bulmayı ümit ediyorduk ama kendisinden bahsederken gözlerimizin parlayacağı, hikayesini aşkla anlatacağımız bir tekne bulmayı hayal bile etmemiştik. Hem de burnumuzun dibinde bizi bekliyormuş, yaşlı güzel kadın: Virazon... Yaşlı Kadın İle Meşe Ağacı Kuraklık o yıl, New Jersey’in yemyeşil çayırlarını kahverengine çevirmiş ve tüm New Jerseylilerin gurur kaynağı yüzyıllık dev Güzel Sözler, Nickler, Aşk Sevgi Sözleri ve Mesajları Sitesi Yaşlı Kadınlar İçin En Güzel 15 Kısa Saç Modeli Arzu YURT Eki 11, 2019 Sandra Bullock, Halle Berry, Julianne Moore, Julia Roberts, Jennifer Aniston – Bu, bir Hollywood filminin oyuncu listesi ya da Oscar En İyi Kadın Oyuncu ödülü adayları değil. Oysa sabahlara kadar sürecek güzel bir sohbete hiçbir zaman hayır diyemem. Yaşlı bayan arkadaş arayışında olanlarla buradan iletişim kurmayı doğru buldum. Arkadaşlar yaşımdan dolayı aslında evde vakit geçiren bir kadın olduğumu düşünmeyin. Çok sosyalim. Kafelerde zaman geçirmekten hoşlanırım. Çevremde geniştir. Kadın ya sever ya nefret eder, ikisinin ortası yoktur. -Publilius Cyrus-Güzel kadın bir mücevherdir, iyi kadın ise bir hazinedir. -Sadi Şirazi- Kadın, bir erkeğin kendisini sevmediğini, ondan daha önce fark eder. -Rus Atasözü-Kadınlar İnsanlığın devamı için olmazsa olmazdır. Kadın ise yaşlı adamın arkasından yumrukları vurmaya devam etti. Bu sırada ikilinin arasına bir genç girerek ayırdı. Yaşlı adamın aracına binerek olay yerinden uzaklaşmasının ardından kadın da aracına binerek olay yerinden uzaklaştı. Olay anları ise bir vatandaşın cep telefonuna saniye saniye yansıdı.

Koca götlü alt komşumu nasıl siktim

2020.08.26 22:14 AUSSIETRIBECHIEF Koca götlü alt komşumu nasıl siktim

Selam beyler size hikayemi anlatacağım,
üniversite tercihimde konya'dan bir üniversite çıktı (adı lazım değil) arkadaşımlarım da whatsapp grubunda hep ''üf akpli götleri ne güzel he sonunda sen de anlayacaksın'' demişlerdi ben de geyik sandım güldüm hep ama sonradan hiç gülmemem gerektiğini anlayacaktım. Üniversite yakını yurt bakındım fakat kirada oturmak daha konforlu geldiği için üniversiteye yakın bir ev tuttum. Ailemle birlikte kiralayacağımız eve karar kıldık ve sonunda ailemle beraber o eve geldik.(eşya vs için araba lazımdı) eşyaları yukarı taşırken merdivenlerde bir göt gördüm aman tanrım, kadın sanki bir at olarak dünyaya gelmiş sonradan insana evrilmişti. tek kelimeyle, cidden ''inanılmaz'' bir götü vardı. az daha zorlasam ikea lambalarına benzetebilirdim. neyse işte eşyaları babam ve abimle taşıdıktan sonra annemin yaşlı göz yaşlarıyla ile beni uğurladılar. ilk günüm odaya alışmakla geçti, bir süre sonra aklıma yakınlardaki bir starbucks'a gitmek geldi ve yola çıktım. yolda ne göreyim, koca götlü alt komşum da aynı starbucks'taydı. götü o kadar büyüktü ki sandalyeden düşmemek için habire ağırlığını ortalaması gerekiyordu. bunu bir güzel kestikten sonra fark etmiş olmalı ki yanıma geldi. hemen durum değerlendirmesi yaptım, starbucks'taydı, başörtülüydü ve giyebileceği en dar pantolonu giyiyordu. demek olmalı ki zengin ve seks peşindeydi. sonra bu duruma ithafen '' Mizâc-ı âlîniz eyidir inşallah '' dedim ve kadın sanki saniyelik ereksiyon geçti. bundan sonra o da selamlaştı ve oturdu. benle flört edermiş gibi konuştu benden hoşlandığı belliydi. ayrıca elinde yüzük olmadığını fark ettim, bu ''çok iyiye'' işaretti. konuşmayı bitirdik ve kendi evlerimize gittik, giderken göz kırpmayı da ihmal etmedi. evde gizlice çektiğim götüne 31 çektim sonra da yarın okula gideceğim için erkenden yattım. okula giderken kızın evinin önüne baktım ve ondan başka hiç kimsenin ayakkabısı yoktu, tam bir orospu olduğunu bildiğim için ve kendi ideolojik çıkarlarım doğrultusunda onu bu akşam sikebileceğimi varsaydım. üniversiteye gittim, sınıf gayet hoştu. çoğu akpliydi ve bu durumdan pekte şikayetçi değildim lakin arada onlarla taşşak geçiyordum. bir tane chpli arkadaş buldum, gayet yakınlaştık ve erkekti. ona yeterince güvendikten sonra koca götlü komşum'dan bahsettim. anlattıklarımdan hayrete düşmüştü ve ona bir bomba daha patlatacaktım ve patlattım. ona bu akşam o karıya gitmemizi teklif ettim o da hayli memnun bir biçimde kabul etti. okul bitti ve eve yürümeye başladık, merdivenlere vardığımızda akpli kadının kapısının önünde iç çamaşırı duruyordu, bu işareti algıladık ve evine gittik. kapıyı açtıktan sonra kadın sadece fileli çorap giyer halde bulunuyordu. kıyafetlerimizi çıkardı ve arkadaşımı yalamaya bana da handjob yapmaya başladı. yeterince yaladıktan sonra onu arkadaşımla arkalı önlü siktik, sıra am yalamaya gelmişti. ben bu olayda pek tecrübeli olmadığımdan ilk arkadaşım yalasın dedim ve kadın arkadaşımın kafaısna oturdu ve arkadaşım amını yalamaya başladı. 5 dakika geçmişti hala daha kadın durmuyordu. arkadaşımın bacağının titrediğini fark ettim ve kadına durmasını söyledim ama beni itti, sonra arkadaşımın kafasında adeta zıplamaya başladı. korkmaya başlamıştım, kadının götü o kadar büyüktü ki arkadaşımın kafası gözükmüyordu. bir daha arkadaşımından kalkmasını istedim hatta çektim ama yok, kadın durmuyordu. 30 dk. geçtikten sonra kadın 3 kat hızlandı, göt korkusundan pılımı pırtımı toplamaya çalışırken bir ''pat'' diye ses geldi. arkama baktığımda arkadaşımın kafası kan içinde, beyni kadının am şeklini almıştı. öylesine korktum ki anında evime koştum, eve vardığımda polisi aradım. polise kavga sesi duyduğumu söyledim çünkü bu işe bulaşmak istememiştim. siren sesleri geldi, kadınla azıcık konuştular ve apartmanı terk ettiler. bu korkuyla sabaha kadar uyumadım, sabah'ın 5 civarlarında telefonuma bir mesaj geldi. kayıtlı olmayan bir numaradan gelmişti. o kadın olduğu varsayımını yaparak mesaja baktım. bir video olduğundan yüklenmesi biraz uzun durdu. kadın masturbasyon yapıyordu, sonra arkadaşımın parçalarını götüne sokmaya başladı, aynı anda kanını içiyordu. tüm parçaları götüne doldurduktan ve kanı içtikten sonra geyirdi. sanki hipnotize olmuştum, bu bende değişik bir ''yankı'' uyandırdı. sanki kadının kölesi olmuştum, okula gittim. okuldan yine bir arkadaş buldum ve yine kadına götürdüm, sikiştik ve yeni arkadaşıma amını yalamasını söyledim. kadın yine olayını yaptı, kafasını parçaladı. bu sefer kaçmamıştım, büyük bir ilgiye izledim. bu sefer bana ''show''unu gerçek hayatta yaptı. o yeni arkadaşımı götüne sokarken ben 31 çekiyordum ve acayip zevk alıyordum. yaklaşık 3 aydır bu okuldayım ve neredeyse her hafta bu kadına ''arkadaş''larımı götürdüm ve prosedür aynı şekilde işledi. bunu yazma sebebim ise fazla göze çarpmaya başladık ve yakında yakalanacağımızı düşünüyorum. siz siz olun, koca götlü akpli alt komşunuzu sikmeye kalkmayın.
submitted by AUSSIETRIBECHIEF to KGBTR [link] [comments]


2020.08.26 21:16 karanotlar Ne çıkar siz bizi anlamasanız da

Ne çıkar siz bizi anlamasanız da Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da. Hiçbir şey! Kadınlar geçtiği o kadın kokusu anlarında Yıkanmış, mayhoş ve taranmış duygularıyla Dönüşür içimizde az menekşe, bir sarmaşık Menekşe, hadi neyse, mor deriz sarmaşıklara Mor deriz, mor bilinir çünkü, bir yandan güneşler kurur Her yandan güneşler kurur, sanki yaz günüyledir Bir adam kayboluyordur bir taşra sıkıntısıyla Deriz ki, “şuram ağrıyor” bir de, “başım dönüyor”, “yanıyor avuçlarım” Belki de bir çığlık mı bu, bu seziş, bu yakınma Bir çığlık, hem de nasıl, katılmış, donmuş, yaşıyorcasına Uzansak ellerimizde uzansak avuçlarımızda, bir çığlık Nedir mi ellerimiz-korkunçtur bir elin bir köşesinde insan olmalarıyla- Korkunçtur insan olmalarıyla kıyısında bir yüreğin Kıyısında gibi yangından, çok karanlıktan geçilmez caddelerin Ve korkunç anlamsız gözlerinde ha dünya ha bir park bekçisinin Korkunçtur insan olmaları, bir ceset, suda bir şapka gibi sallanaraktan Bitmeyen bir selam gibi, hastayken, inceyken, yalnızlıklarda aranan Korkunçtur-bunu anlıyoruz-bir yüzün en çoğul beyazında Korkunctur insan olmaları güz ortalarında, eriyen türbe ışıklarında Ve korkunçtur eriyip kaybolmaların bir köşesinde insan olmalarıyla Korkunçtur korkunç! Diyerek: ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıca Neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi Tüketen kim. Hani görmeden daha, sezmeden herşeyin bittiğini Ama ne zaman saçları kurularken çok eski bir alışkanlıkla Çökerken üstümüze bir sözün, bir gümüş kupanın o sebepsiz inceliği Ansızın bir ürperişte: bitti mi herşey bitti mi Yoo, hayır! öyleyse kimdir tüketen isteklerimi Bir rüzgar, duyulup binlercesi birden bir rüzgar Birakıp giden beni bir kenara, bir uzağı, yada bir boşluğu bırakır gibi Ve ben ki hazırımdır bir süre unutulmaya Ama hep sorulur gibidir benden: ben şimdi ne yapsam acaba. Ben şimdi ne yapsam, ben şimdi ne yapsam kaç kere yalnız Hem bunu kaç kere söylemek, ne türlü söylemek adına Eskimiş fırçalarda, kırılmış şişelerde, tozlanmış ilaç kutularında Okunmaz kitaplarda, uzaksı giyişlerde çocuksuz avlularda Anlamsız kahvelerde, bir yolun çok ucunda, asılmış koyun butlarında Ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız Kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan olmalarımla Kapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada Anılar bulacaksam – anılar mı dediniz? – ne sesli bir vuruşma Odalar bulacaksam, odalarda kadınlar, çiçekler, çok aynalar Rakılar, gene rakılar, kırıklar sonsuz yaralar Bulacaksam orada, bir koltuğu bir koltuğa doğru Bir yüzü bir yüze, bir eli bir ele doğru yaklaştıran çocuklar Sinekler bulacaksam, kaskatı yapan boşluğu, sinekler Zorlanmış bir gülüşten – iğrenip birden – kusmalar, bulantılar bulacaksam belki de: susanlar, bilmem ki niye susanlar Ölüler bulacaksam – ölü gözleri onlar, cesetler, giderek dışa vurmalar – Ne dedik, dışa vurmalar mı, yani ilk aydınlığı mı ölümün? Ölümün ilk aydınlığı mı, ne dedik, sahi biz ne deseydik bu konuda? Ne deseydik bilmiyorum, ama var bu kadarcık bir şey insanın sonsuzunda. Bu kadarcık bir şey – iyi ya, peki, şimdi kim var sırada? – Sakın ha! Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza. Yok deyin çünkü biz.. Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla Ne güzel ellerimizle.. Başlayın, hadi başlasanıza! Örneğin bir kahve falı? Az müzik? Diyorum biraz iskambil!.. Ama hiç seslenmeyelim – seslenmeyelim – içimizden oynayalım. Ayrıca, – Dört kişiyiz! – Hayır on!. – Bin kişiyiz! – Bana kalırsa.. Ne kadarcık bir fark var bizimle bütün insanlar arasında? Öyleyse başlayalım: Koz kupa! Ah şu sinek onlusu bire bir unutulmaya.. Çayınız soğuyacak! Çayınız mı dediniz? Ne tuhaf biraz anlıyorum. – Üç karo! – Pas diyorum! – Susalım baylar, dört kupa! Ah şu sinek onlusu! Koz kupa! Çayınız mı dediniz? Susalım! Susalım – niye susalım – Anılar mı dediniz? Ne sesli bir vuruşma! Ya sonra? Bırakın şu sonrayı, bilmem ki nedir o sonra? Gene mi? Başladınız mı? Peki şimdi kim var sırada? Sakın ha! Biz yoğuz, bizi unutun, yok deyin adımıza. Yok deyin çünkü biz.. Biz işte korkuyoruz ne güzel korkumuzla Ne güzel ağzımızla.. Yok canım, ben var ya, istiyorum sırada olmayı. İstiyorum – sahi mi? – ama isterseniz siz olun. Siz olun, biz olalım, kim olacak? – hep böyle oyalansanıza – Yani; “Şu sinek onlusu, susalım baylar, koz kupa.” Gibi oyalansanıza, Biraz oyalansanıza. Bir oyun başka olamaz oyundan gibi Bir söz başka olamaz sözden gibi Bir şey başka olamaz bir şeyden gibi Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa Ne gelir elimizden insan olmaktan başka Ne gelir elimizden insan olmaktan başka Ne çıkar siz bizi anlamasanız da Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da. Hiçbir şey ! Kimse bir gün gözlerimi sevmiyecek, biliyorum Kimse bir gün kemseyi sevmiyecek korkuyorum Bir yaşlı kadın en erkek boyutunda Kendisiyle çiftleşecek kaç kere yalnız Kaç kere yalnız, kaç kere şaşırmış, bitkin kaç kere Bir ölgün ses bulacak sesinden çok uzaklarda Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu hiç bilmiyoruz Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla Tavşansı sıçramalarla bitirsek şu ormanı Böylece, niye olmasın, işte bir orman daha Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz bilmiyoruz ya Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla.
Edip Cansever
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.08.20 03:26 karanotlar Munzur’un Zirvesinde Dersim Görünür

Munzur’un Zirvesinde Dersim Görünür

https://preview.redd.it/vhtefy1682i51.jpg?width=190&format=pjpg&auto=webp&s=9e117697ce88b279841f4f5b7a3492f6f7e06b84
İbrahim Aksoy

Dersim; Çemişkezek, Arapkir, Koçgiri, Amiryon, Azergan ve Gımgım gibi Ermeni yerleşim yerleri ile çevrili, takriben 60-70 bin kilometrekare, 3950 metre kadar yükselen dağlık bir alandır. Ardıç ve Meşe ormanlarıyla kaplı, çok sayıda akarsuyu vardır. Birkaç çeşit geyik, yabani koyun, domuz, ayı, vaşak, kurt ve her türlü av hayvanı yaşar, insan için yaşam koşullarının çok zor olduğu bir alandır.

İslam Halifesi Hz. Ömer döneminde, Müslüman Arap orduları, Kürdistan’a saldırmaya başladılar. Müslüman Araplara göre Zerdüşt Kürtler “putperesttir, Mecusi’dir ve katli vaciptir”. İslamiyet kan dökerek insanların kalbine hâkim olmaya çalıştığı devirlerde, Kürtlerin kalbine hâkim olamadı, onlarda kuzeye doğru kaçıp geldiler. Gelenlerin bir kısmı Palu-Bitlis arasındaki dağlarda gizlenmeye çalıştı. Burayı geçebilenler de geldi Dersim’in dağlarında gizlenmeye çalıştılar. Buralar Ermeni hakimiyetindeydi, Müslüman Arapların katliamından kaçan Kürtlere, Ermeniler kucak açtı, onlara sahip çıktı ve korumaya çalıştılar.

Palu-Bingöl dağlarında yaşayan Zerdüşt Kürtler, 1000 Yıl boyunca hiçbir yere bağlı olmadan yaşamaya çalıştılar. Osmanlı-Alman Berlin anlaşmasından sonra, Anadolu’yu İslamlaştırma hareketi başladı. Osmanlı, Meşhur Palu katliamında sağ kalanlar da Müslümanlaştı. Hiç konuşulmayan Palu katliamı bir başka yazı konusu. Osmanlı Türk olmadığı için, Türkleştirmeye gerek görmüyor, Müslümanlaşması yeterliydi.

Dersim; çok daha geniş, daha sarp ve yeteri kadar barınacak mağaraları olduğu için, Palu’dan daha şanslı idi. En son Dersim Osmanlının ortasında bağımsız bir bölgeydi. Ermeni katliamından sonra, Ermenilerden boşalan alanlara Alevi Kürtler yerleşmeye başladı. Fakat Berlin anlaşmasından sonra, Osmanlı da başlayan İslamlaştırma, öncelikle Dersim Osmanlının hedefi oldu.

Ben Berlin anlaşmasını daha önce yazmıştım. Anlaşmadan dolayı eleştirilen Kral II-Friedrich “Osmanlı neden bizim Hindistan’ımız olmasın” diye anlaşmayı savunmuştu. Berlin-Hicaz ve Berlin-Bağdat demiryolu çalışmaları, anlaşmayla başladı. Birinci Dünya savaşının tek sebebi de bu anlaşmadır. Almanya’nın tek hedefi Osmanlı topraklarındaki petrol yataklarıydı.

Osmanlı hemen Asakir-i Mansure-i Muhammeddiye Ordusunu kurdu ve devşirme askerlerini Müslümanlaştırmaya başladı. Merkeze yakın olan Anadolunda müslümanlaşması gerekiyordu. Nusayrı’lar neler yaşadığını önceki yazımda, anlatmaya çalıştım. Onu takip eden Palu katliamı, arkasında Ermeni katliamı ve sıra Dersime gelmişti. Elbette ki bu katliamları yapanlar, Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusunun, özel yetişmiş Müslüman Paşalarıydı.

Müslüman Şafi-i Kürtler için de Ümmetti Muhammed adına Hilafeti korumak için 1891 tarihinde Hamidiye alaylarını kurdu. Hamidiye alaylarına Ezidi ve Alevi Kürtleri, Müslüman olmadıkları için almadılar. Hatta Müracaat eden bazı Dersim aşiretlerinin müracaatı ret edildi. Bütün Alevilerin güvencesi ama Osmanlılar için çıban başı olan Dersim, ortadan kalkmalı ve Anadolu’daki bütün Alevi’ler Müslümanlaşmalıydı. Bilindiği gibi Osmanlının Türkleştirme diye bir sorunu yoktur. Çünkü Osmanlı Türk değil Afgan kökenliydi.

Gelin hep birlikte Jandarma Umum Komutanlığının Dersim’i ya Müslümanlaştırmak ya da ortadan kaldırmak için hazırladığı, raporlara bir göz atalım. 1877 Tarihinde Koç uşağı Ağası Ahmet, Ferhat Uşağı ağası Alişan Ağa ve bazı ağalar aileleriyle birlikte Sinop’a sürdüler. Dersim’de hayli etkili olan ve Osmanlıların gözünü korkutan Şah Hüseyin’i hile ile yakalayıp Vidin’e sürgün ettiler. Oğlu Ali beyi de Erzincan’da mecburi iskana aldılar. Bu işler insan ölmeden olmuyordu.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşında, Dersimli bazı Ağaların Ruslarla iş birliği yapacağı korkusu ile Ali Şefik Paşa bir alay askerle Kırgan Aşiretine saldırdı. 15 gün süren çatışmalarda çok sayıda insan öldü. Aşiretler birleşip Kırgan’a destek olmaya başlayınca, Paşa korktu gasp ettiği malları ve binlerce davarı aldı, arkasında çok sayıda ölü bırakarak geri çekildi.

1892 tarihinde Alay Komutanı Ali Şefik Paşa, Koç ve Şam uşağı aşiretleri birleştiler gerekçesiyle saldırdı. Aşiretler çok büyük zayiat verdiler. Ali Şefik Paşa’nın da bir albay, bir doktor ve 50 kadar askeri öldü, Saraydan istediği yardım da gelmeyince korktu geri çekildi.

1893-1905 Dersimliler ortalığı karıştırıyor, hükümeti zor durumda bırakıyorlar. Dersimliler hükümete vergi ve asker vermiyorlar, etrafı talan ediyorlar gerekçesiyle ortadan kaldırma planları hazırlanıyor. Öncelikle her biri 400 askerden oluşan, 20 tabur ve iki topçu bataryası görev alacak. Hozat, Arapkir, Harput, Çemişkezek ve Kızılkilise’ye (Nazimiye) birer tabur asker, yerleştirilecek. Hamidiye piyade taburlarını görevlendirmek sorun olur. Her ne kadar Hamidiyeliler Şafii Kürt, Dersim Alevi olsa da Kürtlere güvenilmez. 1907’de Koç uşağı, Şam uşağı ve Reşik aşiretlerine saldırıp büyük bir katliam yapınca, aşiretler birleşti askerler yüklü bir ganimetle geri çekildi.

1908’den 1916’ya kadar durmadan aşirete saldırıp katliam uyguladılar. 1866 tarihinden, 1916 tarihine kadar Dersim’e karşı tam 11 katliam uygulandı.1916 Tarihinde Ruslar Erzincan’ı işgal etti. Osmanlı Ordusu savaşı bıraktı geri çekildi. Kürt’ler Ruslarla birleşir korkusuyla, Dersim’e karşı savaş devam etti. Ermeni katliamında Dersim’e sığınan Ermeniler, Rus ordusuna katıldılar.

1920’de Ankara’da Paşaların Parlamentosu açılmıştı ama Dersim’de katliam devam ediyordu. 1926 Koç uşağı, 1927 Demanen, Haydaran, 1928’de Yukarı Abbas, Keçel, Haydaran, Bal ve Lolan aşiretlerine karşı, katliamlar devam etti. 1930 Pülümür hareketi ile başlayıp, uçaklarla bombalamalar, 1931 senesine kadar devam etmiştir. Yakalananlar, Kurşuna dizilenler, ölüm ve hapse atılanların da sayısı belli değil.

Türklükten hiçbir haberi olmayan devşirme Osmanlı Paşaları, şimdi kendi başlarına kalmışlardı, İşleri de hayli zordu. Şimdi Aleviler hem Müslümanlaşmalı ve hem de Türkleşmeliydi. Kolay olmayan bu iş için önce Dersim ortadan kaldırılmalı ve arkasından da Sivas, Malatya, Maraş, Harput, Antep ve Anadolu’daki bütün Aleviler de ortadan kaldırılmalıydı. Devşirme Paşalar bunun için 1920 tarihinden, 1936 tarihine kadar yüzlerce rapor ve plan hazırladılar. Gerektiğinde Alevi’leri tamamen ortadan kaldırmak için, Hitler’den kimyevi silah bile istediler.

1920’den sonra egemen resmi ideoloji, kendisine resmi din yaratmış ve topluma dayatmıştır. “Kızılbaş bir kadının oynaş ve gündüzlü tutmak ve haftada bir onunla oynaşmak hakkıdır.” “Dersimliler Türk’tür, Dilleri Kürt’tür.” “Korkutarak insanların kalbine hâkim olacaksın.” “Dersim koloni gibi kabul edilip Müslümanlaştırıp, Türkleştirilmelidir”. Devşirme Paşalara çok yakışan bunun gibi daha çok sözleri, raporlarda okumak mümkün.

Raporları hazırlayanlar; B.U.Mf. İbrahim Tali, Mutasarrıf Mardin’i Arif, Celal, Dahiliye vekili Şükrü Kaya başta olmak üzere 40’dan fazla rapor hazırlanıyor. Her aşiretin nüfusu, ekonomik gücü ve silah sayısı, ayrıca hangi aşiretin nereye sürgün edileceği tek, tek belirleniyor. Şükrü Kaya’ya göre Dersimin nüfusu 150 bin civarında. Raporlar ve krokiler Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ve Başbakan İsmet İnönü ve yetkililere ulaştırılıyor.

Nihayet; Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal 1936 tarihinde Trabzon ziyaretinde, Dersimi kuşatma krokisini kendi eliyle çiziyor ve düğmeye basıyor. 4 Mayıs 1937 TBMM kararıyla katliam hareketi başlıyor. 1937-1938 katliamı herkesçe bilinen bir olay. Sabiha Gökçen’in uçakla attığı bombaların altında, 70 binden fazla Dersimli can verdi. Kadın, yaşlı ve çocuklar, Kutu deresindeki mağaralara gizlendiler. Atatürk’ün askerleri içerisi insan dolu mağaraların kapısına betonla kapattılar. Hala mağaraların içerisi insan kemiği ile dolu. Cumhuriyetin subayları, her biri güzel kızlardan birer tane evlatlık değil, ganimet olarak aldılar. Ganimetin ne olduğunu bilmeyen bazı aptallar, ortalığa düşmüş kızları arıyorlar. Acaba Atatürk’ün subayları, bir erkek çocuğu neden evlatlık almadılar?

Nihayet 347 ağa ailesi ve 3470 nüfusu ile malına mülküne el konarak, her birini batıda ayrı yerlere sürgün ettiler. Sabiha Gökçen’in uçaktan attığı bombaların altında, bütün köyler harap oldu. Bütün Dersimin malı, mülkü ganimet olarak ellerinden gasp edildi. Erzincan ve Elâzığ’dan aylarca Trenlerle batıya koyun, keçi ve sığır taşıdı ve batıdaki devşirme Türklere dağıtıldı. Günümüzde batıdaki devşirmelerin evlerinde, Dersimde dokunmuş, halı, Kilim ya da güzel bir Palas vardır. Yürekten yaralı Dersimliler, Türkiye’ye dağıtıldı, 1947 affından sonra, bir kısmı geri döndü.

Atatürk hastaydı haberi yoktu diyenler, Elazığ’da görevli olan İhsan Sabri Çağlayangil’in hatıralarını okumaları gerekiyor. İzzettin Doğan’ın babası Hüseyin Doğan ve Ali Haydar Veziroğlu’nun dedesi binbaşı Hıdır, Koçkiri ve dersim katili General Hüseyin Abdullah Alpdoğan’a danışmanlık yapıyorlardı.


İbrahim Aksoy

http://navkurd.net/2020/05/munzurun-zirvesinde-dersim-goeruenue
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.03 02:01 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 5

çıktım odama inci'de yaşadığım mutluluğu paylaştım. kimse giblemeyince oturup bir süre önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. daha sonra merve'nin odasına indim. kapı çıktı karşıma.. kapı seni affettim la keyfim yerinde keranacı dedim. hiç tepki vermeden yüzüme baktı. neyse takılmayıp tıkladım, merve uyanmıştı zaten açtı hemen kapıyı. ne oldu abi? dedi. burcu esmersoy'un ayak parmaklarını gördüm, buraya sığınabilir miyim? dedim. off abi pff xs türevi bir cevap verdi. geçtim hemen içeri burcu'nun gidişi senin için çok iyi olacak. onun göğüsleri seninkileri kıskanıyor, bu yüzden geceleri gelişmelerini engelliyordu dedim. ne diyorsun abi yine? defol dedi. ben gördüm geceleri, bak dediğime geleceksin dedim. baktım bu sinirleniyor bir şey demesine izin vermeden yıl 2012 olacak hala müjdat gezen'i usta tiyatrocu sanan var di mi yaaaaa?? diye sordum. cennet mahallesi güzeldi diyor mal amk. konuyu uzatmayıp ela'yı bize ne zaman davet edeceksin? diye sordum. bana niye söylüyorsun abi? söyle anneme şükran teyzeyi davet etsin dedi. annemden sanane merve sana oç demek istemiyorum deyip fırladım odadan.
not: cennet mahallesi, akasya durağı ve arka sokaklar kızların göğüslerinin gelişimlerine zararlı.
neyse geçtim yeniden odama serdar ortaç'ın kliplerinden ayıkladığı manitaların sayısını hesapladım. sonra twitter'a, inci'ye baktım ne joe biden'dan ses var ne inboxımda bir hareketlilik... face durum güncellememi ''alem arka olmuş.'' yapıp 2 beğeni aldım. kapım tıklandı. kimsin? dedim. aç kapıyı diye karşılık verdi. ses renginden anladığım kadarıyla babamdı. böyle zekiliklerim vardır. bazı durumlarda gözlerimden yardım almasam da keskin zekam sayesinde yerinde çıkarımlar yaparım. barcelona mı real madrid mi? dedim. aç kapıyı diye yineledi. sinirlenmeye başladığını hissettiğimden kapıyı açmak zorunda kaldım. kalk berbere gidecez dedi. ben gelmem.. dedim. kalk gibtirme belanı papaza döndün deyince ben de okan bayülgen'in editörleri kadar elit ve uzun saçlı görünmek istiyorum dedim. fakat ikna olmuş görünmüyordu. ortamı yumuşatmak için acun ılıcalı'nın sempatik fifa 98 hikayesini anlattım. düş önüme gidiyoruz avradını gibtirme bana dedi. michelle rodriguez'e laf dokundurması gittikçe kanıma dokunuyordu. bu adam haddini aşmaya başlamıştı. fakat dayak yeme riskim olduğundan mecburen üstümü giyindim, evden çıktık.
not: acun aslında evdeymiş, arkadan arkadaşları da türkçe şarkı söylemişler afjheswnhıvgknrewslge ne güldük.
neyse gittik berbere girer girmez konuyu değiştirmek için haluk bilginer de ye ye bıkmadı amk, hala seslendirme yapıyor aç gözlü oç diye bağırdım. babam ne bağrıyon len? tarzı köylü bir tepkiyle kafama vurdu. berber bana katılıyor olacak ki gülümsüyordu. buyurun abi dedi oturduk yan yana. oç beni çırağa tıraş ettirdi. ne olsun abim? dedi çırak samimiyetinden yüz bularak mehmet amca'ya dikkat etmesini, o adamın kendisinin teyzesiyle bir alakası olabileceğini belirttim. babam oç atladı ordan takılma sen ona, amerikan yap dedi. birden fırladım ayağa... yankee go home, askerinle üslerinle, hamburgerinle defol!! diye bağırdım. fırlayacaktım dükkandan ama oç kapıyı açamadım. sinirim yatışınca efendi efendi geçtim yerine. uygun bir dille çırağa bazen teorik devrimci gibi görünmem gerekebildiğini, amerikan tıraşının uygun düşmeyeceğini anlattım. makina tıraşıla 9 a vurması konuşunda anlaşıp işe koyulduk. hiçbir koşulda dayamasına izin vermeyeceğimi, kız arkadaşım ekşici olduğundan o geyiği çok iyi bildiğimi belirttim. anlamış görünmüyordu, mal mal baktı. tıraşım bitince babamınkinin bitmesini beklemek için gazetelerin resimlerinde göz gezdirdim. ''sevgi koydular ülkenin yaa??'', ''ama bunlardan da iyisi yok be kardeşim kime verelim?'', ''vay amk herifin arabasına bak aga'' türü çeşitli sohbet açıcı berber cümleler ettim. gerekli reaksiyonu alamadım. babamın tıraşı da bitince berber sağolasın abi, yengeye de selamlar diyecek oldu; sanane annemden oç deyip hızla uzaklaştım.
not: haluk bilginer, teorik devrimcilere cinsel arzular besliyor.
apartmana döndüğümüzde merdivenlerde ela'ya rastladım. beremi çıkarıp kafamı gösterdim, tepki vermedi. nasılsın ela? dedim. iyi ya uğraşıyoruz, sen nasılsın? dedi. konuyu değiştirmek için yıl 2012 olacak hala nihat doğan'a, sabri sarıoğlu'na falan gülenler var di mi yaaa? diye sordum. iyi günler diye karşılık verdi.. ne alaka şimdi amk? bu millet harbi bir garip. neyse çıktım odama youtube'dan enrique iglesias'ın hero klibini izledim. finalinde yine ağlamaklı oldum. harun kolçak posterime bakıp hayatın anlamını sorguladım. daha sonra merve'nin odasına indim. kapıya, berberin kapısıyla ne ilgin var oç? o nerden biliyor benle mevzun olduğunu? diye bağırdım. merve sesten irkilmiş olacak açtı kapıyı. vahey kılıçarslan ev dizaynı programları yapmayı bırakmadan göğüslerini büyütmesi gerektiğini söyledim. pff defol, uğraşamam xs türevi bir cevap verdi yine. hem ortamı yumuşatmak, hem de kızın üstüne yavaş yavaş gitmek için samimi bir tavırla; bu reyting rekorları da nasıl rekorlarsa amk her hafta kırılıyor di mi yağğ? dedim. tamam abi hadi çık falan dedi yine. kevaşelik yapma insanların yüzüne bakamıyorum artık, incideki panpeytalarım benle taşak geçiyor deyip patlattım tokadı. bu ağlamaya, bağırmaya başladı. babam oç duymuş sesleri geldi ve elmacık kemiğime bir sağ direk patlatarak günü puansız geçmedi.
not: vahey kılıçarslan bizim kapıya halleniyor.
odama koştum hemen, uyuyana kadar önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. sabah erkenden kalkıp twitter'a ve inci'ye baktım. joe biden'a ''we are living america, coca cola sometimes war'' diye mention atıp gözdağı verdim. serkan inci'ye ''bana yardımcı olursan dilenmek zorunda kalmassın, babam zengin.'' diye pm attım ve cevapları beklemeye başladım. sonra kız arkadaşımın dairesine inmeye karar verdim. tıkladım kapıyı, hemen açtı sağolsun. ohio eyaletinde seçim kampanyaları oldukça çekişmeli geçmektedir ve başkanlık adayları mücadelede son aşamaya gelmişlerdir. başkan mike morris 'in (george clooney) kampanya basın sözcüsü olan stephen myers (ryan gosling) morris'e sadık biçimde var gücüyle çalışırken, birden politik bir skandalın içene doğru çekildiğini fark eder. şimdi bir karar verme sırası ondadır... ides of march! izler misin benimle dedim? hayır teşekkür ederim, biraz meşgulüm diye karşılık verdi. bırak mastürbasyonu, gel bak yarısında çıkarız dedim. ekşici olduğunu bildiğimden bu şekilde ikna edebileceğimi düşündüm. böyle zekiliklerim vardır. insanları istemeseler de beynimin odalarına hapseder, orda onlara küçük oyunlar oynayarak istediğim konuda ikna etmeye çalışırım. fakat kız arkadaşım meşgul olduğunu, artık kapıyı kapatması gerektiğini söyledi. konuyu değiştirmek için amerikan sineması neymiş ya, haneke kinq bence dedim. kapıyı hiçbir şey demeden kapattı. bu insanlar ne kaba amk.. herkes asosyal amk apartmanında.
not: till lindermann pussy klibi için anneme teklif getirmişti.
çıktım odama, eti cinlerimin bittiğini farkettim. inip annemi uyandırmalıydım. girdim odalarına, baakk esra erol anlatıyor, neler neler tanıtıyor baak. esra erol anlatıyor, neler neler tanıtıyor? advertorial advertorial advertorial advertorial diye bağırdım. annem bir kafasını kaldırdı, yeniden yattı. babam oç hiçbir şey demeden bir hışımla yataktan fırladı. hemen mutfağa fırladım. böyle çevikliklerim vardır. kas gücüm ve vücudumun esneme payı sayesinde herkesten önce planlarımı uygulamaya koyarım. kapıyı kilitlemeye çalışırken oç vurup açtı. lan ne bağırıyorsun sabah sabah? diye çıkıştı. şiddet uygulamamasından bulduğum samimiyetle baboş makarna yap da yiyek la deyip behzat ç.'ye gönderme yaptım. yarramın başını ye diyerek son derece düzeysiz, kalitesiz, kendisine yakışan bir cevap verdi. hiçbir şey demeden odama çıktım. enrique iglesias'ın hero klibini izleyerek finalini ağlayarak canlandırdım. babam girdi birden içeri, aklımı gibiyim kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. o kolye ne lan? ne ağlıyorsun? ne oluyor yine amk? dedi. konuyu değiştirmek için spinoza'nın külli determinizminden ve bu öğretinin fonksiyonelliğinden bahsettim. aval aval suratıma bakmaya devam etti. ne vardı baba? çabuk söyle daha soner sarıkabadayı dansıma çalışmam gerekiyor dedim. annenle düşündük, senin bir işe başlamana karar verdik dedi. ne işi amk, ben çalışmaya çoktan yüz çevirdim. boşa mı kosmos izlettik size oçları? diye bağırdım. lan bağırma, lafını bil patlatırım bir tane diyerek gözdağı verdi. internet cafe'de çalışacaksın, bizim yılmaz'ınkinde. konuştum ben onla seni bekliyor dedi. konuyu değiştirmek için gogol'un, ölü canlar'ın 2. bölümünü el yazımlarını yakarak imha etmesinden duyduğum acıdan bahsettim. fakat bana mısın demedi oç. bugün gidecez, yarım saate hazır ol dedi. britney spears'ten criminal'ın ezgilerini mırıldanıp giblemediğim ifadesi vermeye çalıştım. fakat pek takıyor görünmüyordu. mecbur gidecektik artık.
not: spinoza ve gogol dönemin şartları gereği anal yoldan birlikte olmuşlar.
neyse çıktım babamla evden gittik net cafeye. yılmaz oç çay içer misiniz? dedi cevap vermedim tavrımı anlasın diye. bak bu masada oturacaksın masa açıp kapatacaksın, paraları alacaksın vs.. dedi. konuyu değiştirmek için burcu esmersoy'un ayak parmaklarından bahsettim. neyse babam oç gitti, ben de ana makinanın başına geçtim. inci'ye girdim durumu anlattım, gibleyen olmadı. twitter'a iş hayatının zorluklarıyla ilgili tweetler attım. face e girip merve'nin sınıf arkadaşı ozan'ın duvarında ismail türüt fotoğrafları paylaştım. fakat zaman geçmiyordu.. yılmaz oç da annemden hiç bahsetmeyince kaçmak için bir fırsat bulamadım. üstelik 24 numaralı masada oturan adam beni kesiyordu. rahatsız edici bakışları 15 dakika sürünce rahatsız olup yanına gittim ve birlikte olmamızın mümkün olmadığını uygun bir dille belirttim. ne diyorsun lan sen? sen kimsin? vs.. gibi konuyu değiştirmek için bazı anlamsız sorular sordu. yılmaz oç nin yanına gidip ben burda çalışamam, bu ne gevşeklik? babam beni buraya apaçilere gibtir diye mi getirdi? deyip koşarak uzaklaştım. böyle zekiliklerim vardır. işime gelmeyen durumlarda zekamı devreye sokar, olaydan sıyrılmasını bilirim. eve vardığımda apartmanda kız arkadaşım ile karşılaştım. naber? dedim. iyidir senden? dedi. konuyu değiştirmek için khloé kardashian odom takes... new orleans? not so fast! diye bağırdım. neyse gitmem lazım deyip anneme selam söylemeye kalktı. annemden sanane oç deyip eve çıktım.
not: net cafede ferre izlenmiyor amk
annem beni görünce şaşırdı. merve evde mi? diye sordum, çıktığını söyledi. odasına gidip kapıyla artık aramızdaki husumeti sonlandırmamız gerektiğini, eski dostlara böyle tavırların yakışmadığını söyledim. anlayışla karşıladı. kapıyla arayı düzeltmem moralimi biraz düzeltse de işten çıkmamı babama nasıl açıklayacağım konusu kafamı kurcalıyordu. kafamı dağıtmak için enrique iglesias'ın hero klibinin youtube urlsini harun kolçak posterinin arkasına yazdım. daha sonra bir süre önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşündüm. çıktım üst kattan şükran teyzelerin daireye indim. şükran teyze kapıyı açar açmaz konuya farklı yerden girip kafasını karıştırmaya çalıştım. kenan doğulu'nun ex aşkım şarkısını söyleyip soner sarıkabadayı dansımı sergiledim. böyle zekiliklerim vardır. keskin zekam ve önlenemez yeteneğim sayesinde müziğin ve dansın gücünü kullanarak işlerimi yoluna koyarım. ne var oğlum? dedi. akşam babamın gelip beni döveceğini, babamın beni burcu esmersoy'un ayak parmaklarından bile daha fazla korkuttuğunu, gece evlerinde kalmak istediğimi belirttim. git oğlum işine deyip kapıyı yüzüme kapattı. oç ayda yılda bir işimiz düşüyor, yardım etsen gibiyorlar mı? gerçi gibseler yardım eder.
not: harun kolçak, burcu esmersoy'un ayak parmaklarından daha çekici.
bir sol direk dışında sağlam bir darbe almadan akşam dayağını atlattığım için mutluydum. bu olayı harun kolçak'ın gir kanıma şarkısında çıplak moonwalk yaparak kutladım. önder açıkbaş'ın nasıl ünlü olduğunu düşünüp daha sonra merve'nin odasına indim. kapıya how i met your mother'ın 7x12'sini izlemesi gerektiğini, çok duygusal bir bölüm olduğunu söyledim. kapıdan ses gelmeyince tıklattım, merve açtı. ne var abi? dedi. eğer gelecek haftaki doğum günüme kadar göğüslerini yeteri kadar büyütmezse sürpriz partime katılamayacağını söyledim. ne yapıyım senin partini? kimse gelmez zaten dedi. ağır konuşmuştu... duygusal havayı dağıtmak için david fincher'ın the girl with the dragon tattoo'su 13 ocakta sinemalarda dedim. gider misin abi, işim var dedi. mastürbasyon yapmak istediğini anladığımdan anlayışlı bir abinin yapması gerektiği gibi odayı terk ettim. fakat doğum günüm ile ilgili söyledikleri kanıma dokunmuştu. büyük bir parti yapıp onu sözlerinden dolayı utandırmalıydım.
not: joe biden'a david fincher yoluyla ulaşabilirim.
doğum günüme 6 gün vardı. inci'den, twitter'dan ve apartmandan herkes zaten benim için sürpriz bir şeyler hazırlıyordu, farkındaydım. ama merve'yi utandırmak için benim de bir şeyler yapmam gerekiyordu. facebook'a girip merve'nin sınıf arkadaşları ali can, ozan, ismail, tuğçe ve yeliz'in duvarlarına annem ve benim fotoğraflarımızı koydum. umarım ima ettiğim şeyi anlayacaklardı. daha sonra doğum günü üzerine 3-4 şarkı paylaşıp dikkati üzerime çektim. inci'deki panpeytalarımın hazırladığı sürprizi bozmamak için sadece off doğum günlerini de hiç sevmem vb.. başlıklar açtım. gibleyen olmadı ama beni olaya uyandırmamak için yaptıklarının farkındaydım. böyle zekiliklerim vardır. aklımın verimliliği ve zekamın kıvraklığı sayesinde her olayı kavrar, ona göre davranır ve insanları mutlu etmesini bilirim. twitter'dan joe biden'ı partime davet ettim. sosyal medyada gerekli çalışmaları yaptıktan sonra sıra apartmana gelmişti. enrique iglesias'ın hero klibini izledikten sonra işe koyuldum.
not: serkan inci'nin hediyesini kabul etmem. boşa yollamasın...
  1. kata indim, sarışın kadından başladım çalışmalara. tıkladım kapıyı, hemen açtı sağolsun. fabrikada tütün sarar, sanki kendi içer gibi diye bağırıp soner sarıkabadayı dansımı sergiledim. oğlum vallahi şimdi olmaz, çabuk söyle ne söyleyeceksen diye karşılık verdi. gelecek hafta doğum günüm var. eğer babamla aynı ortamda bulunmaktan rahatsız olmazsa eşiniz ile birlikte bekliyorum dedim. hiçbir şey demeden kapattı yüzüme kapıyı oç. zaman kaybetmeden firuze teyzenin kapısını çaldım. kapıyı açar açmaz konuya farklı yerden girmek için hegel'in evreni ''maddeleş bir fikir'' olarak gördüğünü ve bu yüzden heraklitos'un değil, hegel'in diyalektiğin babası sayılması gerektiğinden bahsettim. ne diyon oğlum sen? diye karşılık verdi cahil oç. eşiniz evde mi? dedim. yok dedi. eşiniz derken kocanızı kastediyorum hanımefendi. evde mi? diyerek sorumu tekrarladım. söyle ne söyleyeceksen bana dedi. gelecek hafta doğum günüm olduğunu, kendilerini de aramızda görmekten mutluluk duyacağımızı belirttim. annenin haberi var mı? diye sordu. sanane annemden oç deyip üst kata fırladım.
not: firuze teyzenin harun tekin ile olan ilişkisinden eşinin haberi yok. eşi derken kocasını kastediyorum.
sıra mehtap teyze ile ekşici sevgilime gelmişti. mehtap teyzeden başladım. açtı kapıyı buyur oğlum? dedi. gelecek hafta doğum günüm var gelirseniz beni mutlu edersiniz dedim. maalesef evladım, uygun değiliz dedi. ikna edebilmek için enrique iglesias'ın hero şarkısını söyleyip rihanna-rude boy dansımı yaptım. ne kadar eğleneceğimizi anlamasını istiyordum. böyle zekiliklerim vardır. aklım ve dans kabiliyetimin yardımıyla insanları daha çabuk durumdan haberdar eder, olayları lehime çevirmeye çalışırım. yok oğlum sağol deyince konuyu değiştirmek için ''ıııığğğağğğğğ'' lı hidayet türkoğlu taklit performansımı gerçekleştirdim. kapıyı yüzüme kapattı. sıra karşı dairedeki sevdiceğime gelmişti. açtı kapıyı oo buyur, yine ne var? dedi. sevişmenin zamanı değil, sana önemli bir şey söylemeliyim dedim. ilgilenmiyorum diye karşılık verince ortamı yumuşatmak için akasya durağı sinan esprileri patlattım. daha sinirlenmiş görünüyordu.. haftaya doğum günüm var, gelir misin? dedim. hayır deyip yüzüme kapıyı kapattı. insanın sevgilisinin bile ona böyle davranması gerçekten canını sıkıyor. hero'yu mırıldanıp üst kata çıktım.
not: i can be your heroooooo babyyy
  1. kata çıkarken benim hiç bir bilgisayarım olmadığını, facebook'u, twitter'ı sadece televizyondan duyduğumu farkettim. nasıl olabilirdi ki? kafam karışıyordu yine. sakallının dayağını yememek için sustum. 3. kata çıktım, yaşlı teyzeden başladım. açtı kapıyı sağolsun, ne var evladım? dedi. yaşlı olduğunu bildiğimden frank sinatra - new york, new york'u seslendirdim. soner sarıkabadayı dansımla da süsledim ki bu çağa da ayak uydurabilsin. böyle zekiliklerim vardır. insanları kendi koşullarında değerlendirir, beynimin odaları sayesinde durumu kontrol altına alırım. işim var oğlum, ayakta zor duruyorum sakallı gelecek yoksa söyle ne diyorsun? dedi. sakallı artık bana bir şey yapamazdı ama konuya girmeliydim. gelecek hafta doğum günüm var, gelir misiniz? dedim. bırakmazlar dedi.. ne diyor bu kadın amk neyin kafasını yaşıyor anlamıyordum. konuyu değiştirmek için ona biraz önder açıkbaş'tan ve nasıl ünlü olduğundan bahsettim. kapıyı yüzüme kapattı. ama önder sorununu çözdüğümden birinin haberi olması olumlu bir gelişmeydi. sıra kapıcı kılıklı kadındaydı. tıkladım kapıyı ne var? dedi açar açmaz kaba oç. fakir olmanıza rağmen gelecek hafta gerçekleşecek olan doğum günüme gelmeniz beni mutlu eder dedim. gelemeyiz, sağol deyip kapıyı yüzüme kapattı. bu insanlar ne kötü amk... ulan fakir ayda kaç kere pasta yiyorsun amk bir hayrımız dokunsun dedik. neyse..
not: sakallı adam yine beni bulursa bir daha televizyon izleyemezdim.
şükran teyzeye çıktım, fakat kapısı kapalıydı. açmadı da hiç.. sakallıyı gördüm alt katta fırladım eve. anne diye bağırdım, bakan olmadı. bembeyazdı her yer yine, 2 yıl önceki gibi. başım ağrıyordu.. baba neredesin? sakallı geliyor yine, biliyorum o değilsin sen dedim. yine kimse giblemedi. merve'nin odasına gittim, ne kapı vardı ne merve. oda da yoktu. hemen odama fırladım kapıyı kilitlemeye çalıştım, anahtar yoktu. bembeyazdı her yer, bilmeleri lazım sevmiyorum beyazı. televizyon izlemem lazımdı artık. televizyon izlemezsem aklımın keskinliği ve beynimin odaları beslenmiyordu. sakallının ayak sesleri geliyordu, ama ben bu dünyadan çok rahatsızdım. dönmek istiyordum, ama bu kez olmuyordu. sakallı gittikçe yaklaşıyordu. ağlamaya başladım. ağlayınca daha bir deli muamelesi yapıyorlar insana. sakallı girdi, o babam değildi, adı da salim değildi ilk defa kabullendim. sopasıyla yüzüme vurdu, ellerimi kanattı. tekmeledi her yerimi. sonra daha rahat edebilmek için odasına çekti beni. bıktım senden! çıkmayacaksın alanından, rahatsız etmeyeceksin diğerlerini, televizyon da yok artık diyerek vurmaya devam etti.
not: deli falan değilim ben.
işleri bitti, yazmak için şimdi vakit bulabildim. kağıt yine kan oldu. sopayla çok dayak yedim, yumruklar, 3 puanlar hepsi güzeldi. ama bıçaklanmanın acısını ilk defa yaşıyorum sanırım. ilk yazmaya başladığım günlerde de az daha bıçaklanıyordum ama hademe engellemişti sağolsun. babamdan dayak yemek güzeldi.. sakallı olunca kötü. şunu farkettim; sizi seven birinin dayak attığını düşündüğünüzde acıyı fazla hissetmiyorsunuz. o yüzden deli değildim bence ben, kendimi rahatlatıyordum. dünyamın içinden çıkmak kötü oldu. enrique iglesias, esra erol, önder açıkbaş kızgınlardır şimdi bana. ama çok canım acıyor.. bir daha televizyon izlemeyeceğimi söyledi sakallı. fakat bu kanamayla fazla yaşamayacağımı biliyorum, böyle zekiliklerim vardır. akşam oldu, kendime ait olan tek şey el feneriyle yazıyorum şu an. her yer çok sessiz.. kimsenin umurunda değilim. yalnız ölmek gibisi yok. edebiyat öğretmeni olduğum günlerin avantajını çok kullandım burada. neyse daha fazla yazmam, 1 saate ölmüş olurum hero klibinin finalini gerçekleştirmek istiyorum. sonun bu olduğunu bildiğimden yazdım bunları defterime. bulan okuyan olursa, 1 kişi tarafından da hatırlanmak güzel olur benim için. sanırım son satırlarım bunlardı..
not: baba, çok özledim çocukluğumu, 1 yaşında ölen kız kardeşimi, kanserden ölen annemi.. en çok da senin dayaklarını.
14.11.2011
alper
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.07.03 02:00 Cratix16 Annem Babama Nasıl Verdi Acaba Neler Hissetti! Part 3

akşam incide takılıyordum ki babam bini çıktı yanıma kapıyı tıklattı.. okan mı beyaz mı? diye sordum. ikisinin de amk aç kapıyı dedi. doğru cevabı verdiğinden açtım kapıyı. lan bu ne hal? diye bağırdı. ne var halimde? dedim. oğlum delirtme çıkar şunları diyor. taktığım sütyeni kastediyormuş amk.. bu herifin dar kafalılığı öldürecek beni. baba merve'ye aldım takmadı, o kadar para verdim. boşa mı gitsin? tasarruf yapıyorum dedim. tasarrufunu giberim diye bağırınca çıkarmak zorunda kaldım. tek tek tuvaletleri gezip boşa su akıyor mu? diye kontrol etmeyi biliyor oç. biz tasarruf yapınca suçlu oluyoruz. takacak ya bana, bahane arıyor. konuyu değiştirmek için zaman lerzan mutlu'yu ne kadar değiştirmiş, farkında mısın? diye sordum, giblemedi. böyle zekiliklerim vardır. aşırı bir tepki aldığımda olayı yumuşatmak için parlak zekamı devreye sokarım. ters ters bakıyor amk.. sen ne demeye geldin baba? dedim. demiyorum lan sana bir şey baba da deme bana amk dedi ve çıktı. oha amk itirafı kest. delirmek üzereydim.. babam kimdi benim amk? bu konuyu hemen açıklığa kavuşturmalı, incide arkamdan konuşulanları haklı çıkarmamalıydım.
not: lerzan mutlu annem olabilir.
hemen indim aşağıya sordum anneme. benim babam kim? dedim. mal mal konuşma git başımdan diyor. babam babam olmadığını iddia ediyor, kim benim babam cevapla çabuk, yoksa bida odama almam seni dedim. öyle deyince tırsmış olacak gitti babama sen ne dedin bu çocuğa? diye çıkıştı. ben biraz uzaklaştım, dayaktan korktuğum için. zaten duydum sonra babam yakışıksız ifadeler dillendiriyordu hakkımda. bunlardan bir gib çıkmayacaktı, kendi yöntemlerimle öğrenmeliydim. merve'nin yanına gittim. kapıyla küs olduğumuzdan ona bir şey söylemedim ve tıklattım. zaten onla harcayacak zamanım da yoktu. merve açtı kapıyı, ne var? dedi. önce benimle insan gibi konuşmasını, daha sonra göğüslerinin bir ara fotoğrafını çekmemiz gerektiğini, bir iş için lazım olduğunu tembihledim. git abi pff xs gibilerinden bir şey söyleyecek oldu, tuttum saçından. söyle, geçen saklayıp da söyleyemediğin şey neydi? benim gerçek babam kim? annem başka kimlere veriyor? dedim. sesi çıkmadı.. söyle çabuk yoksa nermin'in face profiline yine mesut yar'ın kilo vermeden önceki hallerinin fotoğraflarını atarım diye tehdit ettim, defol diye karşılık verdi. bu kız tam bir kevaşe.. artık anlaşılmıştı, aile içinden doğru cevap gelmeyecekti. bir an önce farklı yollara yönelmeliydim.
not: aradığım sorunun cevabı nermin'de olabilir.
sabaha kadar gözüme uyku girmedi. face'den, twitter'dan ve inci'den çeşitli duyurular yaptım. babamın kim olduğunu bilenlerin acil bana ulaşması gerektiğini yazdım. küfürle cevap verenlere gerekli tepkileri verip evden fırladım. 1. kata indim, yine o kadın çıktı. eşiniz evde mi? dedim. hayır dedi. oha bu saatte gelmedi mi hala? diye bağırdım. herif ağır tokmakçı amk evine bile uğramıyor. saçmalama işe gitti dedi. yemedim tabiki ama onla uğraşamazdım. sizin kocanız benim annemi gibmiş doğru mu? dedim. ne diyorsun sen defol git falan dedi küfür müfür bir şeyler saydırdı. dur kapatma kapıyı cevap ver dedim, kapattı huur kapıyı. annemin tadına varmış biri bu karıya katlanıyor olamaz deyip babamın bu adam olmadığına karar verdim. karşı komşu firuze teyzenin kapısını çaldım. eşiniz evde mi? diye sordum.. yok dedi. kocanızı kastediyorum, evde mi? dedim. yok evladım diye karşılık verdi. firuze teyze belanızı gibtirmeyin hepinizin eşi mi memur amk saat 8 buçuk deyince, bir şeylerden korkuyor olmalı ki kapıyı hakaret ederek kapattı. firuze teyzenin kocası ihtimalini aklımda tutmalıydım. firuze teyze bir şeyler saklıyor gibiydi. sıra 2. kattaki dairelere gelmişti.
not: 1. kattaki kadının adını hala bilmiyorum.
  1. kattakilerden birini tanıyorum da 4 numaraya hiç gitmemiştim. o yüzden önce tanıdığımdan başlayıp aradaki samimiyeti kullanmaya karar verdim. kapıyı çaldım, aramızdaki samimiyete olan inancından dolayı açtı kapıyı. aramızdaki samimiyete güvenerek nassın mehtap teyze görünmüyon? dedim. beni görmekten şaşırmış olacak ki ters ters baktı. kocanız annemi gibmiş doğru mu? diye sordum. sorgu tekniğidir bu, annem itiraf etmiş gibi yapıp lafı alacaktım ağzından. böyle zekiliklerim vardır. insanlara aklımla küçük oyunlar oynar, keskin zekam karşısında çırpınışlarını izlerim. lafı değiştirmek için terbiyesizlik yapma oğlum git işine hadi deyip kapıyı kapattı. bunların hepsi niye böyle davranıyor amk? 1 insan gibi sohbet edebilen olmaz mı koca apartmanda.. kocasından şüpheleniyor belli ki. bu ihtimali de cebe koyup 4 numaraya gittim. çaldım kapıyı benim yaşlarımda bir kız açtı. eşiniz evde mi? dedim. eşim yok benim, neden sordunuz? dedi. kocanızı kastediyorum hanımefendi, evde mi çabuk diye ısrar ettim. öğrenciyiz biz söyle ne söyleyeceksen diyor. bir an öğrenci ve kız olduğunu aklıma getirince çok heyecanlandım ve birkaç saniye aralıksız bakıştık. fakat benden hoşlanıyor olması, sorgu tekniğimden kaçabileceği anlsevgi gelmiyordu. babanız annemi bafilemiş doğru mu? dedim, gülüyor amk. oha bulmuştum galiba.. bu diğerleri gibi kapıyı kapatmamıştı. tabi bu benden hoşlanıyor olmasından da kaynaklanabilirdi ama gözlerinden babasını saklamak istediği gerçeğini okudum. bak dedim ayağını denk al, şahsi meselemizi sonra halledelim dedim ve babasının msn adresini istedim. uğraşamam senle deyip kapıyı kapattı. nihayet elime gerçekçi deliller geçmişti. ayrıca behzat ç'deki şule'den sonra ilk kez bir kızın benden hoşlandığını hissetmiştim. bu da olumlu bir gelişmeydi. neyse edindiğim bilgileri aklımda tutup 3. kattakileri sorguya çekmek vardı sırada.
    not: mehtap teyze ve erdal beşikçioğlu liseden sınıf arkadaşı olabilir.
  2. kattaki sinirli teyze biraz beni korkutsa da kapıyı çalmak zorundaydım. açtı ne var? dedi. olaya yumuşak girmek için natalie portman'ın léon'daki halini hatırlıyor musunuz? dedim. anlamadım? evladım işim var noldu? dedi. acelesi kendini ele veriyordu açıkçası. bu tavrı şüphelerimi artırmıştı. hanımefendi dalga geçmeyin benle, kocanız nerde? dedim. napacan kocamı? diyor. aklı sıra lafı değiştirecek oç. kadın biraz yaşlı olduğundan sorumu dikkatli sordum. muhterem beyefendinin validem ile vakt-i zamanında izdivaç ettiğini teferrüc ediyorum dedim. söylediğime cevap vermeyip lafı değiştirmeye çalıştı. annenin haberi var mı geldiğinden? dedi. sanane annemden oç deyip ondan önce kapıyı ben kapattım. sonra da açmadı oç. şüpheliler listeme eklenmekten kurtaramamıştı kocasını... karşı daireye geçtim. kapıyı tıklattım. kapıyı açan kadına ''oha siz burada mı oturuyordunuz? kapıcı sanıyordum sizi.'' dedim. ne diyorsun sen? falan bir şeyler geveledi. eşiniz evde mi dedim. yok bana söyle ne söyleyeceksen bebek içeride yalnız dedi. bebek kimden? diye sorunca biraz sinirlenip kapıyı kapattı. bu millet mal amk. babam tembihlemiş herhalde hepsine, konuşmayın demiş. bu adam tam bir oç, böyle bir şeyi benden saklayabileceğini nasıl düşünür? neyse şimdi gitmem gereken tek bir adres kalmıştı. firuze teyze.. fazla beklemeden bizim kata çıktım.
not: bebek önder açıkbaş'tan galiba.
bizim kata çıkıp firuze teyzelerin kapısını çaldım. firuze teyze kapıyı açınca bir şey söylemesine izin vermeden ''haykırmaaaak istiyoruoooğğmmmm konuşamıyorum'' eserini ilhan irem'in tarzıyla seslendirmeye başladım. bu daha samimi bir sohbet gerçekleştirmemizi sağlayabilirdi. noldu evladım yine? dedi. bakın firuze teyze sevişmek doğal bir şey ve insanın bir ihtiyacı. günümüzde yıldız tilbe bile sevişiyor dedim. oğlum git hiç sırası değil dedi. ne sırası değil? bu saatte görmeyin siz de şu işi kardeşim dedim. kapıyı kapatıyordu ki koydum ayağımı araya korkmasını sağladım. bildiğiniz gibi böyle çevikliklerim ve böyle zekiliklerim vardır. bu hareketimde iki yeteneğimi bir potada erittim. napıyorsun oğlum sen? git evine yürü dedi. eşiniz annemi emmiş doğru mu? dedim. anlamadığım birkaç arapça cümle söyleyerek kapıyı kapattı ve kafamı karıştırdığını sandı. fakat bu hareketleriyle kendini ele vermiş oldu. çünkü firuze teyzenin arapça bilme ihtimali çok düşüktü. böyle basit hamlelerle aklımı karıştırmayacağından şüpheliler listeme kocasını ekletmekten kaçamadı. yeterli bilgiyi toplamıştım. şimdi eve gidip taylor swift'in love story şarkısı eşliğinde bir durum değerlendirmesi yapacaktım. kapıyı çaldım, annem açtı. nereden geliyorsun? diye sordu. konuyu değiştirmek için defne joy foster öldü 3 gün yas tuttunuz, 30 şehit öldü şimdi neredesiniz? dedim. mal mal baktı, fırsattan istifade odamın yolunu tuttum.
not: ilhan irem, taylor swift'e kanye west'in yaptığı ayıbı yapmazdı.
harun kolçak posterimi ters çevirip duvara astım. şüphelilerin isimlerini, yaşlarını, duyabildiğim kadarıyla haftalık sevişme sayılarını yazdım. o sırada babam geldi, kapıyı tıklattı. gel lan kahvaltı yap dedi. yeterli eti cinim olduğunu, kapımın önünü derhal terk etmesse merdivenlerle konuşacağımı, bir daha onu üst kata çıkarmayacağımı söyledim. öyle deyince korkmuş olacak ki hiçbir şey demeden aşağı indi. elimdeki delilleri ve düşündüklerimi facebook, twitter, inci'de paylaştım. msn iletimi ''alem arka olmuş.'' yaptım. insanlardan yardım istedim. fakat herkes oçlik peşinde olduğu için gerekli küfürleri gerekli yerlere iletip sosyal ortamdan da umudumu kestim. neden herkes bana karşı amk bir anlasam... daha sonra kapım çalındı, gelen merveydi. şaşırdım amk hangi dağda kurt öldü? diye sorup biraz gülümsedim. abi açar mısın kapıyı? dedi. önce soruma cevap ver dedim. abi aç şu kapıyı diye bağırınca daha fazla sinirlendirmemek için kapıyı açtım ve hangi dağda kurt öldü? derken gerçek bir soru sormadığımı, kendisine bir espri yaptığımı belirttim. yoksa 12 yaşında kız nerden bilsin amk nerde kim öldü * böyle esprili anlarım vardır. sivri zekamla beklenmedik espriler yapar, insanları aralıksız güldürürüm. neyse derdin ne merve? sütyensiz birini odama almadığımı biliyorsun, acele et dedim. bir fotoğraf çıkarıp, abi bu iğrenç şeyi niye yatağımın altına koydun? dedi. o iğrenç dediği şeyin david fincher'ın 25 kare tekniği olduğunu ve fight club'ın final sahnesinde bulunduğunu belirttim. merve iyi kız, hoş kız da cahil biraz galiba.. bir daha yapma böyle şeyler yeter artık dedi. konuyu değiştirmek için bu yaşar nuri öztürk saba tümer'e neden bu kadar sinirli? diye sordum. aklı karışmış olacak ki cevap vermeden çıktı odadan. ben de işime bakmaya devam ettim.
not: helena bonham carter yaşar nuri öztürk'ten hoşlanıyor. ikisinin de 3 ismi var.
duvardaki yazdıklarıma bakarak bir süre düşündüm. daha sonra benden hoşlanan öğrenci kızla şükran teyzenin akraba olduklarını farkettim. bu da firuze teyzenin kocasının benim babam olma ihtimalini kuvvetlendiriyordu. indim aşağıya annem mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu. anne firuze teyzenin kocasıyla nereden tanışıyorsunuz? dedim daha mevzuya girmeden. böyle zekiliklerim vardır. konuya farklı bir yerden girer, karşımdaki insanın aklımın oltasına düşmesini beklerim. fakat annem git başımdan, uğraşamam gibi basit kelimelerle beni başından atmaya çalıştı. yemedim tabiki, ama yine de çok üstüne gitmeden lafı ağzından alıyım diye kim kardashian'ın en küçük kız kardeşinin model olmak istediğinden bahsettim. yine aynı basitlikte cümlelerle lafı geçiştirmeye çalışınca kafasını karıştırmak için requim for a dream'in ne kadar overrated bir film olduğundan bahsettim ona. fakat kadına işlemiyordu. anlaşılmıştı, çözülmesi için biraz daha zaman vardı. ben de yukarı çıkıp biraz kafamı dağıtmalı, başka şeylere yoğunlaşmalıydım. bu kadar düşünmek bana bile fazla gelmişti. inci'ye girip semiha berksoy ferresi yolla diyene yolluyorum başlığı açtım. pek ilgi görmeyince twitter'a girip birkaç güldüren şaka yaptım. kimse rtlemeyince face'e girip liseden arkadaşım pelin'in duvarına halil sezai paracıklıoğlu senden hoşlanıyor yazdım. 2 dakika sonra kaldırdı gönderimi oç. herkes bana karşı amk böyle dünyanın necati ateş'ini gibiyim deyip uykuya dalmaya karar verdim ve yatağa yattım. bir an önce sabah olmasını ve planlarımı hayata geçirmeyi istiyordum.
not: pelin kim kardashian'ın erkek kardeşine veriyor. eminim...
sabah kalktım erkenden reserved ne demek ola ki amk? diye düşündüm biraz. daha sonra quentin tarantino'nun adını hatırlayamadığım bir filmine gönderme olduğuna karar verip işe koyulmayı tercih ettim. merve'nin odasına inip biraz kapıyla dertleşmek istedim, fakat cevap vermedi oç. tüm dünya bana karşı birleşmiş amk deyip eticin+cappy i mideye indirdikten sonra firuze teyzelerin daireye indim. kapıyı tıkladım, açan olmadı. fakat içerde ayak sesleri vardı amk uyuyor olamazlardı. böyle zekiliklerim vardır, şeytanı ayrıntıda arar, aklımı kullanarak yerinde gözlemler yaparım. açmaları için kapıyı daha sert vurmaya başladıktan sonra firuze teyze açtı kapıyı. bir şey dememe izin vermeden bak çıkacam söyleyecem artık sizinkilere yeter böyle oğlum, acıyorum ses çıkarmıyorum dedim. sen kimsin bana acıyorsun firuzan teyze? kocanı çağır dedim. adını firuzan olarak telaffuz ettim ki onu önemsemiyor gibi bir görüntü verip, karşımda ezilmesini sağlayım. böyle hınzırlıklarım vardır. kocamı çağırırsam dayak yersin, git bak dedi. babam değil mi? döver de, sever de.. karışmayın çağırın dedim. ne diyorsun oğlum sen, çık elimi belada koyma diyor oç. eğer kocasını çağırmassa zabıta ya da pakize suda'yı çağıracağımı belirttim. fakat kadın oralı olmadı.. yetmezmiş gibi kapıyı yüzüme kapattı. oğlunuz büyüyünce önder açıkbaş gibi olacak hepiniz oç siniz deyip bizim daireye çıktım. konuyu manevi babama açma vakti gelmişti.
not: reservedla ilgili filmde pakize suda oynuyordu galiba.
kahvaltı masasına oturup bir süre herkesin uyanmasını bekledim. o sırada abraham lincoln'ün annemle ne ilgisi olabilir? diye düşündüm. neyse ki ilk uyanan babam oldu. napıyon lan burda? uyumadın mı? dedi. uyuduğumu, çünkü beynimin en fazla uyurken geliştiğini belirttim. beynini gibiyim gibilerinden ucuz bir laf etti. bu adamın aklı sıra benle taşak geçmesi çok sinirlerimi bozuyor. manevi babam olduğunu öğrendikten sonra bıçaklamayı düşünmüyor değilim. neyse buna daha fazla takılmayıp onu popülasyon genetiğinin kurucuları ingiliz biyologlar ronald fisher ve j.b.s. haldane için 1 dakikalık saygı duruşuna davet ettim. giblemedi oç.. tabi ben hiç bozmadan duygulu bir 1 dakika yaşadıktan sonra konuya girmeye çalıştım. fakat bu oç döver diye yavaş yavaş bahsetmeliydim içimdekilerden. ilk insan ademse ya bu kızını gibti, ya da oğulları kız kardeşlerini? diyerek bir sohbet konusu açmaya çalıştım. sabah sabah sürünme yine.. diyince olayı mantık boyutundan şiddet boyutuna taşımamak için lafı uzatmadım. önce sevecen olmalıydım. bak dedim sen de bu yaşıma kadar büyüttün ettin, aç susuz koymadın eti cinim ekgib olmadı sağol dedim. ne diyon sen amk? diyor oç hala işin gırgırında. baba, bak hala baba diyorum sana. sen kim olduğunu söylemedin ama ben gerçek babamı buldum dedim. ilk başta şaşırdı, sonra zekama şaşırmış olacak ki hafif gülümsedi. kimmiş? dedi joe biden dedim. oç kahkaha atıyor karşımda. ne gülüyorsun amk baktım netten ben joe biden türkiye'yi başkan yardımcısı olmadan önce defalarca ziyaret etmiş dedim. oğlum bak sinirleniyorum, gibtir git diyor bana muallaknin evladı. hayır dedemi tanımasam manevi babama böyle söylememem gerektiğini düşünücem. ama biliyorum dedemi, kesin muallaknin evladı bu. az önce buraya gelip düşünmeye başlayana kadar firuze teyzenin kocası sanıyordum. o da bafiliyor annemi ama benim babam o değil, az önce düşününce farkettim dedim. ayağa kalktı bu hiçbir şey demeden üzerime yürüdü. şiddet çözüm değil, mantıklı ol. joe biden olmayacak da kim olacak? bunu daha önce düşünmemiş olmam saçma değil mi? diyecektim saç.. diyebildim. ağzıma burnuma daldı amk. bu kez farklı oldu biraz. 1 dişim kırıldı, gözüm 10 dakika içinde hafif morlaştı. elmacık kemiklerim çok acıyordu. vurdukça da kesmedi öncekiler gibi oç. neyse bıraktı gidiyordu sen benim maddi babam değilsin dövemezsin beni diye bağırdım. maddi o anlamda kullanılmaz gerizekalı diye yanıt verip odasına gitti. hmmmm bunu biraz düşünmeliydim.
not: ronald fisher, joe biden'ı duşta seyretmiş.
bir süre burnumdan yere damlayan kanları izleyip kafamda robert downey jr.'ın sherlock holmes performansını değerlendirdim. annem uyanmış amk o geldi ne oldu yine? ne bu halin? salim allah belanı versin deyip ağlamaya başladı. haltları sen yiyorsun, dayağını ben yiyorum anne dedim. ne yaptın yine gerizekalı? sorusuyla karşılık verdi. joe biden'ın babam olduğunu manevi babama söylediğimi belirttim. gözlerinden okudum bir yıllar öncesine gitti.. hiçbir şey demedi, ilk yardım gereçlerini getirdi. bunların yararı olmayacağını, acil bana merve'nin ojelerinin lazım olduğunu söyledim, takmadı. benim de kalkıp onları getirecek halim yoktu açıkçası. her tarafım acıyordu. daha sonra babam oç geldi annemle sırtladılar beni odama taşıdılar. güya şefkatli görünüp joe biden'ı aramama, onları terk etmeme engel olacak oç. ama yağma yok.. iyileştikten sonra ona gününü göstermeye karar verdim. gözlerim dolacak gibi oldu, kendimi tutmak için youtube'a girip harun kolçak'ın ''gir kanıma'' klibini izledim. biraz daha iyiydim.. biraz kafamı farklı şeylere odaklamam gerekiyordu yine. zeki insanların da dinlenmeye ihtiyacı vardır. o yüzden kafamdaki bir diğer önemli soru önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? ya yeniden cevap aramaya çalıştım. kendisinin okan bayülgen ile eşit iq'da olduğunda bir kez daha karar kıldım ama dediğim gibi bunu zaten biliyordum. bana daha farklı argümanlar lazımdı.
not: babam oç önder açıkbaş'a kızıyor, sinirini bizden çıkarıyor.
neyse google görsellerden ibrahim erkal fotoğraflarına bakıp sakinleştikten sonra youtube'a girip mustafa karadeniz kamera şakaları izledim. artık iyiydim... şimdi joe biden'a ulaşmak lazımdı. twitter'da kendisini followlayıp birkaç mention attım. facebook duvarıma joe biden beni bul, konuşmamız gerek yazarak telefon numaramı paylaştım. son olarak serkan inci'ye pm atıp beni joe biden ile tanıştırmasını rica ettim. bu ikilinin liseden arkadaş olduğunu düşünürken keşfetmiştim. her tarafım ağrıdığından aşağı inemezdim. anneme seslenip gelmesini söyledim. gelince robert plant'in vokalistliğini yaptığı efsane ingiliz rock grubunun ismini sordum. bilemedi cahil oç... yine de içeri aldım çünkü durum ciddiydi. annem içeri girince manidar olsun diye youtube'dan metin ışık'ın lay lay lom eserini açtım. böyle zekiliklerim vardır. yaptığım eylemlerle insanlara mesajlar verir, onları beynimin labirentlerine davet ederim. ne diyorsun söyle çabuk? bir ihtiyacın mı var? dedi. anne joe biden'a acil ulaşmam lazım. telefon numarası vardır sende, versene.. dedim. hiçbir şey demeden çıktı odadan oç. beni peydahlamayı biliyorsun. o zaman bazı sorulara da cevap vereceksin amk. neyse ben yeteri kadar zekiydim, kimseye ihtiyacım yoktu. açtım yeniden twitter'ı baktım beni ne followlamış, ne sorduğuma cevap vermiş. bu beni biraz üzdü. herkesten sonra onun da bana sırtını dönmesi fazla ağır olmuştu. tavrımı anlasın, kendine çeki düzen versin diye son kez ''followa follow aqar agaaaaaaa'' yazıp kendisini unfollowladım. baktım facebook'taki çağrıma da cevap verdiği yok, dikkat çekmek için gönderimin altına ''a tempest of siblings, business and fame engulf olympic decathlete bruce jenner and paparazzi fave kim kardashian as their huge hollywood families collide.'' yazdım. hani adam ingilizce biliyor ya.. o açıdan. böyle zekiliklerim vardır. her bireyi kendi başına, kendi şartlarıyla değerlendirip onları aklımın kapanına sokarım. inci'deki inboxım da hala boş olduğuna göre biraz daha beklemem gerektiğine, bu sırada hegel şükran teyze akrabalığının ne anlama geldiğini düşünebileceğime karar verdim.
not: mustafa karadeniz hegel'i çok komik şakalardı.
sağ dizimdeki, dirseklerimdeki ve elmacık kemiğimin üst kısımlarındaki morluklara merve'nin daha önce kaçırdığım ojesini sürüp biraz dinlenmeye çekildim. 2-3 saatlik bir uyku çektikten sonra inci'ye girdim. inboxım hala boştu. serkan inci'ye sen git hala fakir gibi dilen, bir işimize yardımcı olma oç yazdıktan sonra balkona çıkıp ela'nın gelmesini bekledim. bir kere de sözünde dur amk kızı yaralıyız bir de. tam 45 dakika bekletti. ben de daha fazla beklemedim ki tavrımı anlasın. böyle zekiliklerim vardır. gerekli durumlarda sinirimi beynimin kıvrımlarıyla harmanlayıp ortaya akıl ürünü, zekice tepkiler çıkartırım. kapım tıklandı, gelen manevi babammış. steven spielberg mü? david lynch mi? diye sordum. gibtirme onları bana aç şu kapıyı dedi. bu adamda gelişme var amk. bu ara hiçbir soruyu kaçırmıyor. doğru yanıtı duyar duymaz açtım kapıyı. buyur ne vardı? dedim. oğlum bir an aşırı sinirlendim, böyle olsun istemezdim, kusura bakma dedi. joe biden'a ulaşacağımı anlayınca arkaü tutuştu oç nin. yine de asıl niyetini anlamamazlıktan gelerek olur böyle şeyler baba dedim. aferin bak, yarak yarak konuşma adam ol şöyle diyor. güzel ortamı bozmamak, lafı değiştirmek için dostoyevski'deki st. petersburg tasvirleri başka kimde var allasen? diye sordum. aval aval baktı. bak baba dedim, madem yapıcı konuşuyoruz. ben önemli değilim, artık düşünme beni.. ben bakarım başımın çaresine dedim. aferin oğlum dedi. ama merve adına endişeleniyorum baba, face'den sınıfındaki erkek arkadaşlarıyla konuştum kimseyle sevişmemiş dedim. daha lafa devam edecektim kalktı gidiyor saygısız oç.. dur dedim nereye gidiyorsun amk? almayım ayağımın altına bak zor tutuyorum kendimi diyor. bu adamın pgibolojik desteğe ihtiyacı var amk. olur olmaz yerde dayak atmaya çalışıyor. merdivenlerden inerken annen yemek hazırladı getirsin odana söyleyim de dedi. annemden sanane oç deyip kapıyı kapattım, üzerine kitledim.
not: ela'yı david lynch'e yar etmem. niyetlerinin farkındayım ama bu asla olmayacak.
baktım face'e, twitter'a joe biden'dan hala ses yok. bu annem de 1 kere olsun adam gibi adama vermiyor amk. babam olma ihtimali olan herkes oç. neyse çıktı annem yemek getirdim aç kapıyı diyor. önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? dedim. oğlum aç kapıyı uğraşamam senle diye karşlık verdi. fakat yağma yoktu. şu sorularıma bu evde artık cevap verilecek amk. ciddi bir şey soruyorum, önder açıkbaş nasıl ünlü oldu? diyerek sorumu tekrarladım. buraya bırakıyorum yemeği alırsın dedi. açtım kapıyı pilav nohut var.. üzerine vişneli cappy döküp afiyetle yedim. tam hatırlayamadığım bir şeye sinirlenip boşların olduğu tepsiyi yatağın altına sakladım. harun kolçak'ın gir kanıma klibini izleyip sakinleştikten sonra yeniden joe biden'ı bulmanın yollarını aradım. birden joe biden'ın bizim apartmandaki öğrenci kızın akrabası olduğu aklıma geldi. o kızla hemen konuşmalıydım. evden çıkmama izin vermeyeceklerinden üst kattan sıvışmaya karar verdim. böyle zekiliklerim vardır. insanların benim üzerimde kurmaya çalıştıkları baskıya, onlara akıl oyunları yapıp, beklenmedik anda beklenmedik eylemlerde bulunarak cevap veririm. yürümekte zorlandığım için kızın katına inmem 15 dakikamı aldı. ama sonunda varmıştım. tıkladım kapıyı, açtı. konuya alakalı bir yerden girmek için bu model grubunun solisti neden spastik kız çocuğu taklidi yapıyor? diye sordum, gülümsedi. bu olumlu bir gelişmeydi, balık oltaya geliyordu. ne vardı? dedi. joe biden'ın telefon numarası lazım dedim. o kim? diyor amk. yeni nesil ecdadını akrabasını tanımıyor ayıp oç dedim. şaşırmış görünüyordu.. daha sonra anlamlı bir sosyal mesaj vermek için ''ecdad tarih yazmış, torun okumaktan aciz.'' diye bağırdım. ehehe ne kullanıyorsan aynısından istiyorum deyip kapıyı kapattı. oha! oha oha oha oha wowwww... ekşici lan bu dedim. espriyi kest dedim. telefon numarasını alamasam da kızın ekşici olduğu bilgisine ulaştım. bu da joe biden ile ekşiyi direk ilişkili kılıyordu. zaten daha önce şüphelendiğim bir durum olduğundan bir an önce odama çıkıp bunun üzerine düşünmeye karar verdim. yaklaşık yarım saat sonra kimseye farkettirmeden odamdaydım.
not: öğrenci kız geceleri evinde harun kolçak'ı misafir ediyor.
daha sonra odamda enrique iglesias'ın hero klibini izlerken joe biden-ekşi ilişkisini düşündüm bir süre. tüm bu karışıklığın arkasından roberto baggio'nun çıkabileceğini tahmin ediyordum. twitter'da ve facebook'ta durumumumu edit:imla diye güncellendim. birkaç film izledim beğenmedim, birkaç şarkı dinledim ağır eleştirdim. aralarına sızarsam belki daha kolay çözülürler diye düşündüm. böyle zekiliklerim vardır. insanlara yakın davranıp bana güvenmelerini sağladıktan sonra onları beynimin duvarlarına hapsederek istediklerimi vermelerini sağlarım. fakat 2 saat boyunca kimseden ses çıkmamıştı. merve'nin odasına inip konuyu kapıya açmaya karar verdim. indim aşağıya, bak dedim kapı; aramızda çeşitli gerginlikler, hoş olmayan olaylar yaşandı. gel geçmişe bir sünger çekelim. dedim. hiç cevap vermedi oç. yine de büyüklük bende kalmalıydı. eğer barışmak istersen ben odamdayım, harun kolçak dinleyip birbirimize el şakası yaparız dedim. tamam gibilerinden kolunu oynattı. merve açtı kapıyı.. napıyorsun abi burda? diyor. hiç dedim bir meseleyi hallettik. bak merve dedim kaç gündür babamı arıyorum ve kendisine ulaşmama ramak kaldı. ona ulaştıktan sonra sizi terk edecem. aklım sende kalarak gitmeyim, şu aldığım sütyenleri kullan artık dedim. bak çağırırım babamı? diye tehdit ediyor oç. hemen konuyu değiştirdim. bu egemen bağış ne komik adam değil mi? seviyorum vallahi dedim. o kim abi diyor cahil oç. hem sütyensizsin, hem cahil daha fazla muhattap olamam deyip odayı terk ettim. giderken kapıya selamımı çaktım. daha sonra apartmandaki daireleri gezip behzat ç. izleyip izlemediklerini sordum. verilen cevaplara göre apartmandaki oçlik oranını hesapladım. sonuçlar beni üzmüştü.
not: roberto baggio ve akbaba aynı kızdan hoşlanıyorlar.
ertesi gün akşsevgi kadar incide takıldım, eti cin yedim, ela'yı bekledim vs.. akşam olduğunda aşağı indim. herkes salondayken mandalina aşıracaktım. sesimi duymuş olacaklar ki manevi babam salona çağırdı, gittim. ne vardı? dedim. gel yanımızda otur, dizi izleyelim dedi. arkaü tutuştu oç nun.. yine de annemin hatırına oturdum. hiç ağzımı açmadan 20 dakika bekledim. daha sonra fatmagül'ün teyzesine sinirlenip masanın üstündeki bardağı televizyona fırlatınca babam elinin tersiyle suratıma bir tane yapıştırıp odadan kovdu. üvey baban mı var derdin var amk.. neyse odama çıkıp bir süre astrofizik üzerine düşündüm, hubble ultra derin alanını seyrettim. bundan da sıkılınca şükran teyzelerin kapısını çalmak için üst kattan sıvıştım. kapıyı tıkladım, şükran teyze açtı. oo nasılsın şükran teyze, mehmet amca yok mu? dedim. var içeride demeye kalmadı o oç da geldi. kapat kapıyı şükran diyor oç.. mehmet amca babam karınızı tokmaklıyorsa sorunu onla çözün, zaten kendisi öz babam bile değil dedim. git elimden kaza çıkacak diyor amk oğlu. neyse alt kata benden hoşlanan öğrenci kızın dairesine indim, kapıyı tıklatınca hemen açıyor. bu çok iyi bir özellik. insan ilişkilerinin etik kuralları gereği naber? dedim. iyi canım sen diyor. bu da hemen atacak kapağı oç.. ağırdan al kızım. evlenecez demedik. canım manım ne ayaksın? neyse kardeşimin pedi bitmiş de sizden alabilir miyiz? dedim. tabi dedi. ama mümkünse kullanılmış olsun diye rica ettim. öyle deyince bir döndü kaç yaşında senin kardeşin? diyor. ne alakaysa amk bu kızın kafada bir kırıklık var. 12 ne oldu da? dedim. kapıyı yüzüme kapattı. amk sen bana naz yapacan diye kardeşim zor durumda kalacak bencil oç. ilişkimizle ilgili meseleleri bire bir halledelim kızı niye mağdur ediyorsun? bunları söylemek için kapıyı bir kez daha tıkladım, yine açtı sağ olsun. konuya farklı yerden girip tepkisini azaltmak için plüton'a da çok ayıp ettiler ha.. dedim. ya arkadaşım ne istiyorsun benden? dedi. 1 ped rica ettik küfretmediğin kaldı. aramızdaki sorunları baş başa halledelim, şimdi pedi ver dedim. annenle tanışıyoruz, ona bir bir söyleyecem bunları deyip kapıyı kapattı. sanana annemden oç deyip kapıya bir tekme attım ve ben de yukarı çıktım. manevi babam çağırdı yanına, gittim. he dedim, noldu? haftaya azize halanlar geliyormuş, 1 hafta kalacaklar dedi. burcu bakireyse almam eve deyip odama çıktım. azize halam ilginç bir kadındır.. daha önce mehmet amca ve 1. kattaki kadının kocasıyla kısa süreli ilişkiler yaşadı, yürütemedi. gençliğinde mehmet demirkol ile 2 yıllık bir beraberlik yaşamış. şimdi bizim süleyman enişteyle evli görünüyor.
not: benim manitanın babasıyla süleyman eniştenin sık sık öpüştüğünü duydum.
halamların geleceği gün erkenden kalktım. vücudumun kıldan muzdarip yerlerini tıraş ettim. duşumu alıp, kolonyamı sürdükten sonra artık hazırdım. annemler aşağıda hazırlıkları tamamlamıştı. annem geleceklerinden dolayı baya sevinçli görünüyor ama eniştemin gelmediğinden haberi yok herhalde. 2 yıl önce yazlıklarına gittiğimizde eniştemle mutfakta buluşuyorlardı. gözlerimle gördüm.. neyse kapı çaldı indim hemen aşağı. halamlar geldiler falan, burcu ve ekrem de gelmişti. ekrem oç benim hasmım.. benden nefret ediyor biliyorum. yine de burcu'nun hatrına ona katlanmak zorundayım. neyse halamın elini öptüm burcu'yu öptüm falan. tokalaşma merasimi vs.. merve malıyla burcu bir garip hareketler yapıyorlar, ilginç sesler çıkarıyorlar falan. ne yapmak istediklerini tam anlamadım ama sonunda sarıldılar da olay tatlıya bağlandı allahtan. neyse salona geçtik biraz sohbet etmek için. annem açlığınız var mı? diye sordu. ne biçim soru soruyorsun anne, yıllardır giriş katında kirada oturuyorlar? dedim. sen sus diye yanıt verdi. bu kadın tam mal ya.. neyse sen nasılsın oğlum? diye sordu halam. iyiyim hala kız arkadaşım ve yeterli eti cinim var. sen nasılsın? dedim. biz de iyiyiz çok şükür dedi. nasıl iyisin hala? burcu'nun hala göğüsleri büyümemiş. ne rahat insanlarsınız? dedim. babam gibtir ol git gelme buraya diye kolumdan sürükleyerek odadan kovdu. oç 2 dakika hasret gidermemizi de kıskandı. gerçek babam olmadığını sanırım halam da bilmiyor. telaşı ondan... neyse merve'lerin odasına gidip burcu ile merve'yi beklemeye karar verdim. beraber yatacaklardı çünkü.. onlarla etraflıca bu göğüs meselesini konuşmalıydım. gittiğimde kapı kilitli değildi, girdim içeri. kapıyla 5 dakika kadar sohbet ettikten sonra merve ile burcu geldi. kevaşe merve abi ne işin var burda? çık diyor oç. bekle dedim burcu'ya bir şey sormam lazım. sor abi dedi burcu. ekrem hala kızgın mı bana? dedim. niye ki? dedi. ben ten kol saatini cinsel uzvuma taktığımdan beri bana hep ters davranıyordu dedim. yok abi seviyor seni dedi.. oç ekrem o imajı yaratmış ailesinde bilerek.. böyle şeytanlıkları vardır. asıl düşündüğünü son ana kadar söylemeyip, olayların istediği gibi şekillenmesini ister. açıkçası ekrem'den korkuyordum ve bu konuyu annem benim için çözmeliydi. gittim mutfağa annemi yanıma çağırdım. korkumu belli etmemek için konuya farklı yerden girerek okul filmi vardı taylan biraderlerin, sinem kobal oynuyordu. ne korkmuştuk değil mi? dedim. cevap vermiyor oç.. bak anne dedim bu ekrem beni üzüyor. garip hareketleri var deli gibi bir çocuk bu. ayrıca biliyorum ki benden kurtulmanın planlarını yapıyor, benden nefret ediyor dedim. saçmalama oğlum 8 yaşında çocuğun senle ne derdi olsun? diyor oç. ölsem gitsem umurlarında değilim.
not: ekrem okul filminden daha korkunç.
submitted by Cratix16 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.05.21 18:53 ferreisawesome Cinci hoca beni hamile bıraktı

2 yıllık evli, çocuksuz bir ev hanımıyım. Eşimle güzel giden cinsel hayatımız vardı. Tek eksiğimiz çocuk idi. Her türlü denemeleri yapamamıza ve birkaç doktora gitmemize rağmen olmuyordu. Bir gün eşim, bir arkadaşından öğrendiği cinci hoca lakaplı birinin bu konuda başarılı olduğunu ve birçok kişinin derdine derman olduğunu duymuş. Ne yapalım gidelim mi, diye sordu. Ne kaybederiz dedik ve gitmeye karar verdik.
bir akşam ,kocam eve gelip,randevu aldığını ve gideceğimizi ama önce banyo yapıp temiz olmamızı hocanın istediğini söyledi.banyo dan sonra,giyinip yola çıktık.Bu arada,duyduklarımdan ve filmlerden,hocaların, göbekleri açtırıp,birşeyler yazdırdıklarını,onun için,kadınca bir içgüdü ileen seksi sütyenimi ve g-string külodumu giydim.Eve geldik.Orta yaşlı,bakımsız ve çirkin bir kadın bizi karşıladı ve bir oda da beklemeye başladık.Bu arad kadın,elinde bir bardak sıvı getirip,içmemi istedi.İstemedim ama herm kadın hemde kocam içmemi istediler,içtim zehir gibi,ekşi bir tadı vardı.Yarım saat kadar bekledikten sonra,kadının,hocanın bizi beklediğini söyleyerek öbür odaya davet etti.Eşarbımı taktım.Bu arada kocama söyleyemedim ama içim yanmaya,kavrulmaya ve bir hoş olmaya başlamıştı. İçerisi,karanlık,loş ve tütsü dumanlarından acaip kokan bir yerdi.Karşıda, yatak şeklinde bir divanda,sakallı,başında sarık,üzerinde yeşil harmani olan sert bakışlı biri elinde dev gibi bir tesbih ile oturuyordu.Yanına çağırdı ve gidip elini öptük.Bu arada,benim yanaklarımdan emer gibi öperek, ayakta durmamı,elleri ile mal beğenir gibi kollarımı,belimi ve kalçalarımı okşadı ve yavaşça dönmemi istedi.Tedirgin olmuştum. Yere Oturmamı istedi.Bize derdimizi sordu ve dinlemeye başladı ama gözleri bende ve vücudumda dolaşıyordu.Bu arada fısıldar gibi acaip sesler çıkarıyordu.Cinleri ile konuştuğunu ve derdimizi anlamaya çalıştığını söylüyordu.Odanın havası ve ortam beni iyice çarpmıştı ve içimde manı olamadığım seks/cinsel kıpırtılar başlamıştı ve içimi kaplıyordu ve aşırı sevişmek istiyordum ve zorla kendimi tutuyordum ve de geldiğime pişman olmaya başlamıştım.On dakika kadar bizi dinleyip,hu çekmeleri ve dua gibi acaip seslerden sonra,kocama, dışarı çıkmasını,iki saat kadar sonra beni almaya gelmesini ve kusurun bende olduğunu ve başbaşa cinleri ile tedavi edeceğini söyledi.Korkmuştum ve olmaz dedim,yanlız kalamam korkuyorum dedim ama hoca çok kızdı ve sertçe defolup gitmemizi ve Cinlerinin lanetleri hep üzerimizde olacağını bağırarak söyledi.Artık tam korkmuştum ve ne yapacağımızı bilmiyorduk.Kocam bana dönerek,iyilğimiz için sakin olmamı,korkmamamı ve hoca ne isterse yapmamı,itaat etmemi istedi.Şaşkın,ağlamaklı bir vaziyette istemiyerek peki diyebildim.Kocama bir türlü söyleyemediğim içimde aşırı sikişme arzusu olduğu ve ortamdan da çok etkilenmem ve bir kadın olarak hocanın beni yiyecekmiş gibi bakışlarını görmem,beni adeta kararsız bırakmıştı.Birşeylerin olacağını hissediyordum.Kocam dışerı çıktı,artık çaresizdim.Hoca öpmem için elini uzattı ve af dilememi istedi,yaptım.Yanına çağırdı.Büyülenmiş ve robot gibi emrine girmiştim.Oturdum.Eşarbımı çıkardı.Elleri ile yüzümü,yanaklarımı ve saçlarımı acaip seslerle okşamaya başladı.Divana uzanmamı istediElleri bu defa omuzlarım,boynum derken aşağılara inmeye ve göğüslerimi okşamaya başlamıştı.Ne oluyor,ne yapıyorsunuz,olmaz,istemiyorumyapmayın desem de başımı,kolumu kaldıracak halim yoktu.Herşeyi görüyor ama birşey yapamıyordum.Kendimi ne olacak merakı ile,bu adama bırakıyordum. Kocamda beni yanlız bıraktığına göre,yapılacak birşey yoktu ve avcıya teslim oluyordum.Kendi ayağım ile gelip, elin adamına kendimi siktirecektim.Belki birşey yapmaz,sadece fırça,badana ile işini bitirir diye düşündüm ama kadını bu halde yakalamış her erkek sikmeye kalkar ve adeta parçalardı.Hoca de bu arada,gömleğimin düğmelerini zafer kazanmış komutan edası ile çözdü,çıkardı ve sütyenimi de beni hafif yana çevirerek, arkadan kopçalarını çıkararak üzerimden aldı ve koklayarak bıraktı. memelerimi ellerim ile kapatmak istedim ama yapamadım.Sesler çıkararak onları okşamaya,sıkmaya başladı ve uçları ile oynayınca çok tahrik oldum ve onları harika emdi.İnliyordum.Pantolonumun fermuarını indirdi ve düğmesini açarak çıkardı.elleri ile kilodumun üzerinden organımı okşamaya ve ellemeye başladı.Biraz sonra, g-sting kilodumu iki yanından tutup,çıkarırken,bende dizlerimi kıarak ona yardımcı oldum.Amcığımn üzerine ve kenarlarına bir sıvı dökerek oraları emdi.Sonra,Kendi de soyundu.Uzun donunu indirdiğinde,patlıcan büyüklüğünde,başı mosmor aletini gördüm ve bu dev benim amcığımı paramparça eder,nasıl içime girecek paniği başladı.Avını yakalamış avcı gibi homurdanarak üzerime çıktı ve hoyratça her tarafımı öpmeye,sıkmaya ve okşamaya başladı.İşini çok iyi biliyor ve hertürlü oyunları deniyordu.Çok tahrik olmuş ve ayni şekilde cevap vermeye başlamıştım.altında yılan gibi kıvranıyordum.Göğsümün üzerine çökerek,Ağzıma zorlukla alabildiğim dev aletini emmeye,yalamaya ve taşaklarını öpmeye başladım.Birdenbire,Kafamı bastırarak,aletini çıkarmamamı istedi ve boşalmaya başladı.İlk defa, Hepsini yuttum.İçim kalkmıştı ve midem bulandı.Boşalınca şaşırdım.Ne oldu? tamam mı dedim.Hayır,devam dedi.Boşaldığı halde dimdik duran aletini bu sefer 69 pozisyonu ile yeniden ağzıma verdi ve o da amcığımın üzerine kapanarak,dudaklarını aralayarak emmeye ve dilini sokarak yalamaya başladı ve bu beni bitirdi ve çıldırmak üzereydim.Parmağını göt deliğime sokup çıkarıyordu.İçime girmesini istiyordum.Amcığımın suları sanki şırıl şırıl akıyordu.Yalvarmaya başladım ve doğruldu.İki bacağımı omuzlarına alarak aletini amcığıma sürtmeye başladı.İnanın,ellerim ile içime bastırmaya çalışıyordum.Nihayet sertçe kayarak içime girdi.Amcığım kavrulmuştu.Vücudumu ritmik hareketler ile sallıyordum.Çığlıklarım odayı inletiyordu.İçimde kalmasını ve çıkmamasını istedim.Amcığımın içinde ileri geri oynayıp duruyordu.Artık dayanamıyacağımı,Zevkin doruklarına çıktığımı,geleceğimi fısıldadım ve o da hazırmış ve beraberce patlayıp boşaldık.Harika idi.içimde boşalma gidip gelmeleri adeta başımı döndürmüştü.Bir müddet içimde kaldı ve sonra çıktı.Yanıma uzandı ve sevinçle sıkı sıkı sarıldım.Öpüşmeye başladık.Böyle bir aletle ve iki defa arka arkaya beni becermesi beni ona hayran bırakmıştı.Keşke hep devamlı onunla olsam diye düşünüyordum.Havlu kağıtlarla beni itina ile sildi temizledi.Bir türlü ondan kopamıyordum.Kalktım ve giyindim.Dudaklarına tekrar yumuldum.Artık onun esiri olmuştum ve haftada bir kocamdan habersiz tedaviye geleceğimi söyledim.Verdiği muskalarla dışarı çıktım ve bekleyen kocamla sarmaş dolaş evimize gittik.Kocama,tedavi usüllerinin hep ayni olduğunu,okuyup üflediğini söyledim.
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.04.30 17:49 Taraftarium24hd Dangerous Lies 2020 Filmi Türkçe Tek Parça izle

Dangerous Lies 2020 Filmi Türkçe Tek Parça izle
Dangerous Lies 2020 Filmi izle

https://preview.redd.it/3xt289m68zv41.jpg?width=182&format=pjpg&auto=webp&s=acdd6216f2fc7764ebb2b4df2183602da0b5d092
Dangerous Lies 2020 Filmi ne zaman vizyona girecek vizyon tarihi : 2020
Dangerous Lies 2020 Filmi Yönetmeni : Michael Scott
Dangerous Lies 2020 Filmi Oyuncu Kadrosu Oyuncuları : Sasha Alexander, Jamie Chung, Cam Gigandet, Jessie T. Usher
Dangerous Lies 2020 Filmi Konusu :
Zengin ve yaşlı bir adam ömrünün artık sonuna gelmiştir mal varlığını bırakacak kimsesi olmadığı için mülkünü yeni bakıcısına devreder. Bütün miras kendine kalan kadın kendini bir anda aldatma ve cinayetin içerisinde bulacaktır. Artık servetten daha değerli birşey vardır oda hayatta kalmak, hayatta kalmak için sevdiği insanların dahi niyetlerini sorgulamak zorunda kalacaktır.
2020 yapımı filmin Yönetmenliğini Michael Scott yaptığı, filmin oyuncu kadrosunda ise Sasha Alexander, Jamie Chung, Cam Gigandet, Jessie T. Usher'in yer aldığı dram, gerilim, suç filmleri severler için kesinlikle kaçırılmayacak keyifle izlenebilecek güzel bir film sizleri bekliyor. Sizleri Türkçe Dublajlı Dangerous Lies 2020 Filmi izle baş başa bırakıyoruz iyi seyirler dilerim.
Filmi izle LİNK: Dangerous Lies 2020 Filmi Türkçe Dublaj izle
Dangerous Lies 2020 Filmi izle, Dangerous Lies 2020 Filmi Tek parça izle, Dangerous Lies 2020 Filmi Full hd izle, Dangerous Lies 2020 Filmi Türkçe Dublaj izle, Dangerous Lies 2020 Filmi Türkçe Altyazılı izle, Dangerous Lies 2020 Filmi konusu, Dangerous Lies 2020 Filmi 720p izle, Dangerous Lies 2020 Filmi 1080p izle,
submitted by Taraftarium24hd to u/Taraftarium24hd [link] [comments]


2020.04.14 09:17 FantasticStar6 Liuyang Qingtai Havai Fişek Huang Weide: Muhteşem havai fişek için annem mutlu bir şekilde gülümsedi ve bir ömür boyu çok çalıştı

Liuyang Qingtai Havai Fişek Huang Weide: Muhteşem havai fişek için annem mutlu bir şekilde gülümsedi ve bir ömür boyu çok çalıştı
https://preview.redd.it/i9550tsxhqs41.jpg?width=1280&format=pjpg&auto=webp&s=2645efbc6aec3c5612d6514f9419643bf2796420
浏阳庆泰烟花 黄蔚德:为了绚烂的烟花下,母亲开心的笑容,奋斗一生
Liuyang Qingtai Havai Fişek Huang Weide: Muhteşem havai fişek için annem mutlu bir şekilde gülümsedi ve bir ömür boyu çok çalıştı
她是个历经磨难的女人,出生在战乱的时代,成长在贫穷饥饿的年代。她叫陈玉兰。青春时期,陈玉兰经人介绍嫁给了一个质朴诚实的男人,生育了一双儿女,当她感到幸福终于降临她的身边时,家中的顶梁柱丈夫却意外去世,那一年她的儿子才刚满四岁,女儿才咿呀学语。颠簸的命运,坎坷的经历,重重将这个淳朴的女人击垮,她抱着一双儿女撕心裂肺的哭到晕厥,待她醒来时,儿子站在床边端了一杯水她喝,指着窗外对她说:“妈妈,你看,过年了,外面放爆竹,好美……”陈玉兰擦干眼泪,紧紧的抱紧儿子和女儿……
Zorluklara katlanan bir kadın, savaş zamanında doğdu, yoksulluk ve açlık döneminde büyüdü. Adı Chen Yulan. Gençliğinde Chen Yulan, basit ve dürüst bir adamla evlendiğini ve bir çift çocuk doğurduğunu söyledi.Onun mutluluğu sonunda ona geldiğinde kocası beklenmedik bir şekilde öldü ve oğlu o yıl sadece dört yaşındaydı. Kızım gevezelik etti ve öğrendi. İnişli çıkışlı kader, inişli çıkışlı deneyim, bu basit kadını ezdi, bir çift çocukla ağladı, kırıldı ve bayıldı .. Uyandığında oğul yatağın yanında durdu ve bir bardak su getirdi. Pencereden dışarı bakıp, "Anne, bak, Çin Yeni Yılı. Dışarıda havai fişek bulundurmak güzel ..." Chen Yulan gözyaşlarını sildi ve oğluna ve kızına sıkıca sarıldı ...
从这以后,这个淳朴的女人就挑起家庭的重担,不辞劳苦的工作,她质朴的心愿就是能够让儿女能够有口饭吃,过年过节也能够跟儿女放几个爆竹。父亲离去时的那一年的烟花,母亲的泪,那一幕像一枚印记一般铭记在黄蔚德内心的深处。看着母亲的流淌的汗水,日渐佝偻的身体,少年的黄蔚德小学读到三年级就辍学,到一家爆竹厂做小工,主动选择最危险的给爆竹加火药的工作,只为一天能够多赚几毛钱工资。
O zamandan beri, bu basit kadın aileyi zorladı ve çok çalıştı. Basit dileği, çocuklarının yemek yemesine ve yemesine izin vermek ve Yeni Yıl ve Yeni Yıl boyunca çocuklarına birkaç havai fişek koymak. Babamın gittiği o yıl havai fişek, annemin gözyaşları, sahne Huang Weide'nin kalbinin derinliklerinde bir iz gibi damgalandı. Annenin terini ve büyüyen vücudunu izleyen genç Huang Weide İlköğretim Okulu, üçüncü sınıftayken okulu bıraktı, bir havai fişek fabrikasında küçük bir işçi olarak çalıştı ve sadece bir günde daha fazla kazanmak için havai fişeklere en tehlikeli işi seçme girişiminde bulundu. Birkaç sent maaş.
就这样一做就是十二年,从计件小工,做到烟花技术师父,勤奋好学的黄蔚德那时最大的愿望就是,希望母亲不要那么辛苦,家里人能够每餐都能吃顿饱饭,过节过年,能陪母亲妹妹一起放爆竹。改革开放的春风终于吹到了浏阳,黄蔚德在家里开了个小小的烟花作坊,得益于母亲和黄蔚德多年来经常将家中的粮米赠送给村里没有饭吃的村民,很多人都主动来给黄蔚德做手工,村里大事小事喜事节日也都会来黄蔚德家里买烟花爆竹。黄蔚德的烟花作坊很快就做的红火起来。
Havai fişek teknolojisi ustası, çalışkan ve çalışkan Huang Weide'in o zamanki en büyük dileği, annesinin çok zor olmayacağını ummaktı. Yeni yıl, havai fişek ile anne ve kız kardeşi eşlik edebilir. Reformun ilk bahar esintisi ve açılışı sonunda Liuyang'ı vurdu Huang Weide evde küçük bir havai fişek atölyesi açtı.Annesiyle Huang Weide sayesinde köyünde yiyecekleri olmayan köylülere sık sık evinde tahıl ve pirinç bağışladı. Huang Weide sanat ve el sanatları yapıyor ve köyün önemli etkinlikleri ve mutlu etkinlikleri de Huang Weide'in havai fişek ve havai fişek satın almak için evine gelecek. Huang Weide'ın havai fişek atölyesi kısa sürede popüler oldu.
黄蔚德的勤奋好学,乐善好施,深得人心,浏阳的第一家民营工厂浏阳水泥厂,众人把他推荐为厂长。在大家还拿着30块一个月工资的年代,黄蔚德将一家名不见经传的民营小厂,做到年利润超600万,出口全球,他花了整整十二年。
Huang Weide'in titizliği, sıkı çalışması ve iyi niyet halkın kalbini kazandı.Liyang'ın ilk özel fabrikası Liuyang Çimento Fabrikası yönetmen olarak önerildi. Herkes hala ayda 30 yuan maaş tutarken, Huang Weide yıllık 6 milyondan fazla kar ile az bilinen bir özel fabrika sattı ve dünyaya ihraç etti.
那一年,也是过年,家家户户都走亲串户,烟花爆竹,热闹非凡。黄蔚德扶着母亲站在门口看小孩子们放烟花爆竹,只见一个衣衫褴褛的约莫10岁孩童,手里拿着一只碗也站在一旁看眼花,眼里写满着——希望,幸福。黄蔚德眼睛湿润了,他似乎看到了儿时的自己,他想起了父亲走的那年过年他妈妈的眼泪,他端上一大碗饭菜递给了那个乞讨的孩子,然后将口袋的钱全都掏出来交给孩子对他说:“孩子,回去跟家人吃团圆饭,放爆竹。”回头望着母亲,母亲望着黄蔚德眼里满是泪水,却绽放着欣慰的笑容。
Aynı yıl Çin Yeni Yılıydı Herkes aileye, havai fişeklere ve havai fişeklere gitti. Huang Weide, annesinin kapıda durmasına ve çocukların havai fişek göstermesini izlemesine yardım etti Elinde bir kase tutan ve kenara, göz kamaştırıcı, gözleri umut ve mutlulukla dolu görünen yaklaşık 10 yaşındaki bir çocuğun düzensiz bir şekilde gördüm. . Huang Weide'ın gözleri ıslaktı, çocukluk benliğini görüyordu, babası Yeni Yılı terk ettiğinde annesinin gözyaşlarını hatırladı, dilenci çocuğa büyük bir kase yiyecek getirdi ve sonra cebindeki tüm parayı çıkardı. Çocuğa gelin ve ona "Çocuklar, havai fişeklerle bir aile buluşması yemeği için geri dönün" deyin. Annesine geri döndüğünde, anne Huang Weide'nin gözyaşlarıyla dolu gözlerine baktı, ancak bir gülümseme gülümsedi.
望着天上绚烂夺目的烟花爆竹,黄蔚德擦干眼泪,他决定重新回到烟花行业。这绚烂的烟火,述说着老百姓对国泰民安的淳朴心愿,对幸福的美好期盼。这美丽的烟火,见证着老百姓合家团圆的幸福欢乐,对喜庆的美好追求。
Gökyüzündeki göz kamaştırıcı havai fişeklere ve havai fişeklere bakarak Huang Weide gözyaşlarını sildi ve havai fişek endüstrisine dönmeye karar verdi. Bu görkemli havai fişek halkın Guotai Min'an için basit isteklerini ve mutluluk için güzel umudunu anlatıyor. Bu güzel havai fişek, ortak insanların aile birleşiminin mutluluğuna ve sevincine ve güzel kutlama arayışına tanıklık eder.
他给他的烟花事业取名——庆泰。黄蔚德希望把所有生命和全部精力都付出到这个能够给人带来希望和幸福的烟花事业里,能够帮助更多的人拥有快乐和幸福也是他母亲一生的追求和心愿。现在的黄蔚德再做烟花心愿已经不是只为家人吃饱饭,今天黄蔚德做庆泰烟花的心愿是:世界每个地方,绚烂美丽的烟花下,有着孩童天真快乐的笑脸;有着爱侣们相伴甜蜜的笑脸;有着亲人们团圆的幸福笑脸,有着喜庆时人们的欢愉;有着落寞时对希望的期盼;有着老人们对过去幸福时刻的追忆;美好的烟火,能够给人们带来喜庆吉祥,能够带给人们美好希望。美丽的烟火,是中国人的智慧,是中国人对幸福的信仰,也是中国人送给世界最好的礼物。
Havai fişek kariyerine Qingtai adını verdi. Huang Weide, tüm yaşamını ve enerjisini insanlara umut ve mutluluk getirebilecek bu havai fişek kariyerine adamayı umuyor, aynı zamanda daha fazla insanın neşe ve mutluluğa sahip olmasına yardımcı olabiliyor, aynı zamanda annesinin peşinde ve arzusudur. Şimdi Huang Weide'ın havai fişek yapma isteği artık sadece ailesini beslemek değil: Bugün Huang Weide'ın Qingtai havai fişek yapma isteği: Dünyanın her yerinde muhteşem ve güzel havai fişeklerin altında çocukların masum mutlu gülümsemeleri var; sevgililerle tatlılık var Sevdiklerinin buluşmasıyla mutlu yüzler, mutlu olduklarında insanların sevinci; yalnız olduklarında umudunu; yaşlı insanların geçmiş mutlu anlarının anılarını; insanlara neşe ve mutluluk getirebilecek güzel havai fişekler, İnsanlara iyi umutlar verebilir. Güzel havai fişekler Çinlilerin bilgeliği, Çin'in mutluluk inancı ve Çinlilerin dünyaya verdiği en iyi hediye.
黄蔚德他传承了母亲勤奋好学,乐善好施,百善孝为先的品性,为了完成母亲一生夙愿,他把庆泰烟花,二十年的时间,从一家民营小厂,每年以30%以上的增长率,发展成固定资产1.6亿元,总占地面积超过5500亩,员工超过3000人,产能数十亿的大型烟花集团公司。从花中炮这一单品收千家万户追捧到橘子洲头烟花,奥运烟花供应商,取得国际专利无数,获得国际大奖无数,为中国的烟花行业的推动,有着历史性的意义。
Huang Weide, annesinin çalışkan, çalışkan ve hayırsever bağlılığını devraldı.Annesinin uzun zamandır arzulanan arzusunu yerine getirmek için 20 yıl boyunca Qingtai Fireworks'ü yıllık% 30'un üzerinde büyüme oranına sahip küçük bir özel fabrikadan aldı. 160 milyon yuan sabit kıymet, 5.500 dönümden fazla toplam alanı, 3.000'den fazla çalışanı ve milyarlarca üretim kapasitesine sahip büyük bir havai fişek grubu şirketine dönüştü. Milyonlarca hanenin aradığı tek ürün Huahua Cannon'dan Orange Island Fireworks ve Olympic Fireworks Tedarikçilerine kadar sayısız uluslararası patent ve uluslararası ödül kazandı.Çin havai fişek endüstrisinin tanıtımı için tarihsel önemi var.
今天已经66岁的黄蔚德谈起母亲曾经的苦难仍会眼睛湿润,他经常对人说:“我在烟花行业做了快五十年,只为了烟花能够让母亲开心的笑,我用五十年执着希望能够做到业内第一,只为让我母亲能够为儿子感到骄傲,烟花飞上天绚烂绽放的那一刻,天下母亲那一刻开心的笑,我为此,付出了我一生,无悔。”
66 yaşındaki Huang Weide, annesinin acılarından bahsederken hala ıslak gözlere sahip. Sık sık insanlara, "Neredeyse 50 yıldır havai fişek endüstrisindeyim. Sadece havai fişeklerin annemi mutlu bir şekilde gülümsetmesi için. Israrla sektörde ilk olmayı umuyorum, sadece annemi oğlundan gurur duymak için, havai fişeklerin gökyüzüne uçtuğu an, dünyanın annesi mutlu bir şekilde gülümsedi ve bunun için pişman olmadan tüm hayatımı ödedim. "
submitted by FantasticStar6 to u/FantasticStar6 [link] [comments]


2020.03.13 18:09 JPDragao Kaybolan amcam

Geçen amcamın doğum gününü kutluyoruz. Bir ara kayboldu bu. Dedim bakayım eve mi geçti acaba. Koştum gittim evde bir aile dostumuz bekliyor. Dedi amcan gezmeye gitti artık ne zaman döner ya da döner mi bilemem. Ama bütün mal varlığını sana bıraktı dedi. Aradan dokuz yıl geçti. iBen evde takılıyorum, aile dostumuz geri geldi. Bu dedi amcanın sana bıraktığı zarfı çıkar bakayım bir. Çıkardım koydum masaya. Zarfı. Dedi ki bu tek belgü. Bunu dedi al, benle şehrin dışındaki meyhanede buluş. Kimseye de bahsetme. İş buyuruyor ama yaşlı adam bir şey diyemiyorsun. Meğerse o esnada bizim bahçıvan da bizi dinliyormuş. Aile dostumuz da eski kulağı kesiklerden, aldı bunu sen laf mı dinliyon lan falan dedi. Bahçıvanı da yanıma verdi. Dedi ki ağana göz kulak ol. Neyse bahçıvanla çıktık gidiyoruz. Tam şehrin dışına çıkacağız. Bu bizim mahallede iki kuzen var. Çok hergele tipler. Bütün itlik puştluk bu ikisinde. Baktım çiftçinin tarlasından mal çalmışlar kaçıyorlar. Karşılaşınca bunlar da peşimize takıldı. Dört kişi gidiyoruz. Neyse gittik gittik, peşimize dokuz tane atlı takıldı. Gece vakti, bizim de boyumuz küçük. Çocuk sandılar. Bunlardan kaçarken başka yaşlı bir adama rastladık, çok vurdumduymaz bir kimse. Böyle dün buldum bugün yedim yarına Allah kerimci böyle, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncı. Ama bizi iyi misafir etti sağ olsun. Belgüye bakayım dedi. Çıkardım verdim. Belgüyü. Bir işe yaramaz dedi bana geri verdi. Neyse amcadan da ayrıldık, meyhaneye vardık. Aile dostumuzu soruyorum, böyle yaşlı şapkalı falan diyorum. Hancı diyor ki valla haftalardır görmedim. Olm diyorum buraya gelecekti, valla yok diyor. Neyse üzerine uyuyalım dedik, sabah düşünürüz. Orada köşeden tekinsiz bir tip bizi kesiyor. Böyle haşın haşın bakıyor. Bir kötü olduk ama sonra geldi tanıştırdı kendisini. Ben dedi sizin aile dostunuzun dostuyum. İkinci derece akraba gibi. Ben dedi sizi götüreyim. Tamam dedik uzaktan tekinsiz gözüküyor ama tanıyınca kral adam. Yolda bu 9 atlı yine peşimize düştü. Yakalandık, kral adam bunlarla kapışırken bir tanesi bağrımdan bıçakladı beni ama nasıl yanıyor. Ben bayıldım. Sonra bir yatakta uyandım. Baktım amcam orada. Vay dedim emmi napıyosun ya? Ama nasıl yaşlanmış 9 yılda. Fidan gibi eğilmiş küçülmüş. Neyse dediler ki yaşlılar heyeti toplanacak bu belgüyle ne yapacağımızı konuşacağız. Biz de oradayız hani. Ağırlığımız var. Heyet de yani, duyan gelmiş. Götten bacaklılar orada, bizim kral adam ve ona benzeyen bir abi orada. Allah affetsin kadına benzeyen birkaç abi orada falan. Bir tek gerçekten kadın yok, çünkü yok. 2020 standartlarıyla sorgulamayın. Sosis festivali yapıyoruz. Neyse heyetin başı bir abi var dedi ki bu belgünün dedi yok edilmesi lazım. Oradan götten bacaklı abilerden biri atladı dedi ki ben halledeyim hemen çıkardı baltayı vurdu belgüye. Abinin baltası göt oldu. Ama nasıl ses çıktı. Sonra lider abi dedi ki öyle olmaz çocuğum mal mısın sen? Bunu dedi lavaya atmak lazım. Kim atacak? Kimseden ses yok. Biraz önce herkes diyordu ki kesin yok edelim, anasını sikelim falan, şimdi kimseden ses yok. Bir tek Kral abiye benzeyen abi dedi ki olm dedi, niye yok ediyoruz? Mal mıyız biz? Alalım saklayalım verelim düşmanın eline, biz kullanalım. Ama heyet hemen yok dedi. Neyse baktım hâlâ kimseden ses yok, ya dedim bırakın bu işleri. Ben atarım getirin malı dedim. Boyunuzdan posunuzdan utanın yani. Ben öyle deyince hemen atladılar biri diyor ki bu yolda sana hizmet edeyim, öbürü sana yardım edeyim, bizim aile dostu diyor ki arkandayım. Olm madem öyle siz götürün ben size hizmet edeyim. Bunlar şey yaparken bizim bahçıvanla kuzenler de yine arkadan laf dinliyorlarmış. Hemen atladılar bizsiz olmaz diye. Yine bastık gidiyoruz. 9 kişiyiz. Yollar karla kaplı. Dağlardan gidiyoruz. Zincir takamıyoruz çünkü tabanvay hizmetleri kullanıyoruz. O esnada bizim götten bacaklı abi diyor ki ya diyor niye bu yollardayız gelin benim hısmımın oradan geçelim. Krallar gibi bakarlar orada bize falan. Neyse en son tamam dedik. Gittik Mecnun gibi dağların arasından geçeceğiz. Bu sefer vardık ama kapı kilit. Nasıl yapsak ne yapsak? Kapıda bilmece var diyor ki "Söyle dost öyle gir" Bizim de kafamız az buçuk çalışıyor, dedim ki bremin. Kapı açıldı. Bir girdik içeride herkesi öldürmüşler. Taş üstünde taş omuz üstünde baş kalmamış. Dedik kaçalım ama içerde bize de saldırdılar, geçmek zorundayız yapacak bir şey yok. Gİdiyoruz en son bir köprüye geldik. Ortaya bir iblis çıktı. Yok artık. Aile dostumuz sağ olsun. Hepimizi yolladı, ben bunu alırım dedi. Göt adam partiyi yolluyor bütün Ex'i kendisi kasacak. Neyse biz de canımıza susamamışız yani, gittik. Yine ormanlara girdik. Bu dünyada çok orman var blu arada. Ormanda bizim bu kadına benzeyen abinin akrabaları vardı. Onlar bizi ağırladı. Oranın hanım ağasıyla küçük bir atışma yaşadıysam da, aynalara falan baktım, güzeldi. Yatakta uyuduk en azından. Sonra yine gidiyoruz. Yolda bir grup terörist yine peşimize düştü. Yakalandık. O esnada da bu en başta belgüyü saklayalım diyen abi, belgüyü benden çalmaya çalıştı. Taktım belgüyü parmağıma, buna ver Allah ver. Boyumuzu küçük görünce döverim sandı ama biz Karamürsel Sepeti gibiyiz yani bir bu kadar da yerin altında var anlatabiliyor muyum? Sonra dedim ki ben burada güvene değilim yolun devamını kendim devam edeyim. Bir tane sandal buldum. Yolda bir tane yine akraba evliliği olan bir vatandaş bizi takip ediyor. Bayağıdır takip ediyordu ama herhalde kalabalıkken götü yemedi. Neyse bunu yakaladık tamam mı, tasma falan taktık. Dedik ki yol göster bize. Ağam paşam çekiyor bana. Gidiyoruz tam siyah bir kapının oradayız. Baktık içeri bir ordu giriyor. Bu beni bağrımdan bıçaklayan komutan da orada. Lan dedim tutmayın beni. Akraba evliliği geldi, ağam ne edersiniz, buradan geçemeyi, sizi başka bir yoldan götüreyim dedi. Tamam dedim neyse ama bıraksalar dalacağım yani. Aylardır yoldayız. Yüküm ağır. Yine ormanlık bir alanda, çünkü ormandan geçilmiyor, insanlara yakalandık. Komutan benden belgüyü çalmaya çalışan itin kardeşiymiş. Kardeş delikanlı çıktı. Biraz eskitti tutsak etti falan bizi. Bu akraba evliliğine kötü davrandı ama saldı sonra. Bu arada yolda benim bahçıvan ile bu akraba evliliği sürekli kapışıyor. Fark ediyorum ama bahçıvanın da gözü belgüde. Neyse şey yapmayalım şimdi. Neyse gidiyoruz yine böyle bir merdiven çıkıyoruz. Belimizin ağrısı ahiretlik. Çıkıntılı bir yolda dedim biraz uyuyalım. Uyuduk uyandık, bir şeyler atıştıracağız. Sonra diyor ki, bakın bu akraba evliliği aramızı bozuyor hep. Bence gitsin o. Olm o gitse yolu kim gösterecek, iyice kafamı bozdu. Bahçıvan abi işçi sınıfı yani. Dedim ki sen git lan. Git evine dön. Sanki iki sokak ötedeyiz. Neyse git lan dedim buna. Gitti. Biz de mağaraya girdik. Mağarada bu akraba evliliği kayboldu. Lan arıyorum bağırıyorum çıkmıyor. Her yer örümcek ağı. Ben de bağırınca bu örümceklerin anası ortaya çıktı. Fil gibi örümcek nereye kaçacağımı şaşırdım. Zaten kaçamadım da ensemden soktu beni. Gerçekten başıma gelmedik kalmadı yani. Bayıldım Bir uyandım başımda yine bahçıvan var. Ağam paşam size ne oldu dedi. Lan meğerse göt olan gerçekten akraba evliliğiymiş. Tebaama iyi bakamadım. Aslanım dedim bu dünyada herkes göt olmuş, bir adam sensin falan ama dedim artık bitti yani belgü'yü kaybettim dedim. Hadi dönelim neyse Ağam dedi, kusura kalmazsanız bir şey söylemek istiyorum. Söyle dedim, sizi dedi öyle mortingen şıtraytze olmuş bir şekilde bulunca dedim, belgüyü ben sizden alıp sakladım. Vay hırsız piç ver lan malı dedim. Bir sinir geldi. Ama çıkardı verdi sonra. Belgüyü. Sinirim geçti yani. Yolda birkaç tane askerin üniformasını çaldık falan çok yaklaşmış durumdayız yani atacağız artık. Yolda yine bu akraba evliliği geldi saldırdı, bize verin lan belgüyü dedi. Bahçıvanım sağ olsun aldı yerden taşı bunun başına BAM bir koydu, kurtulduk. Ama ben de dayanamıyorum artık. Attım kendimi yere, bahçıvana dedim ki beni sal moruk. Bu dedi ki ağam paşam belki malınızı kaldıramam ama sizi kaldırabilirim, sırtladı beni götürüyor. Bu akraba evliliği geldi yine. Son düzlükteyiz ama artık. Beni düşürdü bu. Bahçıvan bununla kapışırken ben bir depar kopardım. Bu lavların başına geldim. Tam atacağım. Lan dedim ki, niye atayım buraya kadar getirmişim. Belgü de bizim için kıymetli yani, anlıyor musun? Vazgeçtim amk. Atmıyorum. Hadi bakalım. Bahçıvan geldi. Ağam atsanıza falan dedi. Yok dedim atmayacağım. Aldım taktım belgüyü parmağıma. Ama bunlar gidince bir deprem oldu böyle bir yer sallanmaya başladı bahçıvanla kaçıyoruz. En son bir yerde durduk yolun sonu dedik. Buradan kurtulamayız. Tam da dedim canım çilek çekti falan. Sıcaktan yine bayılmışım. Yine bir uyandım, sıcacık yatağımdayım. Lost mu falan bu dedim. Meğerse aile dostumuz dönüp kurtarmış bizi. Güzel. Bu kral abi de aslında zaten kralmış. Ben biliyordum. Bizim dokuzun sekizi tekrar birlikte olduk. Krala tacını taktım ayıptır söylemesi. Ağırlığımız var diyorum abi anlatamıyorum Sonra aynı yaprak dökümü gibi birer birer ayrıldık. En son yine ben bahçıvan ve garip bir şekilde boy atmış kuzenlerle memlekete döndük. Memlekette siyah dumanlar uçuşuyor. Lan dedik bir sene yoktuk memlekete ne yaptınız? Meğersem orada da savaş çıkmış nefesi güçlü bir hoca bizim halkı yönetiyormuş falan. Ya dedim biz neler gördük. Hemen küçük ayarlamalarla ayaklanma çıkarttık. Hani krala taç taktık diyoruz, anarşist bir yanımız da var. Halkı da kurtardık, bu üfürükçünün çırağı bunu öldürdü. Garip oldu. İşte sonra bizim bahçıvan vali oldu falan. Benim de bıçaklandığım yer hâlâ ağrıyor. Bir kitap yazdım. Kültürlü adamım. Sonra dedim ki bahçıvana gidelim bizim aile dostunu yolcu edelim. Oraya gidince de dedim ki "Kandırdım nazlı yari sonunda çılgın sözlerle." Ben de gidiyorum. Sonra bastım gittim terk ettim bu fani dünyayı. Biz kurtardık ama kendimiz için değil yani anlıyor musun?
submitted by JPDragao to kopyamakarna [link] [comments]


2020.02.26 18:22 Sethbenja Set ve Horus *Önceki hikayeden daha uzun şayet okumaya değer

Ra’nın oğlu Şu’nun oğlu Geb tahta çıktıktan kısa bir vakit sonra sarayını lat-Nebes şehrini ziyaret etmek için terk etti, Mısır Deltası’na gitti. Babası Şu, isyancıların ihtilaline yenik düştüğünde karısı Tefnut’u ardında bırakıp tam da oradan göğe yükselmişti, tıpkı babası Ra gibi. Vardığında Geb, burada olan her şeyin ona anlatılmasını istedi yanındaki tanrılardan. Dedesi Ra’ya edilen isyanlardan ve babası Şu’nun Apophis’in evlatlarının isyanına karşı kazandığı o muazzam zaferden bahsedilmesini… Tanrılar Şu’nun kahramanlıklarından bahsederken onun, başına Uraeus –şaha kalkmış bir kobra- giydiğine değindi. Bunu duyan Geb, Uraeus’u arzu etti deliler gibi. Ancak ne yazık ki Uraeus bir sandığa koyulmuş, mühürlenmiş ve Pi-Yaret’te bir yerlere gizlenmişti. Geb hiç beklemeden destekçilerini topladı ve o yaşayan kobrayı bulup başına takmak için yollara düştü.Geb ve yoldaşları çabucak keşfetti sandığın yerini. Kutsal kral eğilip sandığın kapağını açtığında, Uraeus içinden sıçradı ve ona doğru devasa alevini soludu. Kralın destekçileri anında öldü, kral hayatta kaldı. Ancak başı fena şekilde yanmıştı. Acılar içindeki Geb yardım için Henu-Plants’a koştu lakin hiçbir şey bulamadı. Sonrasında destekçilerinden birine Ra’nın güç ile demlenmiş büyülü peruğunu getirmesini emretti. Böylece onu başına taktığında yaraları iyileşecekti. Beklenildiği gibi ilahi kral iyileşti ancak sonrasında bir mucize gerçekleşti, peruk lat-Nebes’in Sobek’i adlı bir timsaha dönüştü.İyileştikten ve dinlendikten sonra Geb, tıpkı dedesi ve babası gibi, Asyalı isyancılarla savaştı Faiyum Oasis’in kuzeyi Itj-Tawy’de; Mısır’a beraberinde çokça esirle döndü. Hükümdar olarak tüm başarılarına rağmen oğlu Osiris’in gözlerinde Mısır’ı muazzam bir talihle yönetebilecek bir tanrı gördü. Ra ve Şu’nun daha evvel yaptığı gibi tahttan çekilmeye karar verdi. Böylece Osiris kral oldu ve tanrılar saltanatında yeni bir çağ başladı. Ra Heliopolitan’da Atef Tacı’nı Osiris’e giydirdiğinde, taze kral tacın güçlü ısısına yenik düştü ve hastalandı. Bu, kralın saltanatı için uğursuz bir başlangıçtı ancak Osiris kudretli ve yüce gönüllü olmasıyla çabucak şöhret kazandı. Onun saltanatında yaşam güzeldi. Nun’un intizamsız suları körfezde tutuldu ve Mısır’ın sıcak topraklarına soğuk kuzey rüzgârları esti; komplocular ve fesatçılar parçalandı; Osiris tanrılar arasında en çok saygı duyulan oldu. Kız kardeşi İsis’ten iki evladı olacaktı ve Mısır’ın kaderi baştan yazılmaya başlanacaktı. Zira Horus dünyaya gelecekti; ötekisi Anubis idi.Kıskançlık içinde kavrulan Osiris’in kardeşi Set fesat çıkardı. Bir Etiyopyalı Kraliçe ve yetmiş iki komplocuyla bir araya geldi, Osiris’e komplo kurdu. Kardeşinin bedenini gizlice ölçtü ve onun ölçülerine göre güzel bir sandık yapıp değerli taşlarla süsledi. Sandık onun emriyle festival salonuna getirildiğinde misafirler onun olağanüstü güzelliğiyle büyülenmişti. Ve duyurdu Set, “Her kim ki sandığın içine uzandığında oraya tam uyarsa, sandık onun olur.” Misafirler sırayla sandığın içine girip çıktı, ta ki Osiris sandığa uzanıp kusursuzca uyuncaya değin. O anda Set’in komplocuları öne atılıp sandığı mühürledi, kenarlarına çiviler çaktı ve üstüne hiç boşluk bırakmadan erimiş kurşun döktü. Hiç vakit kaybetmeden sandığı Nil Nehri’ne attılar ve nehirden denize yüzmesini izlediler. Bu, Osiris’in saltanatının ve yaşamının yirmi sekizinci yılında gerçekleşmişti.İsis bu korkunç olayı duyduğunda saçlarının bütün lülelerini kesti; üzerine karanlık bir yas giydi. Günlerce amaçsızca dolaştı ve Osiris’i buldu. Onu büyüsüyle, ondan hamile kalabilecek kadar diriltti. Bu büyülü ilişkiden Horus dünyaya gelecekti ki bu bütün Mısır’ın kaderini belirleyen bir olgu olacaktı. Katledildikten sonra bile Osiris’in bedeni Set’ten korunmaya muhtaçtı. Bir gün alacakaranlık güne çökerken Set, Anubis’in babasının bedenini wabet’te (mumyalama odası) yalnız bıraktığını fark etti. Bunu fırsat bildi ve Anubis’in suretine bürünerek gardiyanları atlattı, Osiris’in bedenini wabet’ten aldı, nehirde yelken açıp batıya gitti. Ancak Anubis sonunda bunu öğrendiğinde amcasının peşine takıldı. Koca bir boğaya dönüşen Set ile savaştı ve babasının bedenini geri aldı. Osiris’in cenaze töreni ancak Ra ve Geb’in yardımıyla gerçekleşebildi.Osiris’in ölümüyle Set Mısır tahtına çıktı. Turin Canon’a göre Set’in saltanatı yüz yıl sürmüştü ve bu süre içinde Mısır toprakları kötülükle yıkandı. İlk işi İsis’i mahkûm etmek oldu. Kadının kalbi ateşler içinde yandı ve gözleri ağlamaktan çöktü. Set tarafından kendi evine hapsedilen Neftis (Osiris, Set ve İsis’in kardeşi ve Set’in karısı) İsis’e kaçması için yardım etti. Bu sebepten ötürü hayatı boyunca korku içinde yaşasa da Osiris’in bedenini kocasından korumayı sürdürdü. İsis sonunda kaçmayı başardığında Khemmis’te saklandı. Orada on ay süren hamileliğinin sonunda Horus’u doğurdu. Ne yazık ki bundan Set’in haberi olmuştu. Bundan dolayı İsis oğlunu Neftis dâhil birçok tanrıçanın desteği ile bilinmeyen topraklarda büyüttü. Küçük Horus annesinin büyüleri ile korunmaktaydı. Dolayısıyla Set yıllar boyunca Horus’u aramasına rağmen bulamadı. Horus Set’in gazabıyla korku içinde büyüdü. Hatta bir mite göre annesi İsis, Set tarafından tecavüze uğradı ve bir çocuk doğurdu. Bu çocuk yarı oluşmuş siyah bir yılana benzemekteydi. Horus mitinin sonunda genç Horus yetişkinliğe erişti ve Osiris’in haklı varisi olarak taçta hakkını iddia etti, amcası Set ile yüzleşti. Horus, Evrensel Tanrı Ra’nın önüne tacını talep etmeye geldiğinde birçok tanrının desteğiyle Set tahttan çekilmeyi reddetti ancak Horus’un da destekçileri vardı. Tanrılar kaos içinde tacın kime verileceğini tartıştı. Şu, Horus’u destekledi; Thoth, Şu’nun fikrini destekledi ve İsis’i sonsuz çabası için takdir etti. Ve Evrensel Tanrı Ra, “Hükmünüzün tek başına ne anlamı var?” diye haykırdı, Horus’un taht için çok genç olduğunu bir süre sessizce düşündü. Set ise araya girdi, sanki bir dostmuşçasına evrensel tanrıdan Horus ile dışarı çıkmayı talep etti. Amacı yeğeniyle teke tek dövüşmekti.Thoth, aşırı diplomat şekilde, “Kimin sahtekâr olduğunu ortaya çıkarmamalı mıyız? Oğlu hala buradayken Osiris’in makamı Set’te mi kalacak?” dedi. Evrensel Tanrı Ra daha da öfkelendi, tacı Set’e vermek istiyordu ancak her şey kaosa sürüklenmekteydi. Onuris avazı çıktığı kadar bağırdı, “Ne yapacağız?” ve Atum, Tanrı Banebdjedet’in mahkemeye, davayı yargılaması için davet edilmesini önerdi. Mahkeme öneriyi kabul etti ve bunun için bir tanrı gönderdi. Ancak Banebdjedet yargılamayı reddetti ve bunun yerine Tanrıça Neith’in fikrinin sorulmasını önerdi. Thoth, Neith’e ne yapacaklarını sormak için bir mektup yazdı. Neyseki Neith, Banebdjedet’ten daha belirleyiciydi. “Osiris’in makamını oğlu Horus’a verin. Küstahlık edip adaletsizce davranmayın, aksi halde göğü başınıza çalarım. Ve Heliopolis’te yaşayan boğaya, Evrensel Tanrı’ya deyin ki, Set’e hakkı olanı versin, kızları Anath ve Astarte’yi, ve Horus’u babası Osiris’in makamına atasın.” mahkemede yüksek sesle Thoth tarafından okundu ve herkes Neith’in haklı olduğunu beyan etti. Ancak Ra öfkeden çılgına döndü. Öyle ki Horus’a, onun bu makam için değersiz ve yetersiz olduğunu kolayca söyledi. Onuris, Otuz’un Konsey’inde olduğu gibi çileden çıktı ve Tanrı Babi, sırf Horus’un destekçileri olmadığından bu muameleyi gördüğü için Evrensel Tanrı’ya köpürdü. Evrensel Tanrı Ra rencide oldu ve derin bir üzüntü sardı kalbini; salondan ayrıldı ve günün kalan kısmında yalnızca dinlendi. Dokuzlar Babi’ye ileri gittiğini söylemişler, onu azarlayıp kovmuşlardı. Ra’nın kızı Hathor babasının çadırına beklenmedik bir anda gelip onu güldürmek için mahrem yerlerini gösterdi. Ra artık Dokuzlar’a katılacak kadar neşeliydi. Döndüğünde Horus’a ve Set’e tahtı neden hak ettiklerini göstermeleri için bir şeyler yapmalarını söyledi. Öne ilk çıkan Set olmuştu. Tanrıların en güçlüsü olduğuna dikkat çekmek için Ra’nın düşmanı Apophis’i öldürdü. Başka hiçbir tanrının onu öldürmeye yetecek gücü yoktu. Tanrılar hayranlık içinde Set’i izlediler. Onlar da başka hiçbir tanrının Apophis’i öldürmeye gücünün yetmeyeceğini biliyorlardı ama Thoth ve Onuris onlara şunu hatırlattı: Ölen kralın oğlu yaşarken, bir amcanın tahtı alması daima kanunlara aykırıdır. Konuşma sırası Horus’taydı. Babasının makamından mahrum edilmesinin ne kadar kanun dışı olduğunu aydınlatmak istedi. Ne yazık ki konuşması için yeterli zaman tanınmamıştı ona. Ancak Isis araya girdi ve konunun Heliopolisli Atum’a ve Khepri’ye danışılması gerektiğini söyledi. Tanrılar onunla aynı fikirdeydi. Ona hiddetlenmemesini söylediler. “Hak kimin hakkıysa ona verilecektir,” dediler. Bu Set’i çileden çıkardı; devasa saltanat asasını almaya, her gün bir tanrı öldürmeye yemin etmişti. Isıs mahkemeye gelirse de o gelmeyecekti.Set’in en büyük destekçisi olan Evrensel Tanrı Ra bütün tanrılara yelken açmalarını, Isis’i ardında bırakmalarını buyurdu. Gemiciye de, Tanrı Nemty, hiçbir kadını, özellikle Isis’e benzeyen herhangi birini gemilere almayı yasakladı. Ancak Isis’i caydırmak güçtü. Kadın kendini yaşlı bir kadına dönüştürdü ve Nemty’nin yanına gitti, gemilere binmek istedi, “Sığırlarına bakan ve günlerdir aç olan bir genç adama bir kâse un götürmek amacım,” dedi. Nemty’nin karşısında gördüğü yalnızca zararsız bir yaşlı kadındı ancak emirleri de biliyordu. Isis Nemty’e, gemilere binmesi yasaklanan tek kişinin Isis olduğunu hatırlattı. Yolculuk ücreti için ona çörek vermek istedi ancak bu Nemty’yi etkilememişti, böylece Isis ona parmağındaki altın yüzüğü sundu. Nemty’nin aç gözü doymuş, Isis’i yasaklı adaya götürmeyi kabul etmişti.Isis vardığında, Evrensel Tanrı Ra’nın, yoldaşlarıyla yemek yediğini gördü. Set’in dikkatini çekmek için kendisini güzel bir kadına dönüştürdü ve başarılı oldu. Kocasının katilinin gözleri şimdi onun üzerindeydi. Oğlunun tahtının gaspçısı yanına geldiğinde kendisinin bir hayvan tüccarının karısı olduğunu ve ona bir erkek evlat doğurduğunu ancak kocası öldüğünde oğlunun hayvanları idare etmek için tek başına kaldığını söyledi. Sonrasında bir yabancının gelip hanelerinin başına geçtiğini, oğlunu haklayacağı konusunda tehdit ettiğini, hayvanlara el koyduğunu anlattı. Dönüp Set’e tüm bu olanlar hakkındaki fikirlerini sordu ve onun şampiyonu olmasını istedi. Tanrı’nın aklı bu güzel kadın karşısında başından gitmişti. Hiç tereddüt etmeden, “Ölen adamın oğlu hayatta olmasına rağmen mi o yabancı gelip hayvanlara el koydu?” dedi. “O sahtekâr dövülmeli, hanenizden atılmalı ve oğlunuz onun yerine geçmeli,” diye de ekledi. İsis, Set’i tuzağa düşürmeyi başarmıştı, bundan oldukça da memnundu. Kendini bir kuşa dönüştürdü, Set o yere vardığında bir ağacın dalına kondu, konuştu. “Sen, Set, utanmalısın. Kendi ağzınla, kendi zekânla kendini yargıladın ve kendini suçlu buldun!” Atum’un ve Ra’nın ısrarıyla tanrılar Horus’a tacı giydirdiler. Set’in sayesinde Nemty cezalandırıldı ve o günden beri altından nefret eder oldu.
submitted by Sethbenja to KGBTR [link] [comments]


2020.01.31 21:20 Frostbiteh3 Rehinci Ragfim'in Günlüğü 6.Bölüm

Rehinci Ragfim'in Günlüğü 6.Bölüm
Beşinci Bölüm İçin===
https://www.reddit.com/ehvenisers/comments/eak6ky/t%C3%BCccar_ragfimin_g%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC_5b%C3%B6l%C3%BCm/
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Merhaba dostlarım.
Bugün epey yoğun geçti.
İlk bir kaç müşterimi ağırladım.
Kadının biri bana gümüş bir yüzük getirdi,üstünde değerli Omu madenlerinin dibinden çıkma olan özel Otenba taşı vardı.
Bu taştan Kalbedur'da pek fazla bulunmaz.
En son 3 yıl önce bir adamın zırhın da görmüştüm.
Hareh ile aramızda iyice düşündük ve 2000 altın peşin vermeyi kabul ettik.
Hareh, bir eli ile küçük bebeğini diğer eli ile 5-6 yaşların da çocuğunun elini tutan kadına faiz hakkında bahsederken ben bu kadının bu yüzüğü nereden bulduğunu anlamaya çalışıyordum.
Hareh ile sözlerinin arasına girdim.
Kadına bu yüzüğü nereden bulduğunu,çalıntı olup olmadığını sordum.
Otenba Taşlı Yüzük
Kadın'ın gözünün altında ki siyahlık suratının diğer kısımlarına oranla daha azdı.
Kadın aciz bir ses ile hiçbir sorun olmadığını,yüzüğü kocasının ona aldığını söyledi.
Epey kafam karışmıştı.
Böyle pahalı bir yüzüğü bir kadına alacak bir koca o kadını bu halde bırakmaz idi.
Ben normal bir rehinciydim,benim sorunum değildi.
Yüzüğü alıp 2000 altını kadına verdik.
Hareh ile muhabbet edip ateş viskilerimizi içerken dükkanın kapısı açıldı.
Biraz yaşlı bir adam içeri doğru adımlarını attı.
Kahverengi uzun bir pelerini vardı.
Çizmeleri kaliteli ve Pagret için uygunsuzdu.
Yaklaştı,muhabbetimize ara verdik.
Elini sert,avucu kapalı bir şekilde tezgaha koydu.
Tezgahın üzerine bir kolye bıraktı.
Adam kapşonunu çıkardı ve bize baktı,Hareh çenesini kaşıdı ve adama yöneldi.
Hareh adamı selamladı gününü sordu.
Ben ise kolyeyi inceliyordum.
Altın kolye
Adam Hareh ile sohbete tutuldu.
"Ee beyim bu çizmeler tanıdık değil nereden geldiniz?"
Adam deri ve uzun siyah eldivenlerini çıkarmaya başladı.
"Ah,evet ben burada yaşamıyorum buralı değilim yani."
Hareh eldivenini çıkaran adamı iyice süzdü.
"Nerelisin o zaman,dur tahmin edeyim Vergan ?
Adam gülümsedi.
"İyi tahmin dostum,iyi tahmin."
Kolye gerçekten güzel işlenmişti.Altın ve çok güzel.

Eh muhabbetiniz bitti ise bu kolyeye kaç para isteyeceksin diye sordum.
Bana döndü.
"Ne teklif edersin ?"
Hareh ile fısıldaştık.Altın olması dışında pek bir özelliği yoktu.
"E tabi bu kadar güzel bir kolyeye 200 altın öneririz."
Adam hiç pazarlık yapmadan başını salladı ve kolyeyi bize itip diğer eli ile bizden parayı bekledi.
Bu biraz ilginç geldi bize.
Hareh adama şaşkın bir şekilde;
"Faiz'i bili-"
Adam Hareh'in sözünü kesti ve;
"Önemli değil geri almaya gelmeyeceğim zaten"
Ben gayet memnun bir şekilde 200 altını adama uzattım.
Bunlar dışında günüm çok sakin geçti.
Birkaç tane tasma sattım ama o kadar.
Şimdilik görüşürüz!



(Seriye yeni başlamış arkadaşlar da yararlansın :D)
Bu Bölümün Ehven Sözlüğü;
Omu:Kalbedur'da Saggard'ın doğusun da bulunan maden.
-Not
Otenba taşı benim götümden uydurduğum birşey.
submitted by Frostbiteh3 to ehvenisers [link] [comments]


2019.11.19 22:51 fragmanlife Benim Adim Melek Oyunculari Kadrosu Karakterleri (Tum Oyuncular)

Benim Adım Melek Oyuncuları Kadrosu Karakterleri (Tüm Oyuncular) Benim Adım Melek dizisinin yayın tarihi belli oldu. Trt 1 Benim Adım Melek dizisini final yapan Diriliş Ertuğrul’un yerine çarşamba akşamlarına koydu. Benim Adım Melek 25 Eylül Çarşamba 20.00’de TRT 1’de ilk bölümü ile izleyicisi karşısına çıkacak.
Benim Adım Melek dizisi çekimleri 25 temmuz perşembe günü Türkiye’nin açık hava müzesi bölgesi olan Gaziantep Urfa, Mardin ve İstanbul bölgesinde çekilecek; ancak çekimlerin ana merkezi Gaziantep olacak. Benim Adım Melek dizinin başrollerinde Nehir Erdoğan ve Kutsi Uğur Yücel Kaan Çakır Şerif Sezer ve Rabia Soytürk ve Ulvi Kahyaoğlu gibi isimler yer alacak.
Benim Adım Melek dizisinin Yönetmeni Kim?
Benim Adım Melek dizisinin yönetmenliğini uzun yıllardır piyasa da olan ancak çok önemli dizilerde yer alamayan Cem Akyoldaş üstlenecek. Benim Adım Melek dizisinin müziklerini ise bir çok dizinin de şarkısını hazırlayan Aydilge hazırlayıp seslendirecek.
Benim Adım Melek Dizisi Konusu
Benim Adım Melek dizisinde Gaziantep’de doğmuş büyümüş aşık olup kendi nişanından kaçıp sevdiği adam ile Almanya’ya kaçan ancak kanser olup üç çocuğu ile yeniden baba ocağına dönen Melek’in acı dolu hikayesi anlatılacak.
Benim Adım Melek Oyuncuları Kadrosu Nehir Erdoğan (Melek) 39 yaşında olan güzel oyuncu Nehir Erdoğan son yılların başarılı dizi oyuncularından biridir. Özellikle Yabancı Damat ve İkizler Memocan dizileri Nehir ERDOĞAN’ın büyük çıkış yaşadığı diziler oldu. Aslen İzmirli olan Nehir Erdoğan 16 Haziran 1980 de hayata gözlerini açmıştır. Marmara Üniversitesinde İktisat eğitimi alan sonrasında da güzelliğini ve yeteneğini fark ederek Radyo Televizyon okumaya karar veren Nehir Erdoğan önce Koçum Benim dizisinde yer almış diziden sonra da oyunculuk eğitimleri için Amerika’ya gitmiş ve orada yaşamaya başlamıştır. Yabancı Damat dizisinde kadın başrolü teklifi alan Nehir Erdoğan Türkiye’ye dönmüş ve bir çok projede yer alarak ünlü bir isim olmuştur. Son dönemde Fi isimli internet dizisinde ve Kanal D’nin İkizler Memocan dizisi kadrosunda yer alarak kariyerinin zirvesini görmüştür. Yönetmen Ahmet Sesigürgil ile evlenmiş ancak 2017 de eşinden ayrılmıştır.
Melek kendini çocuklarına adamış vefakar bir annedir. Genç yaşına rağmen kendi istek ve heveslerinden çocukları için vazgeçen Melek’in kalbi Halil ile birlikte yeniden aşk için atacak. Alpay’a aşık olan Melek daha 19 yaşında ailesini terk etmiş ve Alpay’ın peşinden gittiği Almanya’da rezil olmuş; ama evine yaptığı hata yüzünden evine dönememiştir. Lenf kanseri olduğunu öğrenen ve çocuklarını Alpay’a kaptıran melek yıllar sonra evine dönmek zorunda kalmıştır. Melek’in ikiz olan bir kızı bir oğlu vardır bir de 5 yaşında oğlu.
Kutsi (Halil) Kutsi’yi Türkiye güzel sesi ve harika şarkları ile tanımıştır. 16 Mart 1973 de Malatya’da dünyaya gelen Ahmet Kutsi Karadoğan sektörde Kutsi olarak bilinmektedir. 2000 yılından beri 19 yıldır piyasa da oyucu, besteci ve şarkısı olarak yer almaktadır. Erol Köse tarafından sesi gark edilen Kutsi Mimarlık eğitimini yarıda bırakarak kaset çıkaran Kutsi Sinem Bayraktutar ile 8 yıllık bir evlilik yapmış bu evlilikten ise Celin Ada isminde bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Şarkıcı Cengiz Kurtoğlu’nun da desteği ile hızlı bir yükseliş yaşayan Kutsi yer aldığı Doktorlar dizisi ile oyunculukta ki yeteneğini de ispat etmiştir. Şuanda 46 yaşında olan yakışıklı oyuncu daha sonra ki yıllarda Huzur Sokağı ve Kalbimde ki Deniz gibi dizilerde de başrol olarak yer almıştır.
Şirinhanların oğlu olan Halil yardımsever ve korkusuz bir adamdır. Melek’e yıllar önce aşık olan Halil Melek’le evlenip, kendilerine ait bir baklavacı açmayı hayal ederken Melek’in onu terk edip gitmesi Halil’in hayatının dönüm noktası olur ve bir daha hiç bir kadına güvenmez. Melek’ten sonra aşka küsen Halil Melek’i aklından silip atamamıştır 20 yıl geçmesine rağmen. Melek Gaziantep’e gelince Halil ve Melek yeni bir aşka yelken açar. Yaşadıklarından sonra kendini aşka kapatan Halil Melek’in Antep’e geri dönmesi ile hayat döner.
Kaan Çakır (Alpay) Kaan Çakır’ı yeni nesil izleyici Bodrum masalı dizisinde hayat verdiği Cahit karakteri ile yakından tanıdı. 1977 de İstanbul Bakırköy’de hayata gözlerini açan Kaan Çakır lise döneminde çok başarılı bir öğrenciydi ancak tüm akademik yeterliliklerine rağmen İstanbul Üniversitesinde oyunculuk eğitimi almak için Konervatuvar okumaya karar verdi. Sonrasında Dormen Tiyatrosunda kendini geliştiren Kaan Çakır ilk olarak 1999 da Bir İstanbul Masalı dizisinde yer aldı ve beğeni topladı. SonrasındaBöyle Bitmesin ve Leyla İle Mecnun dizileri ile tanınan bir isim haline geldi. Son yıllarda ise Bodrum Masalı, Adı Mutluluk ve Diriliş Ertuğrul dizilerinde yer aldığı. Özellikle Diriliş’te hayat verdiği Ögeday Han karakter ile farklı rollerin üzerinden gelebildiğini de göstermiş oldu.
Alpay Melek’in eski kocasıdır. Başa bela bir adamdır. Almanya’da yıllarca çalışmış ama hiç bir işte dikiş tutturamamıştır Melek onu hiç sevmemiş, sevememiştir. Alpay’da sevgiyi Funda’da bulmuştur. Alpay hükümetin çocuklar için verdiği üç kuruşa tamah eder ve yalancı bir dava ile Melek’ten boşanır ve çocuk ücretlerini kendine alır.
Şerif Sezer (Nefise) 1943 Bursa doğumlu olan Şerif Sezer Türkiye’nin en yaşlı ve saygın oyuncularındadır. 76 yaşında olmasına rağmen diri duruşu ile beğeni toplayan ve hala setlerde gençlere taş çıkaran Şerif Sezer ömrünü tiyatro izleyicisine adamıştır. .Şerif Sezer özellikle televizyonda Dila Hanım, Yer Gök Aşk, Lale Devri ve Asmalı Konak gibi çok büyük işlere de kariyerinin son döneminde imza atmıştır. Özellikle tüm dünya da izlenen Karagül dizisinde hayat verdiği Kadriye karakteri ile kariyerinin zirvesine görse de 2018 ve 2019 da yer aldığı Gülizar ve Yüzleşme dizileri beklenen başarıyı yakalayamamıştır.
Nefise Melek’in halasıdır. Karadağların ablasıdır. Nefise yüce gönüllü bir kadındır. Geleneklerine bağlı olan Nefise eşi öldükten sonra anne olamayacağını anlar ve yeğeni Mithat’a annelik yapar; çünkü Mithat’ın annesi onu doğururken ölmüştür.
Mustafa Mert Koç (Ömer Şirhan) Mustafa Mert Koç’u izleyicisi Hayat Bazen Tatlıdır dizisi ile tanıdı. Mustafa Mert Koç son olarak da Şahin Tepesi dizisi ile izleyicisi karşısında yer aldı.Mustafa Mert Koç aslında sosyal medya fenomeni olarak tanınmıştır. 1994 İStanbul doğumlu olan Mustafa Mert Koç Atılım Üniversitesi Siyasal Bilgiler fakültesi mezunudur ama oyuncu olmak için can atmıştır. Hayat Bazen Tatlıdır dizisinde hayat verdiği Onur karakteriyle genç kızların sevgilisi olmayı başarmıştır. Los Angeles’da oyunculuk eğitimleri alan Mustafa Mert Koç Kolpaçino 3. Devre sinema filmi ile oyunculuğa atılmış ve başarıyı yakalamıştır. Mustafa Mert Koç çok kiloluyken tam 35 kilo zayıflayarak büyük bir azim göstermiştir.
Benim Adım Melek dizisinde Ömer Şehit Hüseyin ve Vildan’ın oğullarıdır. Ömer çalışkan ve edepli bir gençtir. Tıp fakültesini bitirmesine iki senesi kalmıştır. Ömer amcası Halil’e en çok benzeyen, pırıl pırıl bir gençtir.El sanatlarında da çok iyidir.
Rabia Soytürk (Defne) 1.66 m boyunda ve 53 kg ağırlığında olan Rabia Soytürk 11 mart 1996 doğumludur ve 23 yaşının içindedir. Aslen İStanbul’lu olan güzel oyuncu Sadri Alışık Kültür Merkezinde oyunculuk eğitimi almıştır. Üniversitede hemşirelik eğitimi alan Rabia Soytürk ilk oyunculuk deneyimini ise bir internet dizisi olan Şahsiyet de yaşamıştır. 2018 de Gülperi dizisinde Selen karakteri ile Türkiye’nin gündemine gelme başarısı göstermiş ve dizi de çok dikkat çekmiştir.
Benim Adım Melek dizisinde Defne Melek’in tek kızıdır. Defne havalı ve güzel bir kızdır. Annesini ve kardeşlerini çok sevmektedir ve ailesine bağlıdır.
Ulvi Kahyaoğlu ( Kerem) Ulvi Kahyaoğlu genç bir tiyatro oyuncusudur. Son olarak Ölmez Ağaç Efsanesi ve Diyelim ki Birlikteyiz gibi oyunlarda yer almıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunudur. İlk dizi deneyimi Bir Doğu Masalı dizisi olacaktır.
Ulvi Kahyaoğlu Benim Adım Melek dizisinde Melek’in haşere oğlu Kerem olarak karşımıza çıkacaktır. Kerem Defne’nin ikizidir. Futbol oynamakta ve annesini Alpay’ın elinden ancak Futbolda başarılı olarak kurtarabileceğini düşünmektedir. Seyit Ali abisi Kerem’i çok sevmektedir. Kerem bazen şımarık tavırları olsa da çoğu zaman melek’in en büyük destekçisi olmuştur.
Poyraz Ar (Seyit Ali) Poyraz Ar tahmini 5 yaşında olan Leyla Şirin Ajansın çocuk oyuncusudur.
Melek’in küçük oğludur. Daha 5 yaşında hayat dolu bir çocuktur. Babası Alpay’ı hiç sevmez; çünkü sürekli annesi ile kavgalarını hatırlamaktadır.
Ece Özdikici (Funda) Ece Özdikici 2 Temmuz 1982 İzmir doğumludur ve Mimar Sinan Üniversitesi Sahne Sanatları mezunudur. 8 yaşından beri sahnede olan Ece Özdikici çocuk oyuncu olarak sektöre girmiş ve oyuncu olarak devam etmiştir. İlk olara Bir Aşk Hikayesi dizisi ile tanınan Ece Özdikici daha sonra Poyraz Karayel’de yer aldı ama dikkat çekmedi. Son olarka Kadın dizisinde Doktor Jale olarak yer almış ve yeniden ismini duyurmuştur.
Funda Alpay’ın sevgilisidir. Alpay’a aşık olan ama risk almayı sevmeyen bir kadındır. Funda Lüks bir hayat sürmeyi ister ve Alpay’ı elinde oynatır.
Zeyno Eracar (Zümrüt Şirhan) Zeyno Eracar 5 Aralık 1970 İstanbul doğumludur ve 49 yaşındadır. Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuvar mezunu olan güzel oyuncu Kara Sevda dizisinde Fehime karakterin ile tanınmıştır. Hem oyuncu hemde seslendirme sanatçısıdır. Yer aldığı önemli diziler arasında Öyle Bir Geçer Zaman Ki ve Bana Artık Hicran De dizileri vardır.
Şirhan Halil’in annesidir. Zümrüt anlayışlı ve vefakar bir annedir. Bir oğlu şehit olmuştur. Bir oğlu da Melek’in aşkından evlenememiştir. Kocası Cumaali’yi durdurmak da Zümrüt’ün görevidir.
Nizam Namidar (Cumaali Şirhan) Nizam Namildar son olarak Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisinde İzzet karakteri ile yer almış ve çok sevilmiştir. 11 ağustos 1961 İstanbul doğumlu olan Nizam Namidar Berlin Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü mezunudur. Oyunculuk eğitimlerini hem Almanya Tiyatrosunda hemde Türkiye’de almıştır.
Cumaali Seyitali’nin çocukluk arkadaşıdır; evlatlarını evlendirerek akraba da olmak isterler. Melek ile Halil’in nişan günü bütün Antep’e duyurulur, herkes davetlidir, ancak aynı gün aile için bir şeref lekesi olarak alınlarına sürülür. Melek oğlunu ortada bırakıp kaçmıştır. Can dostu Seyit Ali artık düşmanıdır.
Hande Kaptan (Kadriye) Hande Kaptan 1985 Ankara doğumludur ve 34 yaşındadır. Bilkent Üniversitesi Müzik Ve Sahne Sanatları Fakültesi mezunu olan Hande Kaptan son olarak Şahane Damat dizisinde yer almış ve rolü ile çok sevilmiştir. Behzat Ç Bir Ankara polisiyesi dizisinde Aslı karakterine hayat vermiştir. Benim İçin Üzülme ve Akasya Durağı yer aldığı diziler arasındadır.
Kadriye Mahmut’un çok sevdiği biricik eşidir. Ev işlerinden kaçan tembel bir gelindir. Karadağların tek gelinidir şimdilik; bir türlü Karadağ ailesine torun veremez.
Muharrem Türkseven (Mahmut) Muharrem Türkseven mayıs 1989 Çanakkale doğumludur ve 30 yaşındadır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi mezunu olan Muharrem Türkseven; Sungurlar, Nizama Adanmış Ruhlar dizileri ile tanınmış ve kendisine bir hayran kitlesi oluşturmuştur. Son olarak ise İstanbullu Gelin dizisinde Nazif karakteri ile yer almıştır.
Mahmut Seyitali Karadağ’ın büyük oğludur. Kadriye ile evlidir. Kocaman gülümsemesiyle etrafına mutluluk saçan bir adamdır Mahmut; çocukları çok sever.
Saim Güveloğlu (Mithat Karadağ) Kadir Has Üniversitesi’nde mezun olan Saim Güveloğlu hem yönetmendir hemde oyuncu. İki alanda da çok yetenekli olan Saim Güveloğlu 1985 yılnda Adana’da doğmuştur ve şuanda 34 yaşındadır. Bir çok tiyatro oyununda oyuncu ve yönetmen olarak yer almış deneyimli bir isimdir.
Mithat Seyitali’nin sert mizaçlı olan küçük oğludur. Annesi Mithat’ı dünyaya getirirken ölür. Mithat annesinin ölümünden kendisini suçlu tutar. Seyit Ali de Mithat’ı pek kabul edememiştir. Müthat bir anda öfkelenir ve öfkesini kontrol edemez.
Mehmet Çevik (Seyit Ali Karadağ) 1 Aralık 1961 de Kahramanmaraş Elbistan’da dünyaya gelen Mehmet Çevik son dönemlerin popüler konularından Çiftlikbank için yaptığı açıklamalar ile gündeme geldi. 58 yaşında olan Mehmet Çevik Ankara Üniversitesi Dil Tarih Tiyatro mezunudur. 2009 yer aldığı Hanımın Çiftliği dizisi ile yükseliş yaşayan Mehmet Çevik daha sonra Menekşe ile Halil dizisi ile sevilmiştir. Son olarak Diriliş Ertuğrul dizisinde Deli Demir olarak yer almıştır.
Seyit Ali geleneklerine bağlı bir Antepli toprak ağasıdır. Seyit Ali Melek’in babasıdır. Kızını yıllar önce hayatından silmiştir ve asla onu affetmeyi düşünmemektedir.
Zeynep Özder Birde (Başak) Zeynep Özder Birde 1985 Ankara doğumludur ve şuanda 34 yaşındadır. Bilkent Konservatuvar mezunu olan Zeynep Özder Birde Müzik Öğretmenliğinde doktora derecesinde eğitim almıştır. Cumhur Başkanlığı Orkestrasında çalışmıştır. İlk ciddi oyunculuk deneyimini Dila hanm dizisi ile yaşamış sonrasında İntikam dizisinde yer almıştır. uzun süredir ekranlarda görülmeyen bir isimdir.
Başak hastahanede bir hemşiredir. Karadağ’ların akrabasıdır.
Murat Danacı (Avukat İhsan) Murat Danacı 1976 temmuz doğumludur ve şuanda 43 yaşının içindedir. Aslen Manisalı olan Murat Danacı Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunudur. Son olarak Bizim Hikaye dizisinde yer almıştır. 7 sezon Star TV’nin günlük dizisi Beni Affet’de başrol oynamıştır. 2008 yapımı Aşk Yakar dizisi ilk dizisidir.
İhsan başarılı bir avukattır. Halil’in de yakın arkadaşıdır.
Rami Narin 175 cm boyunda ve 73 kg olan Rami Narin ilk olarak 2014 yapımı Ezra dizisinde rol almıştı. Rami Narin son olarak Ağlama Anne dizisinde rol almıştı.
Yağmur Özbasmacı Mermer (Eczacı Seyran) 1987 Ankara doğumlu olan Yağmur Özbasmacı Mermer şuanda 32 yaşındadır. Ankara Hacettepe Üniversitesinde Tiyatro eğitimi alan Yağmur Özbasmacı Mermer bir Ankara dizisi olan Beni Affet de İnci karakterine hayat vermiş ve çok beğenilmiştir. Ankara bölgesinde bir çok tiyatro oyununda yer alan Yağmur Özbasmacı Mermer son olarak Kanal D’de yayınlanan Bir Umut Yeter dizisinde Dilek Akar karakterine hayat vermiş ama dizisi ne yazık ki tutmamıştır.
Seyran Eczacı güzel bir kızdır. Mithat’ın yaralarını tedavi etmiştir. Seyran ve Mithat aşkı Benim Adım Melek dizisinin dikkat çekici ilişkisi olacaktır.
Dilara Yeşilyaprak (Meryem) Dilara Yeşilyaprak genç bir oyuncudur; oyunculuk eğitimlerini tamamlayan Dilara Yeşilyaprak Erdem Ergüney menajerlik ile çalışmaktadır. Dilara Yeşilyaprak dizisinin ilk dizisi Benim Adım Melek dizisi olacaktır.
Dilara Yeşil Yaprak Benim Adım Melek dizisinde Meryem olarak yer alacak. Meryem Halil’e aşık olacak ve onunla evlenmek isteyecek ama Halil evlenmeye yaklaşmayacak.
Gamze Doğanoğlu (Zehra) Gamze Doğanoğlu 1996 İstanbul doğunlu genç oyuncudur. Haliç Üniversitesinde Tiyatro eğitimi almıştır. Bir çok reklam filminde yer alan Gamze Doğanoğlu son olarak Kalbimin Sultanı dizsiinde Gülfidan olarak yer almıştır. Tadım ve Akbank firmalarının reklam filmlerinde de yer alan güzel oyuncu Gamze Doğanoğlu Benim Adım Melek dizisi ile önemli bir gelişim fırsatı yakalamıştır.
Zehra Başak’ın kızıdır. Üniversiteye hazırlanan bir kızdır. Ömer’e aşıktır.
Yağmur Uzunoğlu (Ünzile) Yağmur Uzunoğlu 1992 Ankara doğumludur ve 27 yaşındadır. Mamak Kültür Merkezinde aldığı tiyatro eğitimi ile oyunculuğa adım atan Yağmur Uzunoğlu Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümünden 2019 da mezun olmuştur. Yağmur Uzunoğlu daha önce bir dizi de yer almasa da bir çok tiyatro oyununda yer almış deneyimli ve güzel bir isimdir.
Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Çocuk Fragman Güvercin Fragman Ferhat İle Şirin Fragman Sevgili Geçmiş Fragman Aşk Ağlatır Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.11.19 22:43 fragmanlife Benim Adim Melek Nerede cekiliyor? Set Nerede? İste cekim Mekanlari

Benim Adım Melek Nerede Çekiliyor? Set Nerede? İşte Çekim Mekanları Benim Adım Melek dizisi çekimlerinin yurt dışı sahneleri için Belgrad’a giden ekip, yoğun bir çalışma sonrası İstanbul’a döndü. Ekip İstanbul çekimlerinden sonra kalıcı olarak Gaziantep’e yerleşecek.
Benim Adım Melek dizisi için Belgrad’da 10 gün kamp kuran üs yapım büyük de bir prodüksiyona imza attı. Toplamda 1000’e yakın figüranın kullandığı 1. bölüm çekimlerinde süren dev bir 90 kişilik bir çekim ekibi geceli gündüzlü çalıştı. Bakalım dizinin ilk bölümünde ki bu sahneler bekleneni verebilecek mi?
Benim Adım Melek Nerede Çekilecek? Benim Adım Melek dizisi kesin olarak Gaziantep’te çekilecek. Son olarak Gülperi ve Nefes Nefese dizisinin çekildiği Gaziantep tarihi dokusu ve farklı kültürü ile Benim Adım Melek izleyicilerine özel bir şölen sunacak. Benim Adım Melek dizisinin setinin İstanbul’da da kurulması çekimlerin iki bölgede de yapılacağı tahmin ediliyor; ancak şuanda çekimleri Gaziantep’te
Belgrad çekimlerinin ardından Benim Adım Melek dizisi seti İstanbul’a kurulacak. İstanbul çekimleri tamamlandığında ise çekimler kalıcı olarak Gaziantep’e alınacak. Gaziantep gidecek dizi ekibi tarihi mekanlarda çekimler yapacak.
Benim Adım Melek Hangi Konakta Çekiliyor? Benim Adım Melek dizisinin Gaziantep çekimlerinde Haleplizade konağı, Gazi Konağı ve Mecidiye Han ile tarihi alanlar kullanılacak.
Benim Adım Melek Tanıtım Fragmanı
Üs Yapım Trt 1 için hazırlamaya devam ettiği Elimi Bırakma dizisi ile birlikte yine Trt 1’ye Benim Adım Melek isimli bir dizi daha hazırlayacak. Oyuncu seçimi ve cast çalışmaları başlayan Benim Adım Melek dizisinin Antep’te çekilmesi planlanıyor. Benim Adım Melek dizisi için bir çok oyuncuya başrol teklifi gittiği ancak dizinin İstanbul dışında çekilecek olması sebebi ile bir çok oyuncudan red cevabının geldiği tahmin ediliyor; ancak şuana kadar anlaşılan isimler de var.
ÜsYapım tarafından eylül ayına yetiştirilmesi planlanan Benim Adım Melek dizisinin yönetmenliğini ise Cem Akyoldaş‘ın yapması planlanıyor.Benim Adım Melek dizisinin kadın başrol oyuncusunun Nehir Erdoğan olacak. Nehir Erdoğan kadın başrol olan Melek karakterine hayat verecek ve hikayede Gaziantep’li güzel bir kadın olan Melek’in hikayesi ekranlara getirilecek.
TRT’nin Benim Adım Melek dizisinin müziklerini ise Aydilge hazırlayacak. Aydilge daha önce başarılı diziler Kiraz Mevsimi ve Kiralık Aşk’ın da müziklerini yapmış iki dizi de müzikleri ile büyük beğeni toplamıştı
Benim Adım Melek ı dizisinin erkek başrolü için ise son olarak Kalbimde ki Deniz dizisi ile çok sevilen başarılı ses sanatçısı ve oyuncu Kutsi ile görüşmeler devam ediyor. Kutsi’nin Benim Adım Melek dizisine olumlu baktığı ve yakında da anlaşmaya imza atacağı söyleniyor. Eğer Kutsi Benim Adım Melek dizisine evet derse dizideki Halil karakteri olarak ekranlarda olacak. konuşuluyor.
Benim Adım Melek Dizisi Konusu Benim Adım Melek dizisinde Antep’te yaşayan Halil ve Melek’in acı dolu hikayesi ekranlara getirilecek.
Benim Adım Melek Oyuncu Kadrosu Nehir Erdoğan (Melek) 1980 İzmir doğumlu olan Nehir Erdoğan şuanda 39 yaşının içindedir. Marmara Üniversitesinde İşletme eğitimi alan Nehir ERDOĞAN yeteneğinin oyunculuk ve tiyatroda olduğunu fark edince sunucu olabilmek için başvurular yaptı. İlk olarak sunucu olarak kamera karşısına geçti ancak oyunculuk yeteneği de Koçum Benim dizisi yapımcısın dikkatini çekti. Koçum Benim dizisinde Pelin karakteri ile oyunculuğa başlayan Nehir Erdoağan kısa sürede ünlü bir oyuncu olmayı başardı. 2014 de Pop Star yarışmasını sunan Nehir Erdoğan Erler Film’in Yabancı Damat dizisinde Nazlı karakteri ile kariyerinde zirveyi gördü. Setlerde tanıştığı görüntü yönetmeni Ahmet Sesigürgil ile 2014′ de evlenen Nehir Erdoğan üç yıllık evliğini 2017 de bitirme kararı aldı. Nehir Erdoğan son olarak İkizler Memo Can dizisinde yine melek karakterine hayat vermişti.
Melek kötü bir evlilik yapmış ve sevdiği adama kavuşamamış güzeller güzeli iyi kalpli bir kadın olarak karşımıza çıkacak diye tahmin ediyorum.
Kutsi (Halil) 1973 de Malatya doğumlu olan Kutsi isimli ses ve televizyon sanatçısının tam adı Ahmet Kutsi Karadoğan’dır. 46 yaşında olan Kutsi bir çok farklı yeteneği ile Türkiye’nin önemli değerlerinden biridir. Şarkıcı, besteci, söz yazarı ve oyuncu olan Kutsi ilk olarak şarkıları ile tanınmıştır. Üniversite sınavında da büyük başarı gösteren Kutsi Mimarlık bölümünde eğitim alırken Erol Köse’nin de yardımı ile ülkenin en çok tanınan şarkıcılarından biri olmuştur. Sinem Bayraktutar ile 11 yıllık mutlu bir evliliği olan Kutsu 2006 yılında Doktorlar dizisi ile oyunculuğa da başlamış ve çok sevilmiştir. Daha sonra ki yıllarda Huzur Sokağı dizisinde de başrol oynamış ancak dizi beklenen reytingleri alamamıştır. 2018 de Kalbimde ki Deniz dizisinde canlandırdığı Mirat karakteri ile dünyaya açılmayı başarmış dizi bir çok ülkede yayınlanmıştır. Ses sanatçılığı kariyeri ile oyunculuk kariyerini aynı anda yürütmektedir.
Uğur Yücel 1957 yılında İstanbul da dünyaya gelen Uğur Yücel şuanda 62 yaşının içindedir. Aslen Van doğumlu olan Uğur Yücel’in hayatı tiyatro sahnelerinde geçmiştir. İstanbul Belediye Konservatuvarında tiyatro eğitimi almış daha sonrasında İstanbul Belediyesi tiyatrosunda çalışmıştır. Uğur Yücel sadece oyuncu değil aynı zamanda seslendirmen olarak da görev yapmaktadır. Uğur Yücel Aramızda Kalsın dizisinde hayat verdiği Bahattin karakteri ile yeni nesilde tanınmış ve son dönemde Nefes Nefese dizisinde Atmaca karakteri ile çok sevilmiştir. Yazar Can Yücel’in babası olan Uğur Yücel İçerde dizisinde hayta verdiği Kudret Sönmez karakteri le dünyaya oyunculuk dersi vermiştir. Daha sonra ise Nefes Nefese dizisinde yer almıştır. Uğur Yücel 2018 de son olarak Yüzleşme dizisinde Fikret karakteri ile ekranlarda yer almış ama dizi tutmamıştır.
Kaan Çakır (Alpay) Kaan Çakır 1977 İStanbul doğumludur ve 42 yaşının içindedir. Yunanistan’ın Gümilcine bölgesinden gelen bir ailenin oğlu olan Kaan Çakır İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı mezunudur. Dormen Tiyatrosunda uzun yıllar çalıştıktan sonra 1999 yapımı Bir İstanbul Masalı dizisinde yer almış ve çok beğenilerek ünlü olmuştur. Böyle Bitmesin ve Leyla İle Mecnun dizileri ile kariyerinin zirvesini yaşayan Kaan Çakır 2016 yılında Bodrum masalı dizisinde Cahit olarak yer almıştır. 2017 de Adı Mutluluk’ta Yer alan Kaan Çakır son olarak Diriliş Ertuğrul dizisinde Ögeday Han olarak ekranlarda yer almış ve performansı ile çok beğenilmiştir.
Kaan Çakır Melek’in eski eşi Alpay karakteri ile Benim Adım Melek dizisinde acımasız ve kötü bir adam olarak ekranlarda yer alacak.
Şerif Sezer (Melek’in Halası) 1943 yılında Bursa’da hayata gözlerini açan Şerif Sezer şuanda 76 yaşındadır. Türkiye’nin en yaşlı ve en usta oyuncularından biri olan Şerif Sezer ömrünün uzun bir kısmını tiyatroya adamış ve uzun yıllar tiyatro ile ilgilenmiştir. Tiyatro hayatından sonra dönemin önemli dizileri olan Dila Hanım, Yer Gök Aşk, Lale Devri ve Asmalı Konak da yer alan Şerif Sezer böylelikle Türkiye’nin tanınan dizi oyuncularından biri olmuştur. Şerif Sezer son dönemde Karagül dizisinde hayat verdiği Kadriye karakteri ile kariyerinin zirvesine çıkmayı başarmıştır; ancak deneyimli oyuncu son olarak yer aldığı 2018 ve 2019 da yer aldığı Gülizar ve Yüzleşme dizilerinde önemli karakterlere hayat vermesine rağmen iki dizisi de tutmamış ve Şerif Sezer’in emekleri boşa gitmiştir.
Rabia Soytürk (Melek’in Kızı) 1.66 m boyunda ve 53 kg ağırlığında olan Rabia Soytürk 11 mart 1996 doğumludur ve 23 yaşının içindedir. Aslen İStanbul’lu olan güzel oyuncu Sadri Alışık Kültür Merkezinde oyunculuk eğitimi almıştır. Üniversitede hemşirelik eğitimi alan Rabia Soytürk ilk oyunculuk deneyimini ise bir internet dizisi olan Şahsiyet de yaşamıştır. 2018 de Gülperi dizisinde Selen karakteri ile Türkiye’nin gündemine gelme başarısı göstermiş ve dizi de çok dikkat çekmiştir.
Ulvi Kahyaoğlu ( Melek’in Oğlu) Ulvi Kahyaoğlu genç bir tiyatro oyuncusudur. Son olarak Ölmez Ağaç Efsanesi ve Diyelim ki Birlikteyiz gibi oyunlarda yer almıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mezunudur. İlk dizi deneyimi Bir Doğu Masalı dizisi olacaktır.
Ulvi Kahyaoğlu Benim Adım Melek dizisinde Melek’in haşere oğlu olarak karşımıza çıkacaktır.
Benim Adım Melek Dizisinden Ayrılan Oyuncular Halil Ergün (Seyit Ali) Halil Ergün denilince akla tabi ki Yaprak Dökümü dizisi gelmektedir. Eylül 29146 Bursa doğumlu olan Halil Ergün 73 yaşının içindedir. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde eğitime başlamıştır; ama darbe sebebi ile devam edememiş ve hapse girmiştir. Sayısız tiyatro oyununda ve yerli sinema filminde yer alan Halil Ergün 2016 da Bana sevmeyi Anlat dizisinde Rahmi olarak yer almıştır.
Seyit Ali Melek’in babasıdır. Oldukça yaşlanmıştır.
Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Çocuk Fragman Güvercin Fragman Ferhat İle Şirin Fragman Sevgili Geçmiş Fragman Aşk Ağlatır Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.11.19 22:42 fragmanlife Ask Aglatir Dizisi Oyunculari Kadrosu ve Karakterleri

Aşk Ağlatır Dizisi Oyuncuları Kadrosu ve Karakterleri Aşk Ağlatır dizisi çekimleri 23 temmuz salı günü başladı. Ekip ilk bölüm çekimleri için çok heyecanlı. Aşk Ağlatır dizisi eylül ayına yetiştirilecek ve sezona ilk başlayan dizilerden biri olacak. Aşk Ağlatır dizisinin yönetmenliğini ise Gökçen Usta üstlenecek.
Aşk Ağlatır dizisi MF Yapım tarafından Show TV için Japon dizisi Love That Makes You Cry’dan Yelda Erdoğan tarafından uyarlanacak. Aşk Ağlatır adlı dizinin senaryosuna senarist Tayfun Güneyer uyarlarken dizisinin eylül 2019 da Show Tv ekranlarında yayında olmasını bekleniyor.
Aşk Ağlatır dizisi çekimlerş Balıkesir’in çok hoş bir köyünde başladı. Diziyi izleyen bir çok izleyici bu butik köyü çok sevecek. Aşk Ağlatır dizisi nerede çekiliyor? Hangi Köyde detaylar için tıklayınız nerede Çekiliyor?
Aşk Ağlatır dizisinin uyarlandığı Love That Makes You Cry dizisi 2016 da 10 bölüm yayınlanan ama 10 bölümü ile Japonya’da çok konuşulmuş ve sevilmiş bir dizi.
Aşk Ağlatır Dizisi Konusu
Aşk Ağlatır dizisinde köyde dedesinin yanında yaşarken İstanbul’a daha iyi bir yaşam mücadelesi için gelen bir genç ve bu gencin İstanbul’da tanıştığı aynı kaderi paylaşan iki arkadaşı ile İstanbul’da bambaşka hayatlara ve aşklara yelken açması anlatılacak.
Erkek başrol oyuncusu kendinden büyük ve eşinden boşanmak üzere olan bir kadınla evliymiş gibi yaşayacak; kadın oldukça zengin ama mutluluğu eşinde bulamamış; ama eşinden de vazgeçemez ve gece de eşinin yanına döner.
Diğer kadın başrol oyuncusu ise annesi babası ölmüş koruyucu aile tarafından büyütülmüş ve şuanda yaşlı ama zengin bir adam ile evlendirilmek istenen bir kız olacak.
Aşk Ağlatır Dizisi Oyuncuları Deniz Can Aktaş (Yusuf) Deniz Can Aktaş 28 Temmuz 1993 de İzmir’de dünyaya gelen ve piskopat rolleri ile tanınan yakışıklı oyuncudur. 26 yaşında olan Deniz Can Aktaş aslen Kastamonu’nun güzel ilçesi İneboluludur. Piri Reis Üniversitesi Gemi Makineleri ve İşletme Mühendisliği eğitimi alsa da daha sonra konservatuvar ve oyunculuk da okumuştur. 1.83 cm boyu ile oldukça fit görüntüsü olan Deniz Can Aktaş ilk olarak Tatlı Küçük Yalancılar dizisinde rol alsa da Hayat Bazen Tatlıdır dizisinde hayat verdiği Ronaldo Burak karakteri ile ünlenmeye başlamıştır.
Daha sonra Nerdesin Birader dizisinde yer alan Deniz Can Aktaş 2019 da ise Avlu dizisinde Kudret Karakterinin oğlu Alp olarak yer almış ve Türkiye’de tanına oyunculardan biri haline gelmiştir.
Yusuf 20’li yaşlarda yakışıklı ve zeki bir gençtir. Uşak Ulubeyli olan Yusuf parasını kas gücü gerektiren işler yaparak kazanmış güçlü bir genç. Anne ve babasını bir trafik kazasında kaybeden Yusuf kırılgan ve zarif bir adam olmuş. İnsanlar onu üzdüğü için doğayı ve hayvanları daha çok seviyor. Yusuf için verilen sözde durmak hayatta ki en önemli şeydir; Dedesi Hikmet’ten böyle öğrenmiştir. Aslında yaşama sevincini kaybeden Yusuf Ada’ya aşık olur ve tekrar yaşama sevincini kazanır. Ada onu içine düştüğü karanlıktan çıkarır.
Ada’nın dayısı Bekir tarafından istemediği bir adam ile zorla evlendirilmesine karşı çıkan Yusuf Ada’yı ikna ederek İstanbul’a kaçırmıştır. İstanbul ie Ada ile aralarında sürekli duvarlar örmüştür. Yusuf İstanbul’un çilesine rağmen ümidini kaybetmemiş ve zor günler geçirse de bir gün her şeyi değiştirebileceğini inanan umut dolu bir adamdır.
Hafsanur Sancaktutan (Ada) – Meryem Hafsanur Sancaktutan daha 19 yaşında çok genç bir sinema oyuncusudur. 20 Mart 2000 de dünyaya gelen Hafsanur Sancaktutan balık burcudur ve İstanbul doğumludur. Hafsanur Sancaktutan ilk oyunculuk deneyimini Servet dizisi ile yaşamış ve güzelliği ile çok beğenilmiştir. Hafsanur Sancaktutan son olarak ise Gülperi dizisinde Fidan karakteri ile yer almış ve dizi de artık başrollerde yer alabileceğini ispat etmiştir.
Ada 19 yaşında güzeller güzeli, hayat dolu bir kız. Daha 6 yaşındayken annesini kaybetmiş; zaten babasını hiç tanımamış bile. Dayısı İsmail ve yengesi Üftade büyütmüş Ada’yı. Dayısı yaptığı yarım yamalak iyilikleri her gün yüzünü vurmuş; ama Ada hem tutucu kasabaya hemde dayısı ve yengesine rağmen hayallerinden ve tutkularından vazgeçmemiş. Çalışkan, merhametli, kin tutmayan bir yapısı olan Ada, Yusuf’u içine düştüğü karanlıktan kurtarabilecek kadar da çevresini dönüştürme gücüne sahip bir kız.
Ada taşrada Meryem olarak yaşamış ancak dayısının zorla vermek istediği Mustafa isimli yaşlı bir adamdan kaçarak İstanbul’a gelmiştir. Ada’nın köyde tanıştığı İstanbul’lu Yusuf onu köyden kaçırmış ama İstanbul’da bir birlerini bulmaları biraz zor olmuştur. Ada İstanbul’un tüm zorlukları ile tek başına savaşsa da yaşama sevincini ve inancını kaybetmemiş güzeller güzeli ve akıllı bir kızdır. Vicdanı ile aşkı arasında kalan Ada her şeye rağmen aşkı Yusuf’un peşini bırakmayacak aşkına sahip çıkacaktır. Ada kaderine karşı çıkacak ve aşkının peşinden gidecektir.
Yağızcan Konyalı (Rüzgâr) Yağız Can Konyalı 20 Eylül 1991 Konya doğumludur ve 28 yaşındadır. Mimar Sinan Üniversitesinde Tiyatro eğitimi alan Yağız Can Konyalı 2006 yılında İlk Aşk filminde ilk oyunculuk deneyimini yaşamıştır. Takım: Mahalle Aşkına filmi ile Altın Portakalda jüri özel ödülü alan Yağız Can Konyalı Televizyonda ilk dizi deneyimini ise Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisi ile yaşamıştır. Yağız Can Konyalı’nın izleyiciler tarafından tanınması Adı Mutluluk dizisinde hayat verdiği Zeki karakteri ile olmuştur. Yağız Can Konyalı’nın ünlü olduğu ve binlerce hayrana ulaştığı dizi ise Bizim Hikaye dizisinde Rahmet karakteri ile olmuştur.
20’li yaşlarından başında olan Rüzgar yakışıklı, havalı ve zengin bir çocuk. Rüzgar’ın babası Ada’nın çalıştığı bakım evinin sahibi. Dışarıdan bakan Rüzgar için sorumsuz zengin bebesi diyebilir ama özünde iyi niyetli ve yardım sever biri. İstanbul’a okumak için gelmiş ama baba parası yemek zevkli gelmiş. Her şeye rağmen Rüzgar özünü kaybetmemiş ve adaletli olmayı önemseyen biri. Rüzgar’ın en büyük zaafı ise babası.
Deniz Altan (Çiçek Ekmeksiz) Deniz Altan 1994 İstanbul doğumludur ve 25 yaşındadır. Öyle Bir Geçer Zaman ki ile Hayat Şarkısı dizilerinde yer alan Deniz Altan 2018 de Görevimiz Tatil isimli sinema filminde rol almıştır. Sadri Alışık Akademisinde oyunculuk eğitimlerini tamamlamıştır. Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Çocuk Fragman Güvercin Fragman Ferhat İle Şirin Fragman Sevgili Geçmiş Fragman Aşk Ağlatır Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.11.07 02:29 guvncnyldz Peki ya siz hala hayatta mısınız?

Eğer su buharı aniden soğuk hava ile temas ederse yoğunlaşma olayı meydana gelir. Yüksek irtifada uçan meteoroloji uçaklarının, arkalarında bıraktıkları çizgi şeklindeki şeritlerin sebebi de budur.
O öğlen, Dünya'nın dört bir yanından yükselen ve farklı yerlere doğru uzanan dokuz adet yoğunlaşma izi görüldü gökyüzünde. Ancak hiçbiri bir meteoroloji uçağına ait değildi. İzler oluşmaya devam ederken tüm şehirlerde sirenler çalmaya başladı. Uyarılar, bağırışlar, çığlıklar ve ağlamalar duyuldu. Gökyüzünü yarıp geçen çizgiler bir bir yeryüzüne kavuştuktan sonra her şey bir anda gerçekleşti ve bitti. Bu birkaç dakika süren olayın ardından hiçbir çocuk bir daha gülmedi. Hiç kötülük yapılmadı ve hiç kimse üzülmedi. Hiç çiçek açmadı, hiç kuş uçmadı. Güneş, Dünya'yı bir daha masumca ısıtmadı. İnsanlık, asla yıkılmaz dediği tüm o ihtişamlı yapılarına, o kasa kasa paralarına, o musmutlu ailelerine bir daha sahip olamadı. O öğlen her şey sonsuza kadar değişti.
İnsanlık demişken, o gün insanlık ne yaşadı?
Ben komşuluk ilişkilerinin son çırpınışlarına tanıklık edebileceğiniz dört katlı bir apartmanda yaşıyordum. Kimsenin bir başkasıyla ilgilenmediği ama karşılaştığında da minik bir gülümsemeyi eksik etmediği bir yer. Zaman zaman bir evde pişen yemeği başka evlerin de tattığı, ancak kimsenin doymadığı. Tabii bunlar benim için çok önemli değildi. Zaten çok da sevilmezdim. Ara ara duvarların arkasından benim hakkımda konuştuklarını duyardım. Bir fırsatları olsa, bir dakika daha barındırmayacaklardı beni burada. Çok da umurumda değildi zaten. Onlar benden nefret ediyordu da, ben onlara çok mu bayılıyordum?
En üst katta iki adet öğrenci yaşıyordu. Herhalde en iyi anlaştığım kişiler onlardı. Çünkü diğer apartman sakinleri bu gençleri de pek sevmezdi. Birbirlerinin yüzlerine gülümseseler de aralarında hep bi' soğukluk ve nefret havası eserdi. Gençler sabahlara kadar müzik dinler, gülüşür, eğlenir, sonra akşama kadar uyurlardı. Kendilerince mutlu oldukları bu yaşam döngülerinde her şey gayet iyi gidiyordu. Tabii kimse, bu gençlerin uykularının en derin anında, tüm ülkenin siren sesleriyle yankılandığı sıralarda, hala uyumaya devam edeceklerini ve uykularını bu şekilde sonsuzluğa kavuşturacaklarını tahmin edemezdi. Daire dördün kapısı o öğlenden sonra bir daha hiç açılmadı.
Üçüncü katta üç kişilik bir aile vardı. Bildiğiniz gibi işte; anne, baba ve çocuk. Çocuk henüz beş, bilemedin altı yaşlarındaydı. Sık sık ağlar, ağlamadığı sıralarda da tabletinde oyunlarını oynardı. Ailenin hali vakti fena değildi. Baba gayet iyi kazanır, tüm aileyi kendi yağında kavrulabilecek seviyeye getirirdi. Anne de evde tüm gün çocukla ve ev işleriyle ilgilenirdi. Bir de her gün sabahlara kadar süren kavgaları vardı. Annenin sürekli çığlıkları, babanın küfürleri, çocuğun feryatları tüm dairelerde uzun uzun yankılanır, bir süre sonrada binaya sessizlik çökerdi. Tüm apartman bu kavgaya şahitlik etse de aralarında sessiz bir anlaşma var gibi kimse bundan bahsetmezdi. Belki üniversiteli gençlere gürültü yapma hakkını da bu aile vermişti, kim bilir? Sirenler çaldığında ve sığınaklara gidin uyarısı yapıldığında baba en önde, kucağında çocuk olan annenin elini tutmuş, elinde bir kaç parça kıyafet, hızla fırlamıştı kapıdan. Aile olmak böyle bir şeydi herhalde. En kötü anda kimsenin birbirini bırakmamasıydı. Sığınaklara gitmek için hep birlikte merdivenlerden koştur koştur inerken, ikinci katta oturan, apartmanın epey yaşlı amcasına da çarpmış ve onu bir daha kalkamayacağı şekilde düşürüp, geçip gitmişlerdi. İnsan olmak da böyle bir şeydi işte.
Apartmanın amcasının tarihi, apartmandan ve hatta mahalleden, belki bu ilçeden bile daha geçmiş yıllara dayanıyordu. Her türlü hastalığa sahipti. Yürümekte, konuşmakta, oturmakta, yemek yemekte zorluk çekerdi. Hiçbir şeyi tek başına yapamamasından olsa gerek, evine hiç uğramayan çocukları bir fikir birliğine varmış ve babalarına bakması için bir kadın tutmaya karar vermişlerdi. Otuzlu yaşlarında, pek kendine bakmayan ama güzel bir kadındı bu. Hakkını yemeyelim, işini de iyi yapardı. Yemek pişirir, evi temizler, adamın her ihtiyacına koştururdu. Yine de yaşam korkusu işte. Sirenlerin çalmasıyla evden ilk dışarı fırlayan bu kadın olmuştu. Belki yaşamak için değil de, kendi çocuklarını son bir kez görebilmek için çıkmıştı evden bu kadar hızlı. Arkasında bıraktığı yaşlı adam, titreyen vücudu, korkuyla dolmuş gözleriyle ağır ağır çıkmıştı dairesinden dışarı. Duvarlara tutunarak ilerliyor, yaşına rağmen kendi kaçış mücadelesini veriyordu. Bir yandan neler olduğunu anlamaya, bir yandan da her ne oluyorsa ondan uzaklaşmaya çalışıyordu. Henüz merdivenlere vardığı sırada, bir üst kattan aşağıya inmekte olan üç kişilik aile yaşlı adama çarpmış ve onu yere devirmişti. Apartmanın amcası, mermer zeminde ayağa kalkmaya çalışan, çırpınan, güçsüz bedeniyle başbaşa kalmıştı.
Her apartmanda o apartmanla ilgilenen biri olurdu. Bu apartmanın ilgilisi de birinci katta yaşayan kırklarının sonunda dul bir kadındı. Girenleri çıkanları bilir, bir daire kiralıksa eğer anahtar ona verilirdi. Apartmanla olduğu gibi -bahçesi sağolsun- etraftaki tüm kedilerle de o ilgilenirdi. Belki de hiç doğmamış çocukları gibi görürdü onları. Bir süredir çalan sirenlerden rahatsız olan kediler sağa sola koşuştururken, kadın da kedilerini sakinleştirmeye çalışıyordu.Tıpkı bir annenin yapacağı gibi. Yakalamayı başardığı bir kediyi kucağına almış, ona son kez sevgisini gösterebilme fırsatını değerlendiriyordu. İlk olarak bakıcı kadın çıktı apartmandan. Hemen arkasından da üç kişilik aile fırladı. Başka da giren çıkan olmadı. Dul kadın öylece oturmaya devam etti kedileriyle birlikte. Ölümden korkusu yoktu. Hayatının son anlarını çocuklarıyla geçirmeye çalışan bir anneydi o. Sirenler ve sığınaklara gidin uyarıları da susmuştu artık. Sığınaklar neredeydi ki zaten? Belki de sadece ülkenin kodomanları için yapılmış bir yerdi. Belki onlar, sirenlerden çok daha önce götürülmüştü sığınaklara. Geri kalanlara fırsat bile verilmemişti. Belki sadece ölümün habercisi olsun diyeydi bu sirenler.
İlk defa bu kadar sessizdi apartman. Kediler sağa sola kaçışmıştı. Artık miyavlamaları duyulmuyordu. Merdiven aralığında çırpınan, kısık sesle iniltiler çıkartan yaşlı adam da yorgun düşmüş, çaresizce bekliyordu. Üniversiteli gençler hala rüyalarında güzel vakitler geçiriyorlardı. Apartmanın dışına çıkmayı başaranlar can havliyle koşmaya devam ediyordu. O anda Dünya son kez aydınlandı. Şehirleri yutacak kadar büyük dokuz adet mantar bulutu, Dünya'nın dokuz ayrı yerinden gökyüzüne yükseldi. Onu görebilen herkes, o anın ihtişamına varamadan kül olmuştu bile. Ardından kaçmaya çalışanlar, sonrasında saklananlar ve son olarak kaçmayı başardığını düşünenler. Bazıları acılar içinde yanarak, bazıları bir anda buharlaşarak terk etti yaşamı. Patlama esnasında hayatta kalabilenler; radyasyonla, hastalıklarla ya da açlıkla mücadele edemeyip yavaş yavaş ölüp gittiler. Sonsuza kadar yaşayacağını düşünen insanlık, bir kaç hafta içinde böylece son nefesini verdi işte.
Bana gelince. Ben hala hayattayım. Hatta ben ve ailemin milyonlarca üyesi çok daha mutluyuz şu an. O öğleden beri duvar aralarında, lağımlarda değil yeryüzünde yaşıyoruz. İlaçlar, tiksinti dolu bakışlar ve fırlatılan çeşit çeşit eşyalar, üstümüze basmaya çalışanlar yok. Artık o iğrenç haşereler değiliz, çünkü bizi öyle adlandırabilecek kimse kalmadı. Kendilerine bu devasa düzeni kurup, ardından kendi çıkarları için, kendileri dahil her şeyi yok eden insanlar, bizi yok etmeyi başaramadılar. Güneş'in bir daha doğacağı güne kadar, doğa her şeyi tekrar kontrolü altına alana kadar biz, bu gezegende yaşayan son canlılarız.
Peki ya siz?
Siz hala hayatta mısınız?
submitted by guvncnyldz to u/guvncnyldz [link] [comments]


2019.11.03 15:44 masalokucomtr Komik Fıkralar

Komik Fıkralar
https://preview.redd.it/8x8yd3e5hhw31.jpg?width=1024&format=pjpg&auto=webp&s=f43976d31fce72b06f0868351caf177dd1f70343

Aranızda Müslüman olan var mı?

Günlerden bir gün adamın birisi camiye elinde kocaman bir bıçakla camiye dalar ve cemaata sorar: – Müslüman olan birisi var mı? Cemaat korkudan sesine çıkaramaz, sessizlikten sonra yaşlı bir amca ayağa kalkar: – ben Müslümanım der. Bıçaklı adam ve yaşlı amca camiden çıkar, dışarıdaki inek sürüsünü gösterip: – Amca şunları kurban edeceğim fakat ben beceremedim yardım edebilir misin der. Yaşlı amca baya bir kurbanlık kestikten sonra ben yoruldum başka birisini bul der. Adam bu sefer kanlı bıçaklı camiye girer ve sorar: – Aranızda başka Müslüman var mı? Bıçakların kanlı olduğunu gören cemaat yaşlı amcayı kestiğini düşünür ve daha çok korkarak bir anda caminin imamına bakar, imam: – Ne bakıyorsunuz ula birkaç rekat namaz kırdırdık diye hemen Müslüman mı olduk?

Bir Daha Tartıl

Temel, temin ettiği küçük baskülle gelip – geçeni tartıp geçimini sağlıyordu. Müşterilerinden biri; Ula tart beni pakayım, kaç kilo gelıyrum, diyerek basküle çıkar, Otomatik baskülün göstergesinde kaç kilo geldiğini öğrenir ve çıkarıp Temel’e 100 bin lira verir. Tarı ücreti 50 bin liradır. Temel, ötesini -berisini araştırır, ceplerinin içini dışına çevirir. Paranın üstünü bulup veremez. Müşterisine ne önerir beğenirsiniz: – Hemşerum, bozuk param yok, bir daha tartıl da fit olalım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Siz Direğinizi Alın

İlkokul müdürü Temel , okulunun daha bir fark edilmesi için hazırlattığı yön levhasını anayol üzerindeki elektrik direğine astırınca TEK yönetiminden resmi bir yazı alır. Yazıda elektrik direğine levha asmanın izne ve kiraya tabi olduğu belirtiliyor ve levhanın ya indirilmesi ya da belli bir ücretin ödenmesi isteniyordu. Yazıyı okuyan müdür Temel, kısa ve özlü yanıtını mektupla verir. – Biz levhamuzdan memnunuz. Siz direğunuzi oradan alın!

Seni Öyle Yaşatırım ki…

Devlet dairesinde memur olarak çalışan Temel bir gün kurum değiştirmek için müdürün karşısına çıkar, meramını anlatır: – Hapishanede gardiyan olmak isteyrım Temel, müdürünün de yardımlarıyla ceza evindeki işine başlamak üzere eski işyerina müdürü ile vedalaşmaya gelir. Müdürü Temel’e takılır: – oğlum işine bu kadar yardımcı olduk. Şimdi gidiyorsun, ne bir kuru teşekkür ediyorsun, ne de Allah razı olsun diyorsun. Bu ne biçim iştir? Temel saf saf yanıt verir: – Ey gidi müdürüm, senin bende emeğin çoktur. Teşekkür da bişey mi, sen bi içeri düş, bak ben seni nası kuru üzümle beslerim.

Tüm Bebek

Çocuğu olmayan biri Dr. Temel‘e başvurur. Temel, hastasını bir güzel muayene ettikten ve tahlil raporlarını gördükten sonra, müşterisinin dünyasını hepten karartmamak için önerisini söyler: -Bak hemşerum, mümkün değil senin uşağın olmaz. Ha böyle çok samimi arkadaşun yok midur? yanıt verir bey var, ama onun da uşağı olmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hangisi olsun?

Temel iş hanında çay ocağını işletmektedir. Üst katlardaki iş yerlerinden biri seslendi – Temel efendi, dört çay yap!… Biri açık olsun… Çaycı Temel yanıt verir: -Abi hangisi açık olsun?

Hangisi?

Temel diş doktoru olmuştur. Günlerden bir gün arkadaşı Cemal, endişe içinde Temelin muayenehanesine gider. – Ula öliyrım, dişim çok kötü ağriyi… Temel, hangi dişinin ağrıdığını sorar ve Cemal, sağ alt çene dişlerini gösterip; – Habu sıradaki dişlerin biri ağrıyi… der ve kesin olarak hangi dişin ağrıdığını gösteremez. Dişçi Temel, “Dur sana yardımcı olayım” deyip eline kerpeteni alır ve gösterilen sıradaki dört dişi çekip Cemal’in önüne koyar: – Ha bak bakayım, habunlardan hangisi ağrıyi da de baa!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Abulama acıyrım

Temel’in eniştesi uzun zamandır prostat hastasıydı. Şikayetleri artınca, Temel eniştesini tanıdık bir doktora götürür. Doktor önce şikayeti dinler, ardından da sıkı bir muayene yapar ve teşhisini koyup ilaçlarını yazar. Çıkarken de hastasına: – Unutma, rahatlaman için sık sık boşaltman lazım, diye tavsiyede bulunur. Temel, eniştesi ile birlikte dalgın dalgın sokakta yürürken arkadaşı Cemal’e rastlar. Cemal sorar: – Ula nedir habu haln… Bişe mi oldi? Daha ne olacak, habu eniştemun prostatı azdı. – O da bişey mi, herkeste var, deyince Temel’in yanıt şöyle olur: – Ulu ben enişteme yanmayrım, abulamın çekeceği eziyete üziliyrım.

Ne deyi, bak bakalum…

Temel, turistik bir otelde resepsiyon memurudur. Görevde iken dahili telefon çalar, belli ki odalarda kalan turistlerden biri bir şeyler istemektedir. Telefonu açan Temel: Okey sör, yes sör… Vıy mösyö… derken yanıtının doğruluğunu da başını ‘evet’ anlamında sallıyordu. Uzun süren konuşma sonunda telefonu kapatan Temel yanındaki yabancı dil bilen arkadaşından rica etti: – Yahu, ya bak bakalum, 420’deki turist ne isteyi..
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Eczacılar düşünsün

Temel ile Fadime ocak başında sabahleyin sohbet ederken kapı zili acı acı çaldı. Fadime kapıyı açmaya giderken Temel arkasından seslendi: – Gelenler kimdur? Fadime de bunun üzerine gelenleri tek, tek sayar: – Uyy Teyzom gelmiştur, halam yaninda. Dayım, emicem, balduzim, uşakları, hepicuğu gelmişler, deyince Temel kendi kendine söylendi: – Eczaci düşunsin, anlaşılan bi kaç hafta doğum kontrol hapi kullanamiyacağum.

Ne olacak boşboğaz

emel’i durduran trafik polisi – On dakika önce kırmızı ışıkta geçtiniz beyefendi, deyince Temel sorar: Kim deyi benum kırmızı işukta geçtuğumi? Trafik polisi nazikçe: Beş kilometre ötede başkomiserimiz var, o telsizle bize bildirdi. Direksiyondaki Temel ne desin begenirsiniz? – Ula amma da boşboğaz başkomiserunız varmiş ha… Ağzinda pakla islanmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Anana veririm

Temel epey yaşlanmışti. Arkadaşı Cemal ise ona bu ne- denle sataşıyordu Ula Temel, ölürken haber ver da öbür dünyadaki bobama anama seninlan mektup yollayayım. Temel kurnazca gülümser: – Olur, olur da bobağin bulamazsam anağan verırım, der.

Geçen yil elmaydı

Trabzon’a bağlı ilçelerden birinin adliyesinde iki hakim tartışıyorlardı. Karakolun arkasındaki büyük ağaç kiraz mıdır, yoksa armut mudur? Bir karar veremeyince hakimlerden biri; Biz niye böyle tartışıyoruz. Çay ocağı işleticisi Temel’i çağırıp ona soralım. Sorarlar: Temel efendi, karakolun arkasındaki şu görünen ağaç ne ağacıdır? Temel, az önce çay servisi yaparken kulak ucuyla tanık olduğu tartışmada taraf olmamak ve hakimleri birbirine düşürmemek için en politik yanıtını verir: -Valla hakim beylerim, hau görünen ağaç geçen yıl elma ağacıydı.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Şanssızluk!

Temel ihtiyarlamış, diz ağrılarına çare bulunur ümidi ile doktora gitmişti. İyi bir muayeneden sonra doktor: Amca, siz yaşlısınız, dizlerinizde damar sertliği var. Ama bunun tedavisi yoktur. Şayet perhiz yaparsanız biraz olsun rahatlarsınız, der. Temel, bir an düşünür ve sonra sorar: – Toktor bey, ya bak benum habu şansıma. Damar sertluğu bacağuma vuracağuna hau önemli yerime vuramaz mi idu?

Habu yaştan sonra mı?

Habu yastan sonra mı? Temel ile Fadime hayli zamandır birbirlerine aşıktılar. Fadime evlenmek istiyor, ama Temel bu konuda ihmalkar davranıyordu. Ama yine de yıllar böyle geçmişti. Bir gün Fadime evlenme konusunu Temel’e açtı: – Temelcuğum, artuk evlensak, sen ne dersin? Temel bu, kolay kolay tuzağa vurur mu, başını ‘hayır’ anlamına gelir şekilde salladıktan sonra şöyle yanıt verdi: – Doğri deysın Fadimecuğum ama, habu yaştan sonra bizi kim alır he?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Biri geliyor, biri çekiliyor

Temel, oğlu Cemal’in küçük yaşta sayı saymasını geliştirmek için onu görevlendirmişti. – Oğlum, say bakalum, bir saat içinde deniz kıyısına kaç dalga gelecek. Baba Temel, bir saat sonra sonucu öğrenmek için Cemal’in yanına gidip sorar: – Uşağım saydun mi? Küçük Cemal oldukça sinirliydi: – Yahu boba, nesıni sayayim. Kıyiya bi dalga gelıyi, tam saymaya başlayrım, ikincısi gelırken, birincisi geri gideyi.

2 Hop, 1 Buyur

Temel çok acıkmıştı. Lokantaya gider, masaya oturur ama garson bir türlü yanına gelmez. Sonunda Temel seslenir: – Hey garson! . Hop! Garson yine gelmez. Garson efendi! – Hoop! Yine gelen yoktur. Son bir kez daha seslenir: – Oğlum garson! – Buyur. Fakat Garson yine gelmez. Temel, durumu şikayet etmek için kasaya bakan patronun yanına gider. Patron: Ne yediniz amca? – 2 Hop… 1 Buyur!
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Var mısın bahse?

Köy kahvehanesinde akşamcılar toplanmışlar, kimi kağıt oynuyor, kimi de pinekliyordu. Kağıt oynayanlardan Cemal saatine bakarak; – Vay anasını saat 12 ye geliy… Habu saattan sonra kari bizi eve almaz, dedi. Kahvehanenin diğer köşesinde oturmuş olan Temel, selesinde sattığı elmaları Cemala göstererek, Cemal kardaşım, al haburadan bir okka elma, o zaman yengem seni eve alır, diye öneride bulundu. Cemal gülerek; Bilsam ki kari beni eve alacak, haçan bi okka değil, on okka elma bilem alırım. Temel’in soruna bakışı daha başkadır: Var misın bahse? Sen iki okka elmayi al baa ver, gideyim sizin eve, bak bakayım yengem beni eve aly mi, almay mi?

Ara, ara ama…

Temel, alış – veriş için Rus pazarına gider. Gürcü bayan satmak için getirdiği tüm eşyalarını bir valizin içine doldurup teşhir ediyordu. Temel, valizin içinde işine yarayan bir şey var sa almak için habire karıştırıyor ama aradığını bulamıyordu. O sırada Gürci kadın da kendi diliyle sık sık yok’ anlamına gelen, Ara… Ara!… diyordu. Kadın ‘ara… ara…’ sözlerini arayıp bulma anlamında yorumlayan Temel sonunda dayanamayıp patladı: Ara… ara… deysın, ama bişe yok, ne arayayim de baa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpek + balık…

Temel’in İstanbul’dan gelen konukları muhteşem villasını gezerken bayanlardan biri sordu: – Kız Fadime, siz çıldırdınız mı? Fadime konuğunun şaşkınlığını anlamıştı. Açıkladı: – Kız ne yapalum… Habu kocam Temel var ya, tuttur ki köpek besleyelim deyin… Ben da paluk besleyelim dedum. Soninda üç aşağı beş yukarı köpekbaluğunda karar kılduk.

Toptan bi defada

Temel ilkokul müdürüdür . Okulların açık olduğu bir dönemde kendisinin görüşü alınmadan tüm öğretmenlerinin nakilleri yapılmış, okulda yapayalnız kalmıştı. Kafası bozulan Temel sonunda telefonla Milli Eğitim İl Müdürlüğü’nü arayıp sordu: Müdür beyim, haçan haburda yapayalnuz kaldım. Uşaklar okuma bekleyi, siz da bi dünya yazi yazup cevap isteysunuz, diye sitem etti. Karşı telefondaki müdürün sesi rahatlatıcıdır: – Vaziyeti idare et evladım Temel’in yanıtı ise şöyledir: – Olur müdür beyum, haçan bütun yazılara yıl sonunda toptan bi defada cevap veririm.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ölisi bile…

Temel’in eşi Fadime ve arkadaşları akşamdan toplanıp mısır koçanı ayıklıyorlardı. Herkes kendi kocasını överken Fadime de kocasını övdü: – Temel tıpkı paluk gibin yüzer, dedi. Tam o sırada koşarak gelen bir çocuk Temel’in takasının firtunada alabora olduğunu söyler. Fırtına bir yana, zifiri karanlık nedeniyle herhangi bir kurtarma çalışması yapılamaz. Aradan üç gün geçtikten sonra Temel’in cesedi karaya vurur. Arkadaşları Fadime ye hatırlatırlar: – Hani, Temel’un paluk gibin yüzerdi? Fadime sinirli sinirli yanit verir: Gözünuz kör midur, görmey misunuz? Kocamın ölisi bile yüzerek kıyıya geldi. Siz isa baa hala inanmaysunuz.

Sen bilmeysun!

Doğu Karadeniz deki yayla şenliklerine katılan Ankaralı bir yurttaş, oluşturulan geniş horon halkasının yarattığı neşeli ortamda kendini tutamaz, Temel’i koluna ilişip horona girer. Ankaralı horon oynamayı bilmediği için daha ilk hareketinde uyumu bozduğunu gören Temel sabredemez ve kolundaki konuğunu uyarır: – Ula hemşerum, sen bu horoni bozaysın, çık dışarı…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yalansa o zaman…

Temel çevresini saran gençlere cesaret aşılıyordu Siz istersenuz her işte başarili olursunuz. – Mesela, pen Ay’a çiktuğum zaman… Gençlerden biri kendini tutamayıp kıs kıs gülünce, -Ama haşimdik ayıp edeysunuz . İnanmaysanuz , çikun Ay’a bakun. Eğer kırkbeş numara ayakkabim izi yoksa, gelın habu yüzüme tükürun.

Bunu mu getiririm?

Temel , yaşlı ve çirkin karısı Fadime ile bir iş için İstanbul’a gider. Konaklama amacı ile bir otele girer ve oda ister. Resepsiyon memuru Temel’den evlenme cüzdanı isteyince, sinirlenen Temel; Ula baa baksana. Ben habu otele kari getırsam habuni mi getırırım? diye Fadimeyi gösterir.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yıln yemeği

Fadime’nin pişirdiği kuru fasulye ‘Dünya Yılın Yemeği Yarışmasında birinci seçilmişti. Jüri yemeği nasıl pişirdiğini sorduğundan Fadime tarif ediyordu: – ondan sonra biraz da limon kolonyasi katacaksun. Jüriden bir üye hayretle nedenini sorunca, Fadime’nin yanıtı şöyle olur: – Kocam Temel, günde üç oyin kurifasülye yer. Haçan kolonya katmazsan yanında nasil yatarum, deyin baa?…

Arabanız mı var?

Turistik otele gelen müşteri kapıda görev yapan Temel’e sordu Garajınız açık mı? Hazır cevap Temel’in yanıtı şöyledir: Uyyy… Yoksa sizun arabanuz mi var?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpeğe ihtiyaç yok

Evi ormanın hemen kenarında bulunan Fadime’ye İstanbul’dan gelen konuğu Nazime tavsiyede bulunuyordu: Fadimecuğum, benden saa akıl olmasun ama, bir köpeğunuz olsa iyi olur. Haburada yabani hayvanlardan korkmay misunuz? Hiç olmazsa bi tüfek bulundurun evde. Fadime oldukça rahat bir havada yanıt verdi arkadaşına: – Ey gidi Nazime, korktuğun gibi değil. Bizum Temel oyle bi horlay ki, ormandaki heyvanlarun hepisi kaçacak deluk arayi…

Vururim oni…

Temel, garsonluk için açılan sınava girmişti. Sınav komisyonu üyeleri Temel’in sinirlilik durumunu ölçmek için sorarlar: – Bak, Temel sen garson olacaksın. Masadakiler fazla içip sana ters davranırlarsa ne yaparsın? Temel hiç düşünmeden ve en emin şekilde yanıt verir: – Ne yapacağum, usuli dairesinde aşağı alırım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zelzele ye karyolalar

Sarp sınır kapısının açıldığı dönemde Doğu Karadeniz’de turistik oteller Nataşalarla dolup taşıyordu. Bir sabah Temel ile arkadaşı Cemal turistik bir otelin önünden geçerken kapı önüne atılmış hasarlı karyolaları görürler: – Cemal Uyyy… Habu karyolalara ne oldi haboyle? diye sordu Temel dudak alundan kis kis güldükten sonra: -Ya bak habu kafaya… Dün gece zelzele oldi, senun haberun yok mi? Bú yanıt karşısında Cemal daha da şaşır. Ama bizum ev hiç sarsılmadi. İşte tam sırasıdır. Temel bu kez taşı gediğine koyar: – Ula kafasuz Cemal, zelzele otelde oldi, otelde…

Niye Dursunali?

Temel’i babası azarlıyordu Ula sen aptal misun? Beş uşağın adi da aynı olur mi? Başka ad mi yokti? Temel kendini savunur: – Ama boba, sen her zaman Dursun emicam ila Ali dayimun yarum akilli olduğını söylemez miydun? Uşaklarım tam akilli olmasi içun meçburen hepsine Dursunali adını verdum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yeni Bitiyor

Rize deki ilkokulların birinde öğretmen resim dersinde çay bitkisinin resmini yapmalarını öğrencilerinden istemişti Dersin sonlarına doğru tüm sıraları gezip öğrencilerinin resimlerini gören öğretmen küçük Temel’in yanına gelince hayretini gizleyemeyip sorar: – Oğlum Temel, hani senin resmin? öğretmenum aha, görmey misın? Temer, (A4) kağıdı ebatındaki resim kağıdının ortasına sadece bir nokta koymuş, onu gösteriyordu. -Oğlum bunun neresi çay?, – Öğretmenim görmey misın, o daha ufacuk, büyüycek.

Sus!.. Sus!..

Temel, Devlet Hastanesinde check up yaptırmıştı. Dışarıda sonucu merakla bekleyen arkadaşı Cemal, Temel’e sordu: – Ne oldi?, ne oldi? Temel sus işareti yaparak Cemal’in kulagina eğilip fısıldadı: -Gizlu şeker… -Neee? – -Gizlu şeker… -ula anladum.. Anladum ama, niye kulağuma fısıldaysun oni, oni anlamadım. Temel sonunda patlar: -Ula amma kalın kafalisun, gizlu şeker deyruk da… Giz-lu şe-ker.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

13 Ay…

Öğretmen Hayat Bilgisi dersinde Yeni yıl’ ünitesini işlerken bir yılda kaç ay, kaç gün ve kaç hafta bulunduğunu da öğretmişti. Öğretmen öğrenim seviyelerini saptamak için sınıfta ki öğrencilere teker teker soruyordu. Sıra Temel’e gelince ona da sordu: – Temel yavrucuğum, söyle bakayım, bir yılda kaç ay vardır? Temel hiç düşünmeden yanıtlar: – 13 öğretmenim… Ama oğlum, ben geçen derste 12 ay var demedim mi? Demesine dedin öğretmenim ama, evde babam da sordi, ben 12 dedım. -Doğru demişsin. – Hayır öğretmenım, doğri demedım, bobam enseme şamari indirup, remezan’ı unutıysın deyip, yılın 13 ay olduğuni söyledi.

Ayri ayri uğraşmaktansa…

Bir Ramazan günü İstanbul’daki Yeni cami etrafında dolaşan Temel; bir sürü dilenciden sakat birinin: – Büyük Allah’ım dizlerime derman ver yürüyeyim, gözlerime nur ver göreyim, kulağımı aç işiteyim, diye durmadan dua ettiğini duyunca dayanamaz: – Ya bak habu ahmak kafaya… Allah’un başka işi yok da senin her bir yerin lan ayri ayri mi uğraşacak. Yapar yenisıni da olur biter, dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ezberlemiyecekmiş…

Az önce bayiden gazete alan Temel, biraz sonra aynı gazeteden dört tane daha almak isteyince tezgahtar merakla sordu: -Az önce aynı gazeteden bir tane almıştın. Şimdi bu dört gazeteyi ne yapacaksın? Temel: – Ezberleyeceğumi mi sandun, anlamay misın da?!

Gene peynir ve yağ yiyesi geldi

Fi tarihinde Karadeniz de ulaşım deniz yoluyla yapılıyordu. Güzel bir havada motorlarına tereyağı ve peynir yükleyerek denize açılmışlardı. Yarı yolda deniz birdenbire patlamış, kuduran dalgalar motoru bir fındık kabuğu gibi oradan oraya sürüklüyordu. Yağ fiçıları, peynir tenekeleri hep denize dökülmüştü. Zor şer Zonguldak limanına girip karaya çıktıklarında Topal İlyas bir daha denize açılmamak için “üçten dokuza şart” etmişti. Bir kaç gün sonra deniz sakinleşmiş, adeta bir çarşaf gibi olmuştu . Arkadaşı Temel , Topal İlyas’ı kandırıp tekrar yola çıkmak istiyordu. Temel, ısrarla: Ula bak… Denuz tümdüz duruyi, hayde gidelm daa, diye sıkıştırıyordu. Topal İlyas ise kararlıydı: -Ula inanma. Denuzun gene peynir ve yağ yiyesi var da onin içun tümdüz duruyi… Anlamay misu- nuz….
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ey gidi eski günler…

Evliliklerinin üzerinden 40 yıl aşkın bir zaman geçmişti. Bir sabah Fadime, kocası Temel’e: -Ula hiç uyutmadın beni gece… Sabaha kadar horladın durdun, diye sitem etti. Nüktedan olduğu kadar hazır cevaplığı ile de ün yapan Temel, eşinin bu sitemi karşısında kıs, kıs güldükten sonra şöyle yanıt verdi: – Ey giyi ey… Habu benım horlamaların eskiden saa hep muzik gibi gelırdı… Eskiduk değil mi?

Gözüme bakarsan…

Temel Kozlu da çalışıyordu. Memleketten yeni gelmiş olan hemşehrisi Zonguldak’a nasıl gidileceğini ona sordu. Temel, Zonguldak’a gidiş yolunu tarif ederken hemşehrisi bön bön gözünün içine bakar durur. Temel tarifini bitirince, hemşehrisi Ula olayım canuğan, anlamadum, de baa bi daha… diye yakarır. Sabri tükenen Temel patlayıverir: – Kafasuz adam, gözume bakarsan saplanursun ha şu dağa, elimun ucuna bakarsan gidersın Zongul- dak’a… Anladın mi?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Senin niyetin bozuk!

Temel tüccardır. Herkes onu dürüstlüğü, çalışkanlığı, iyilikseverliği ile tanır. Kardeşi Cemal de öyledir.İki kardeş birlikte ticaret yaptıkları dönemde evin ihtiyaçlarını ilçe pazarından daha ucuza sağlıyorlardı. Ağabey Temel, kardeşi Cemale ilçede pazarın kurulduğu günlerden birinde; Cemal, bir hafta pazardan alış verişi sen yap. Pazarcı kadınlarla iyi pazarlık yap, aldatmasınlar SENİ, diye tembihledi. Tembihledi ama Cemal’in yanıtı hiç de beklenilen şekilde olmaz: -Ben karilarlan pazarluk edemeyrım, utanıyrım. Şakacı, nüktedan Temel burada da altta kalmaz, Cemal’in ağzının payını verir: Senin niyetin bozuk, elbette pazarluk edemezsın!

Habu boyumlan…

Kasabanın kahvesine iri yarı, elinde bir de kamçı olan birisi girerek oturanlara sorar: – İçinuz da Temel hanginuzdur? Bir dakika önce gürültüden kaynayan kahvede nefesler tu tulmuş, çıt çıkmamaktadır. Öte başta oturanlardan ufak tefek biri ayağa kalkarak; – Penum, ne olacak? dedi. Bunun üzerine soran adam; “Penum” diyeni bir güzel, evire – çevire patakladıktan sonra hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Kahvedekiler; – Yahu, sen Temel değil, Ahmet’sın. Niçun hau heriften dayak yedun? diye sorunca dayak yiyen Hasan; – Habu boyumlan kandırdum oni; anlayın da… dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Oy gözuni sevduğumun ati…

Temel, bir gün İstanbul’da hipodroma gider. At yarışı yapıldığını görünce, nasıl oynandığını öğrenir ve müşterek bahise girer. Yarış başlar. Temel’in üzerine oynadığı at en sondadır ama O yine neşelidir. Kaybetmiş olmanın yürek ezikliğiyle şöyle der: – O gözuni sevduğumun atına bak. At deduğun ha boyle olur, bakın bütün atlari nasil katarlayi (kovalıyor).

İnceluğa bak

Temel, İstanbul’a yeni gelmişti. Gittiği her yerde yerel şive ile konuştuğundan garipseniyor, kimileri de dudak ucuyla gülüp küçümsüyorlardı. Buna fena halde içerleyen Temel sonunda dayanamayıp parladı: – Ula baa bakın bakayım… Siz dersuğuz fındık, biz deruk finduk, siz dersuğuz avukat, biz deruk abukat, siz dersuğuz amca, bir derik emice… Habunun hangisu kaba? Bizdeki inceluğa bak, inceluğa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Tabanca kime yakışır?

Fi tarihinde Tonya’nın Karşular Mahallesi’nde düğün yapılıyordu. Gelenek gereği erkekler tabancalarını çekip havaya ateş ediyor ve bir yerde tabancalarının üstünlüğünü göstermeye çalışıyorlardı. O sırada komşu ilçelerden birinden gelip düğüne katılan Şakir adındaki konuk, tabancasını çekip bir şarjör mermiyi birbiri ardına havaya saydırınca Temel, yanındaki Cemal’i dürttü; – Habu adam da kimdur, ilk defa göriyrim? Cemal, ateş edenin komşu ilçeden Şakir olduğunu söyleyince Temel; – Yazuk tabancaya, yazuk!… diyerek görüşünü belirtir.

Geldim da gitmeyrim

Temel 10 günlüğüne İstanbul’a gidecekti. Daha ucuz olur düşüncesiyle denizyolunu tercih edip Kadeş vapuru için gidiş -, dönüş bileti alır. İstanbul’a 10 gün için gelen ve aradan 1 ay geçtikten sonra Temel’e rastlayan arkadaşı Cemal sorar: – Ula Temel, hani 10 günlüğüne geldıydın, gidiş – dönüş bileti aldıydın? Temel, dudak ucuyla güldükten sonra yanıtını verir; – Sorma Cemal, Tenuz Yollarina kazuk attum. Cemal, şaşkın şekilde sorar: – Nasi ettun o işi he? – Piletumi gidiş – geliş aldıydım ya; geldım ama gitmeyrım, Tenuz Yolları peklesun dursun beni…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sen gıdıklanmaz mıydın?

Karadeniz kadını inek beslemeyi sever. Fadime, ilk kez doğum yapan ‘Sarıkız’ adlı ineğini sağıp sütünü almak istediği her girişiminde inekten yediği tekmeler sonucu maşrabası bir yana, kendisi öte yana düşmektedir. Yaşadığı kötü durum kocası Temel’e anlatan Fadime çözüm sorar: – Ula habu sığır baa süt vermeyi… Tekmeleyi… Ne yapayım? Temel her zaman ki nüktedanlığı ile akıl verir: – Ece Fadime, ben habu bizum sığıra hak verıyrım. Evlendığımızun ilk günlerinde ben senin memene tutardım da sen beni tokatlamaz mıydın?

Çakallar mi yesun oni?

Katil suçundan yargılanıyordu. Hakim: – Arkadaşını vurduktan sonra karayemiş dalına asmışsın, neden yaptın bunu? Anlat bakalım deyince Temel: – Üyy hakim bey, asmayaydım da çakallar mi yiyeydi oni?.. der.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Unutkanlık

Temel, eskiyen şapkasını yenilemek için köyünden yürüyerek yola çıkar. Evinin bir kilometre kadar aşağısındaki oto yoluna indiğinde evde birşey unutmuş olacak ki, oğlu Cemal’e varsesiyle çağırmaya başlar: – Ulaaa Cemaaaal! – Ulaaa Cemaaaal! Cemal yanıt verir: – Ne vat bubaaaa! – Ula habu kafamun ölçisini yastuğun altunda unuttum. Çabuk getir oni baa!

Vermedunuz ki isteysınuz

Temel, sürücü ehliyetlerinin Emniyet Müdürlüklerince verildiği dönemde ehliyetten önce araba almıştı. Bu nedenle de ehliyetsiz araba kullanıyordu. Bir gün trafik kontrolünde yakalanır ve polis evrakını ister: – Lütfen ehliyetinizi veriniz? Temel, cezayı yiyecektir bunu bilir ama, derdini de söylemeden edemez: – Eee ha bu olmadi memut bey. Baa ne zaman ehliyet verdunuz da isteysunuz?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hesap tuzlu olunca…

Temel, ilk kez geldiği İstanbul’da lokantaya gider. Yeriçer, hesabı ister. Gelen pusulada ‘garsoniye’ rakamını görünce garsonu çağırır: – Uşağum habu nedur? Çorba içtum, köfte yedum, salata da… Hepisi doğr… Habu garsoniye da nedur? Pen yemeğu yalınız yedim, siz gatsoni da ortak ettunuz. O halde bölun hesabi ikiye bakayım.

Kızdi baa herhalde…

Temel, Trabzon’da sinemaya gider. Gişeden bilet alır. Gösterim kapısından tam içeri girerken kontrol görevi yapan kişi bileti elinden alıp yırtar. Temel buna akıl erdiremez. Gişeye döner, yeniden bir bilet alır. Kapıdan girerken biletini tekrar yırtarlar. Tekrar gişeye döner, üçüncü kez bilet alırken gişedeki görevli durumu fark eder ve sorar: – Sen demin bilet almadın mı? Yoksa karaborsa mı yapıyorsun? Ne yaptın demin ki bileti? Temel, derdini anlatır. Yahu ben bilet alıytım, kapıdaki adam bağa kızmiş herhalde, bileti elimden alıp yıttayi oni… Baa bi bilet daha ver, belkim bu sefer yırtmaz!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Başıma dert olursun

Temel, İstanbul Mahmutpaşa’da işportacılık yaparken aynı meslekten İdris ile kapışır. Yumruklar, tokatlar birbirini izlerken, sıkışan İdris belinde – ki tabancaya asılır. Temel ise Sürmene yapısı bıçağını çekerken, İdris’e seslenir: – Yoo dur bakalım… Tabancan alışmazsa başıma dert olursun, sen de biçak al da gel…

Radyo da dinlensin

Kurtuluş günü nedeniyle TRT Trabzon Bölge Radyosu kemençe, davul, zurna havaları çalıyordu. Meydan Parkı bu ne- denle uklım tklımdı. Saatlerce süren bu yayınla herkes adeta mest olmuştu. İki dakika önceye kadar radyoyu pür dikkat dinleyen Temel, batı müziğinin başlamasıyla adeta irkilerek kendine geldi. Sonra parka hizmet eden garsonlardan birine seslendi:- Ula uşağum, azacuk yanıma gelsana… Garson, müşterinin birşey ısmarlayacağını sanarak Tem- el’e sordu: – Buyrun efendim, birşey mi emtettiniz? Temel, epey yorgunluk ifadesiyle şöyle dedi: Uşağum habu sizun radyonun ayari iyi giderken birden bozuldi. Herhalde kafasi şişdi. Kapatta biraz dinlensun…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Niye yok midur?

Temel, gazetecilikte daha adaylık dönemini yaşamakta ve Trabzon’dan İstanbul’daki haber merkezine telefonla haber yazdırmaktadır. Ancak, telefon hatlarındaki arıza nedeniyle söyledikleri karşı taraftan anlaşılamamaktadır. Haber merkezindeki şef anlayamadığı ‘Trabzonspor’ sözcüğünün kodlanarak söylenmesini ister. Temel, başlar:Trabzon’un (T) si… – Tamam. – Trabzon’un (R)’si… – Trabzon’un (A) st… Trabzon’un (B)’ si… deyince şimdiye değin susan karşı taraftaki şef; – Oğlum Temel, sen ne diyorsun. Ne biçim kodla- ma bu böyle? diye çıkışınca Temel kendinden emin şu yanıtı verir: – Ne deysun şefim, Trabzon’da babu harfler yok midir? ©

Hoppala!…

Temel, tanıklık yapmak için mahkemeye çıkar. Hakim, hüvviyet tesbiti için belli sorular sormaya başlar. Doğum tari. hi, doğum yeri, baba adi, ana adı gibi… Anasının adının sorulması Temel’in tuhafına gider; o da ha- kime sorar:Benum anamun adıni mi soraysın hakim bey? Hakim biraz bozulur ve Yok, benimkini… der. Bunun üzerine Temel, rahatlar. Haçan hakim bey, ben senun anağun aduni nere- den bileceğum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Aldatamadım

Temel de diğer komşuları gibi geçimini denizden sağlar. Takasi ile çıktığı balık avından her seferinde bol avla dönerken, nedense son seferinde hiçbir şey yakalayamaz. Akşam eve döndüğünde eşi Fadime sorar: – Ula Cemal, hani paluklar? Temel, balık avlayamadığı için üzgündür ama, karam- sarlığının eşini de etkilemesini istemez, işi şakaya vurur: – Ne yapayım Fadime… Habu pen bugüne kadar baluklari aldattum; şimdi ise onlar peni… Vurmadiler oltama…

Nasi anlarum?

Temel, yeni aldığı şemsiyeyi terziye götürür, bir delik açmasını ister. İster ama, terzi bunun anlamsız olduğunu, ya- parsa şemsiyeye yazık olacağını söyler ve ilavç eder: – Beni dinlersen, şemsiyeye delik açmayalım. Temel, kararlıdır ve itiraz eder: – Ula, ne anlamaz adamsun, yağmurun dinduğuni sonra nasil anlayacağum?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sığırlardan da becit misin?

Karadeniz kadınının inek beslediğini ve ineğini çok sev: diğini herkes bilir. Temel’in eşi Fadime de inek hastasıdır. Bir akşam üzeri ahıra inip ineklerine yal verdiği sırada eve gelen Temel, mutfaktan seslenir:Kuuz Fadimcce!… Çabuk sofrayi kur! Çok ac oldum. Fadime ahırdan doğru yanıt verir: – Götmey misın haburda işim var. Sığırlara yal veriyrım. Sen sığırlardan becit misun, otur da bekle!.

O zaman binmezduk

İstanbul’da Beşiktaş – Eminönü otobüsüne binen Temel ayakta kalmıştı. Üstelik otobüs yağmur nedeniyle tıklım tıklım doluydu. Yol boyu her durakta inenden çok binen vardı. Bi- letçi de bir yandan:İlerleyelim arkadaşlar… İlerleyelim!… diye ikaz ya- parak gelen yolculara yer sağlıyordu. Her durakta aynı şekilde ikaz yapan biletçiye kızan Temel, sonunda dayana- mayıp sesini yükseltti: Has deysın, eyi deysın, ilerleyelum, yürüyelim deysun ama, haçan yütüyeceğduk o zaman otobosü binmezduk.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Büyük – küçük farkı

Temel, iyi bir yönetici, kültürlü bir ilkokul müdürüdür. Günlerden bir gün, birinci sınıfların eğitim çalışmalarını izlemek için sınıfa girer. Öğretmen karatahtaya, (yeni yıl gel- di) fiş cümlesini asmıştır. Ancak, cümle başı olan (Y) harfi büyük, yani kapital olarak değil (y) şeklinde küçük harf olarak yazılıdır. Müdür Temel, öğretmene sessizce: – Hocam, o (y) harfi büyük yazılmayacak mıydı? Öğretmen fiş cümlesindeki (yeni yıl geldi) yazısının tüm sınıfın uzaktan rahatça okunması için büyük şekilde yazmıştı. Bu görüşle Müdür Temel’e: – Müdür beyim, görmüyor musunuz büyük büyük yazdım. – Yoook… O (y) harfi o haliyle büyük değildir. – Canım, daha ne kadar büyük yazacaktım Müdür Bey! – Kardeşim, bu (y) harfinin bu haliyle lm. 2m. hatta tavandan döşemeye değin uzatsan yine de küçüktür, anla artık.

Çürük kafa

Köy merasının taksimi işinde çıkan kavgada Temel, arka- daşı Cemal’in kafasını yarmış iş mahkemeye intikal Gtmişti. Mahkemede C. Savcısı iddianameyi okuduktan sonra sıra Temel’in savunmasına gelince masumane şöyle dedi: – Uyy Hakim bey, ben ne bileyim habunun ka- fasının habu kadar çürük olduğun… Bi vurdum kafasi içine geçti…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Bedava haber yok

Temel nüktedanlığı ile sevilen – sayılan ve aranılan bir kişiliğe sahiptir. Uzun süre ortaklıkta görünmeyen Temel’e çarşı ortasında rastlayan arkadaşı Cemal nükte ile karışık sataşır: – Ula Temel, seni öldi dedilerdi, nereden çıktın geldin böyle? Her zamanki hazırcevaplılığı ile tanınan Temel gülümsedikten sonra şöyle dedi: -Açıkgöz… Bobandan haber soraysan, ver kahve paralarını da konuşalım. Öyle bedavadan haber yok.©

Hani reçeten?

Temel’in çalıştığı eczane o gece nöbetçiydi. Her zamanki gibi müşteriler tek tük geliyordu. Gecenin ilerleyen saatinde eczanenin kapısı tekme gürültüsü ile açıldı ve içeriye elinde tabanca olan maskeli bir soyguncu girerek, Temel’e seslenir: – Kasadaki paraları çabuk boşalt!… Temel, işin ciddiyetini kavramıştır ama yine de söylemeden edemez: – Ula deli misun, nesun? Hani reçeten?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Amorti niye yok?

Temel, Spor – Toto oynamıştı. 13 artı 1 tutturup köşe ol- mak istiyordu. Bir hafta boyu çeşitli hayaller kurdu bu nedenle Hafta sonunda tüm maçlar oynanmış sonuçlar ilan edilmişti. Temel, yine hüsrana uğramış, ancak son iki maçı tutturabilmişti. Yeniden Spor – Toto oynamak için gittiği bayiye sordu: – Haboyle iş olur mi hiç? Son iki maçı bildum, amor- tisi bilem yok…

Nuh tufanında taka…

Temel, her konuşmasında kendi sülalesinin çok eskilere dayandığını iddia ediyordu. Yine böyle bir konuşmasında ipin ucunu o kadar kaçır dı ki; Bizum sülale Yusuf Peygambere kadar gideyi, der. Arkadaşları Temel’in bu denli atmasına içerlerler ama gugırın sürmesi için havayı bozmazlar, Dinleyenlerden Cemal atılır: – Ula çok ataysın… Nerdeyse sülaleğun Nuh Pey- gamber’in gemisune binduğuni söyleyecesun… Bu sözlere alınan Temel, söz altında kalmaz, yanıtını şöyle verir; O kadar da değil, bizumkilerun o zamanlar kendi takalari var imiş…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zam geldi de…

Temel çok kötü şekilde üşütmüş, o nedenle de hasta- lanmıştı. Arkadaşları arabaya atıp doktora götürdüler. Doktor, Temel’i bir güzel muayene ettikten sonra onu getiren arkadaşlarına “Bi dakika…” deyip onları muayene odasının dışına çağırdı. Belli ki, Temel duyup morali bozulmasın diye hastalığın ciddiyeti konusunda arkadaşlarına birşeyler söylecekti. Bir – iki dakika sonra doktor odaya girip reçete yazmaya başlayınca Temel de elbiselerini giymiş, ayakkabılarının bağını bağlarken sordu: – Toktor bey, aca kaç metreluk kefen yazaysın? Ke- fcnc zam geldi da…

Patlama… Biletçi bilir.

İlk defa İstanbul’a gelen Temel ile Cemal tramvaya biner- ler. Biletçi her durakta durak adlarını söyledikçe yolcular da iner. Biletçi bağırdıkça inenleri gören ve henüz İstanbul’u bil- mediği için heyecanlanan Cemal arkadaşı Temel’e; Ula, biz nerede ineceğuk? diye sorar. Temel, arkadaşını küçümseyerek yanıtlar: – Patladun mi? Helbette bezum da ismimuzi soyleyecak, piletçi nerede ineceğumuzi bilur.,
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ördeğin beline geliyor

1990 yılı Haziran’ında Karadeniz’de büyük sel felaketi yaşanmıştı. Bu.nedenle dereler / çaylar taşmış, çevresine büyük zarar vermiş, çoğu köprüler sele kapılmıştı. Temel ile Cemal selden sonra köye döneceklerdi ama sel, köyün köprüsünü alıp götürmüştü. Dere kenarına gelen Te- mel ile Cemal çaresiz ne yapacaklarını düşünürken, Cemal birden atıldı: – Uyy!… Temel ya bak ha şu ördeğa… Yüzup karşiye geçti. Onun kadar olamayruk. Temele yanıt vermeye fırsat vermeyen Cemal, kendini sel sularını attı. Tabii ki Cemal sel sularını kapılıp giderken ‘İmdaaat!’ diye bağırması boşunaydı. Biraz sonra Temel’in ahlanıp / vahlanıp ağladığını görenler nedenini sordular. Tem- el, Cemal’in sel sularına kapıldığını üzüntü ile anlattıktan sonra; – Ben da bişey anlamadım. Demincek karşiya bir ördek geçti. Su ancak beline kadar gelıyidi. Cemal suya daldi, kayboldi – gitti.

Ahmak mi sandun beni?

Fi tarihinde Temel, radyo satan bir dükkanın önünden geçerken kulağına kemençe sesi gelir. Derhal dükkandan içeri girer ve sesin radyodan geldiğini öğrenir. Radyonun £i- yatını Sorar ve satın alır. Radyocu radyonun nasıl çalıştığını bir güzel anlatır ve Temel’i uğurlar. Temel, akşam köydeki evine gider, radyosunu kurar ve istasyonu çevirir. Fakat radyodan kemençe sesi yerine alafranga müzik sesi gelir. Buna fena bozulan Temel, ertesi gün soluğu radyocuda alır ve hışımla sorar: – Ya bak baa bakayım, sen beni ahmak mi sandun? Habu radyo kemençe çalınayi!…

Kaynak: https://masaloku.com.tkomik-fikralar
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.10.07 15:54 victorprut Fetöcü Bir Tüccarın Hikayesi: Ali Karagözlü

Ali Karagözlü. bir zamanlar Türkmenistan'da epey yatırımı olan ve sonra Fetö desteği ile Güney Kore'de girişimciliğe soyunup kebap işine giren kişi. Hikayesi Türkiye'nin son yirmi yıllık dönüşümünü çok güzel özetliyor.
Babası Yılmaz Karagözlü ile Güney Kore'de Fetö'nün ilk ticari işletmelerini kurup bunu dönemin medyasına gözü yaşlı bir başarı hikayesi gibi de aktarmışlardı.
Efendim bu Ali Karagözlü aşırı dindar ve muhafazakarlığını her ortamda belli etmeye şartlanmış bir kişi olarak, sahibi olduğu restoranda garsonlar bir o yana bir bu yana koşuşturup dururken, kendisi elinde Kuran'la bir köşede oturur mümin taklidi yapardı. Hep aynı yerde oturup, gün ortasında restoran kalabalıkken bile ibadetinden taviz vermezdi. Sonra öğreniliyor ki, bu kişi restorana gelen güzel kızları kuytudan dikizleyip kendisine ayarlıyormuş. Garsonlara da kesin talimat verip seçtiği kızlara dokunulmamasını dikte ediyormuş. Ha namazını da müşterilere bile göstere göstere kılmak için şeffaf bir odada kılmayı adet edinmiş. Çalışanlarına karşı gaddar, ama dışarıdan gelenlere karşı kuzu gibi tavır göstermeyi çok severmiş. Gün bitiminde restoranda artan güzel biftekler, tavuklar, pastalar onun talimatıyla doğrudan çöpe gidermiş. Çalışanların bunları evine götürmesi kesinlikle yasakmış.
Ali Karagözlü vaktiyle, karıştığı skandal çıtır olaylarıyla Türkiye imajını yerle bir eden Enes Kaya ile ortak olmuş ancak Enes Kaya'yı dolandırmak suretiyle bu ortaklığı sona erdirmiş. Aynı ortamın elemanları olup sonradan rekabete başladığı Sinan Öztürk'le de arası zaten iyi değilmiş. Babası Yılmaz Karagözlü de kendisinden geri kalır karakterde değilmiş elbette. Çalışanlarına zorla oruç tutturup, restoran buzdolabında Türkiye'den getirttiği rakıları müşterilere gururla gösterirmiş. aynı ortamda takunyasını yere vura vura, paçaları katlı şekilde ıslak ayaklarla dolaşır dururmuş. Bukalemunluk sanatının icracıları olarak epey performans göstermişler.
Ali aslında ilk başlarda restoranın işleri iyi değilken ve henüz tanınmamışken namazında niyazında görünen bir şakirt gibi davranırken, sonralarda restoranın işleri iyiye gittikçe ve yıldızı parlamaya başladıkça içkiye, gece kulüplerine ve kadın hayatına dalmıştır. Kendisinin kadınlara olan düşkünlüğü herkes tarafından bilinmektedir.
Onun bu gece hayatındaki en iyi dostu da, 2014'teki karısı aldatma skandalıyla Türkiye'yi rezil eden meşhur Enes Kaya'ydı. Hatta Ali 2008 yılında Seul'de bmw marka arabasıyla içkili bir haldeyken yaptığı kazada (ve söylentilere göre bir kadının öldüğü), arabasında kulüpten çıkarttıkları iki kız ve Enes Kaya da vardı. Aracının sigorta şirketi yaklaşık 300 bin dolar gibi bir kan parası ödeyerek Ali'yi hapisten çıkarmıştır. Bunda dönemin Kore Fetö imamı Eşref Sağlam'ın da yardımı olmuştur.
Hapisten çıktıktan sonra birkaç yıl uslu uslu işini yapsa da, Ali daha sonraları özellikle babası, annesi ve ablası Kore'yi terkettikten sonra, eski gece hayatına ve alemlere geri dönmüştür. Yıllar sonra Enes Kaya televizyonda meşhur olup para kazanınca, eşinin kardeşinin üzerinden Ali ile birlikte, yabancıların en çok ziyaret ettikleri Seul Itaewon'da Paşa Restoran'ı açtı. Sonra örgüt imamlarının desteğiyle yeni şubeler de açabildi.
Fakat bu restoran Kore'nin eski öğrenci imamı Sinan Öztürk'ün Türkiye'den gelen himmet paraları ve Hakan Şükür'ün aktardığı meblağlar ile açtığı Mr. Kebab ve Kervan Restoranlarının rekabetine dayanamadı.
Bununla beraber, Ali Karagözlü'nün Enesin baldızı ile yaşadığı yasak ilişki de bu ticaretin bitmesine neden oldu. Hatta Enes Kaya'nın bu olayı ülke imamı Eşref Sağlam'a anlattığı ve Ali Karagözlü'nün kendisine "bana namuslu ayağına yatma, senin ne olduğunu biliyorum" dediği kore'deki bütün fetö üyeleri tarafından bilinir. Sonralarda ise Ali ve babası bütün çalışanlarına ve tedarikçilerine yüklü miktarda borç takarak Kore'den kaçmıştır.
Ali Karagözlü taa 2000'lerin başında gözü yaşlı başarı hikayesiyle giriştiği işini, milyonlarca dolarlık vurgunla sonlandırıp gözden kaybolmuştur. Kendi gitmiş ama adı ve geriye cemaatin en etkili kişileriyle olan fotoğrafları kalmış. Fotoğraftaki kişi, daha sonra Ali tarafından kazıklanacak olan Hakan Baltalı'dır. Fetö imamı olan Hakan Baltalı ile ilgili bir haber buradan okunabilir.
Fetönün hırçın çocuğu kaçak Ali Karagözlü şimdi de Türkiye'de Kiyovo Kozmetik adıyla yeni bir ticari girişime başlamıştır. Yaptığı her işe rağmen ona kimse dokunamıyor, dokunan yanıyor.
submitted by victorprut to svihs [link] [comments]


2019.05.26 15:44 UcanKusTV FATMA GİRİK VELİAHTININ KİM OLDUĞUNU AÇIKLADI!

Fatma Girik veliahtının kim olduğunu açıkladı Yeşilçam'ın usta ismi Fatma Girik, "Onu kendime çok benzetiyorum" diyerek kendisinden sonra yerine geçebilecek ismi açıkladı.
Son zamanlarda ‘Düştü’ haberleriyle gündeme gelen Yeşilçam’ın usta ismi Fatma Girik, sağlık durumuyla bilgi vererek, “Tıpta ‘Hidrosefali’ olarak bilinen ve beyinde su toplanması anlamına gelen bir hastalık. Bu hastalık nedeniyle ‘Shunt’ ameliyatı geçirdim” dedi.
Posta’dan Alev Gürsoy Cimin’e konuşan Girik, ölümden hiç korkmadığını söyleyerek, “Neticede robot değilim bir canlıyım; bir gün elbet ölümü tadacağım. Memduh’a (Ün) kavuşacağım. Ölüm kötü bir şey değil. Kötü olsa Allah ölümü vermezdi. Biz gideceğiz ki ardımızdan yenileri gelsin. Annem yaşıyor. Çok yaşlı ve bana ihtiyacı var. Sadece onu bırakıp gitmek istemem” dedi.
“Geçirdiğim hastalık biraz da stresle ilgili. Şimdi iyiyim ama Memduh’u çok kafama takıyorum. Her gün mezarına gidiyorum” diyen Girik, eşine duyduğu özlemle ilgili şunları söyledi:
“Yıllar geçti hala ölümünü kabullenemedim. Diş fırçasının üzerine macun sıkmasını bile özlüyorum. Her şeyimizi birlikte yapardık. Bir yere gideceğimiz zaman, ‘Memduh çok yorgunum, gitmeyelim’ dediğimde ‘Giyin giyin insanlar güzel kadın görsün’ derdi.”
Girik, “Öldüğümde öyle büyük bir uğurlama ya da tören istemiyorum. Gülriz Sururi gibi sessiz sedasız çekip gitmek istiyorum” ifadesini kullandı.
Kendisinin veliahtı olarak Tuba Büyüküstün’ü gördüğünü söyleyen ünlü oyuncu, “Müthiş bir kız. Onu kendime de çok benzetiyorum. Dilerim bahtı hep açık olur. Ben bütün gençleri çok seviyorum. Güzel işler yapsınlar istiyorum. Biz yoklukta neler yaptık neler” şeklinde konuştu.
Fatma Girik, yeni nesil oyunculara şu tavsiyelerde bulundu:
“Onlar büyük tekniklerin olduğu devirde yaşıyorlar. Bunun kıymetini bilsinler ve yollarından dönmesinler. Her biri yıldız olabilir ama ‘Ben oldum’ havasına girmesinler. Yıldızlar da kayıyor, durmuyor yerinde. Bir sinema filmi ya da dizi ile parlarsın, bir bakmışsın sokakta yürüsen tanıyan yok. O nedenle sinema yolunda mücadele etsinler. Çok çalışsınlar.”
submitted by UcanKusTV to u/UcanKusTV [link] [comments]


2015.02.22 17:52 biseksuel Erzurum’da Eşcinsel olmak!

Bir arkadaşımdan, “Erzurum’da eşcinsel kafe açılmış” haberini aldıktan sonra şaşkınlıkla karışık bir sürü soru sormaya başladım. Başka bir şehirde olsa böyle şaşırmaz, üzerinde durmazdım bile. Ama burası muhafakarlığıyla bilinen sağ görüşlü bir şehir. Ülkenin diğer yerlerinden gelen heteroseksüel öğrencilerin birçoğu bile buraya uyum sağlamakta zorlanırken eşcinsellerin varoluşlarını kabulendirmeleri, bunu göstermeleri bile sıkıntı yaratabilecek bir durum. Hal böyleyken “kendileri” için kafe açmaları hem şaşılacak hem de cesur sayılacak bir hareket. Araştıdıkça bu kafenin aslında göz önünde olan bir semtte ama iyi gizlenmiş bir yerde olduğunu öğreniyorum. Buranın homofobik heteroseksüeller tarafından duyulması, bilinmesi fikri biraz ürkütüyor onları. Konuyu deştikçe burada bir eşcinsel parti bile verdiklerini duyuyorum. Partiyi düzenleyen eşcinsel Nazlı ile böyle tanışıyoruz. Röpörtaj teklifimi bir “güven buluşması”ndan sonra kabul ediyor. Yüzünün ve adının gizli kalması konusunda çok hassas.
“Eşcinselliğimden utanmıyorum, çekinmiyorum. Bunu Erzurum’da kaldığım süre boyunca hiç gizlemedim. Her türlü dışlanmaya, horg görülmeye, hakarete ve şiddete rağmen kendimi saklama ihtiyacı duymadım. Burası eşcinseller için zor bir şehir. Erzurum’da eşcinsel olup bunu gizlememek rüzgara rüzgara karşı yürümek gibi bir şey. Ama diğerleri gibi bir maske takıp erkekmiş gibi davranmadım. Çünkü hissetiğin bisindir,bunu değiştiremezsin. Ben eşcinsel bir crossdresser olarak para kazanıyorum.Yüzümün,adımın,adresimin gizli kalması benim için bu yüzden önemli. Korku değil bu, sadece tedbir!” diyor bana ve ben de bunu kabul edip, hikayesini dinlemeye başlıyorum. Nazlı, eşcinsel bir crossdresser. Fotoğraflarda gördüğüm siyah peruklu, topuklu ayakkabı giymiş, üzerinde seksi kıyafetleriyle poz veren bu crossdresseri erkek.. Haliyle, “Acaba,”tanıyabilecek miyim?” diye düşünüyorum buluşmaya giderken. Her geç kaldığı dakikada merakım daha da artıyor. 1 saatlik meraklı bekleyişimin ardından “merhaba” diye narin ellerini uzatıyor bana. Tanımaktan çok da güçlük çok da farklı değil. Hal ve tavır olarak tam benimkinden daha kadınsı. Konuşma sırasında kısacık saçlarını zarif el hareketleriyle düzeltiyor sürekli. Her seferinde korkusuz olduğundan bahsediyor. Bu durumunun çok da anormal olmadığını, büyütecek bir şeyin olmadığını söylüyor. Muhafazakar bir şehirde olmasına rağmen oldukça cesur. Bana yaşadığı ilişkilerden bahsediyor. Hayatının adamından, sonunun nasıl hüsranla bittiğinden, erkeklere artık güvenemediğinden…Uzun sayılabilecek bir erkek dedikodusundan sonra röpörtaja geçiyoruz
Crossdressliği anlatır mısın, bilmeyenler için?
“Crossdress” kadın kıyafetleri, iç çamaşırları, ayakkabıları giymekten hoşlanan erkekler için kullanılan bir tabir. Bu aslında kadınlar için de geçerli. Erkek gibi giyinen, erkek gibi davranan ve bundan mutluluk duyan kadınlar için de kullanılır ama erkek örnekleri çok fazla olduğu için kadın kiyafeti giyen erkeklerle biraz özdeşleşmiş durum şu anda.
Ne Zaman kadın kıyafetleri giymeye başladın? 13-14 yaşlarımda başladım diye hatırlıyorum. Ablamın kıyafetlerini gizli gizli giyerdim.
Sen bir eşcinsel cd’sin. Kadın dürtüsünü ilk ne zaman hissetin peki?
Bu zaten doğuştan gelen bir his. Sen nasıl bir kadın doğdun, kendini doğuştan böyle hissediyorsun, ben de kendimi hep kadın hissetim. Ama 11 yaşımda tamam dedim. Ben bir eşcinselim. Bunu zaten hep hissediyordum ama ilk o zaman bunu kendime itiraf etmiş ve bullanmıştım.
Ailenin tepkisi nasıl oldu peki?
İlk önce şok oldular. Çünkü ben o zamanlar gizleyebiliyordum bunu. Daha sonra benim için sancılı dönemler başladı. Ailem kabullenemedi.Değişeceksin, “normale” döneceksin diye baskılar arttı. Psikologa gönderildim. Bu bir hastalık, tedavi olmalısın dediler. Bunun değişmeyeceğinden adım gibi emindim ama karşı çıkmadım, gittim. Doktorla epey kunuştum. Seansları kaçırmadım. Doktor da aileme bu durumun hastalık olmadığını, doğuştan geln bir kadın olma hissi olduğunu ve bunun değiştirilmeyeceğini söyledi.
Sonra?
Sonrasında son çare olarak beni evlendirmeye karar verdiler. Belki o zaman “düzelirim” diye ama anlamadıkları şey ben zaten normaldim. Bu olabilecek bir şey. Sadece farklı bir bedende doğdum, hepsi bu. Ben gene değişmeyeceğimden adım gibi emin olmama rağmen onların dediğini yaptım, evlendim. Yaklaşık 1 yıl sürdü. Eşimle bir evin içinde iki yakın kız arkadaş gibiydik. Ona eşcinsel olduğumu söyledim. Terk etmedi beni çünkü kendince sebepleri vardı, kaldı benimle. Bunu kabulendi ve iki arkadaş gibi yaşadık, o bir yıl içerisinde. Sonrasında zaten bitirme kararı aldık. Ne zamana kadar sürecekti ki bu durum zaten.
Ailenin baskıları devam etti mi peki?
Doktora gittim, evlendim. Durum değişmedi. Onlar da anladılar artık değişmeyeceğimi. Ben buyum, böyleyim. Bu halimle mutluyum. Sonra kabullendiler beni. Baskıları da tüm bunlardan sonra son buldu.
Tamamıyla kadın gibi hisedip, erkek bedeninde yaşamak zor değil mi senin için? Cinsiyet değiştirmeyi düşündün mü?
Bu tabii ki zor. Ben bir kadın gibi hisediyorsam öyle de görünmeliyim. Etek giymeli, saçımı uzatmalı, makyaj yapmalı ve topuklu ayakkabı giymeliyim. Seviyorum böyle olmayı. Ama yanlış bir bedende doğdum. Bir karışıklık oldu sanırım (gülüyor). Ve tabii ki ileride cinsiyet değiştirmeyi düşünüyorum. Zaten hormon tedavisi görüyorum şuan. Okulumun bitmesini bekliyorum,cinsiyet değiştirmek için.
Crossdreser olmaya nasıl karar verdin?
Tüm bunlardan sonra İstanbul’a gittim. 19 yaşındaydım. Orada benim gibi arkadaşlarım oldu, crossdreserdi çoğu… Ben de o zaman karar verdim. ve cd oldum. 3 senedir devam ediyorum. Ama ailemin haberi yok tabi bundan.
Memnun musun peki?
İş başvurularında bulunuyorum sürekli ama eşcinsel olduğum için kimse beni işe almak istemiyor. Crossdresserliğa devam ediyorum bu nedenle. Hem memnunum bu durumdan, hem hissetiğim gibi kadın oluyorum, hem de para kazanıyorum. Gayet hoş bir durum bence şikayetçi değilim
Sonrasında Erzurum’a geldin. Muhafazakarlığıyla bilinen bir şehir… Bu seni tedirgin etmedi mi?
Etmez olur mu? Etti tabi. Ne yaparım orada, nasıl yaşarım diye birçok kez düşündüm. Hem eşcinselim hem de crossdreser… Çalışabilir miyim diye birçok kez düşündüm. Bu düşüncelerle de geldim sonuçta buraya.
Nasıl problemlerle karşılaştın?
Öncelikle insanların garip bakışlarına maruz kaldım. Çok fazla sözlü tacize uğradım. ve hala da uğruyorum. Fiziksel şiddete de uğradım. Arkadaşımla yürüyüşe çıktığımız bir akşam saldırıya uğradık, sırf eşcinseliz diye. Karakolluk olduk. Şikayetçi oldum ama sonra başım ağrımasın diye şikayetimi geri aldım.
Bırakıp gitmeyi düşünmedin mi?
Düşündüm. Gitmek istediğim zamanlar çok oldu. Ama burada, okuyorum sonuçta. Alışmaya çalıştım. Duymamazlıktan geliyorum artık. Eskisi gibi bu durumu çok problem de etmiyorum. Korkmuyorum artık. Çünkü ben buyum, böyleyim. Kendimi gizlemiyorum da. Her şey ortada, ben bir eşcinselim. Bunun nesini saklayacağım. Allah’ın bildiğini kuldan saklamak saçmalık.
Bana, sataşanlara cazgır yüzümü gösterince geri çekiliyorlar. Hem bu niye bu kadar abartılacak bir hal alıyor anlamıyorum. Bu normal bir şey. Bunun problem edilmesi çok saçma. Erzurum’da er ya da geç ben ve benim gibileri kabul edecek, etmek zorunda. Her şey değişiyor, Erzurum’da değişip normalleşmeli kanımca.
Müşterilerinin içerisinde Erzurumlular var mı?
Var tabi canım. Ohooo.. Ben ve benim gibilerin ayıplayanlar, asarız keseriz diye ortalıkta “erkeklik” yapanlar akşam bana geliyor. İçlerinde gizli eşcinsel olanlar da var, biseksüel (her iki cinse ilgi duyan kimse) olanlar da… Ve hepsi bekar da değil üstelik. Evli ve çocuklu olanlar da geliyor.
Müşterilerinin bir steretopisi var mı?
Ya öyle belli bir kesim yok aslında. Öğrenci var, çalışan var, evli-bekar olanlar var. Genç-yaşlı, olgun olanlar da var. Çok değişiyor o ya… Ama yüzde 50 buranın yabancıları yani öğrenci kesimi diğer yüzde 50 ise buralı olanlardan oluşuyor.
Korkmuyor musun peki? Evine yabancı birini alıyorsun tanımadan, bilmeden… Tedirgin olduğum zamanlar oluyor. Çokça hem de… İstanbul veya İzmir olsa hiç korkmam, hiç tereddüt etmem. Paramı almadığım taktirde kıyametleri koparırım. Ama burası biraz farklı… Tepkilerini kestiremediğim için alttan alıyorum hep. Zaten öyle herkesi kabul etmiyorum. Çok seçici davranıyorum bu konuda.
Erzurum’da benim bildiğim bir tek sen değilsin, başka crossdresserlar da var. Bu iş sistemli bir şekilde mi yürüyor yoksa hepiniz bağımsız mısınız birbirinizden?
Var ama benim onlarla pek bir arkadaşlık ilişkim yok. Sadece cd siteleri var, oraya profilinizi ekliyorsunuz bu kadar. Sistemli bir şekilde yürümüyor buradaki işler ya da en azından kendi adıma konuşacak olursam… Kimseye güvenemiyorum. Hele ki bizim işimizde güvenmek çok zor. Ortalık anında karışabiliyor dedikdularla. Ben, uzak durmayı tercih ediyorum. Yalnız yaşamayı seviyorum.
Erzurum’da eşcinsel parti verdin. Bu bir ilk! Biraz anlatır msın bana partiyi?
Biz, etkinliği oluşturduğumuzda 400’e yakın kişi geleceğini söyledi. Ama gerçekte 42 kişilik bir parti oldu. Bu sayı, Erzurum için gayet iyi ama katılımın daha çok olmasını beklerdim ben.
Eşcinsellerle ilgili herhangi bir etkinlik daha yaptınız Erzurum’da?
Eşcinsel ölümlerini protesto etmek amacıyla yürüyüş düzenlemek istedim. Bir eşcinsel yürüyüşü… Tabii pek destek veren olmadı. Emniyet zaten izin vermedi. Bizden hoşlanmadıkları için mi yoksa olay çıkar, bize saldırırlar diye mi bilmiyorum. Ama her iki durumda da hoş olmayan şeyler var. Homofobik söylemler ve davranışlar bitsin istiyoruz artık. O yürüyüşün yapılması halinde polisin bizi koruması, güvenliğimiz sağlaması gerekirdi zaten. İzin verilmedi, ben de daha sonra vazgeçtim zaten.
Bu veya buna benzer başka şeyler yapmak istiyor musunuz burada?
Eşcinseller Derneği açmak istiyorum. Bence, böyle bir dernek bu şehir için gerekli. Diğer şehirlerden gelen eşcinsel öğrenciler kendilerini burada sır gibi saklamak zorunda kalıyorlar. Oysaki üniversite yılları bir insanın en özgür olduğu yıllardır, öyle olmalı en azından. Ben eşcinseliğimi lise yıllarında gizliyordum ama şuan üniversitedeyim. Muhafazakar bir şehirde de olsam bunu gizlemiyorum. İnsanların da, baskı ve korku altında yaşamalarını istemiyorum. Hiç değilse kendilerini güvende hissedebilecek, kendileri gibi olan bir insan topluluğunda bulunsunlar istiyorum. Öğrenciler dışında Erzurum’da da eşcinsel sayısı sandığınızdan daha fazla.
Aile ve toplum baskısından korkarak evleniyor bir de çocuk yapıyorlar. Eşcinsel dürtülerini hep bastırıyor ya da gizli tutuyorlar. Onların da rahat etmesini, kendilerini anlayabilecek insanların olduğu bir yerde, haftada birkaç kez de olsa özgür ve maskesiz yaşamalarını istiyorum. Bu nedenle böyle bir dernek açma fikrim var.
Son olarak sana hayalini sorsam….
Benim hayalim… Tek istediğim okul bittikten sonra Hollanda’ya yerleşip orada evlenmek. Bir ara ülkemizde de bu durum konuşuldu ama çok kesim buna karşı çıktı. İnsanlar neden başkalarının hayatına bu kadar müadahale etmeyi seviyor, kendilerinde bu hakkı nasıl bulabiliyorlar aklım almıyor. Tek bir hayatımız var yaşayacağımız,bıraksınlar da herkes istediği gibi yaşasın. Baskı, yasak ve şiddetle hiçbir şey çözüme kavuşturulamaz. Geyler,lezbiyenler,translar,biseksüeller ve heteroseksüeller…Biz hepimiz başka bir renk, başka hayatlarız. Toplum olarak bunu kabullendiğimiz zaman gökkuşağı renkleri yan yana tamamlanmış olacak. Güzel bir gökyüzünün altında beraber yaşayabiliriz.
FATMA SARIKAYA Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Erzurum’da Eşcinsellik: Rüzgara Karşı Yürümek Atatürk İletişim Gazetesi, Sayı:78, Sayfa:6, 6 Haziran 2014
Aydın Doğan vakfı tarafından düzenlenen öğrencilerin, fakültelerinin eğitim amacıyla o yıl yayımladığı uygulama gazete ve dergileri ile diğer medya organlarında yayınlanan çalışmaları ile ilgili röpörtaj dalında ikinci olmuştur.
Gerekçe: Anadolu’nun ortasında bir kentte sessiz sedasız açılan eşcinsel kafenin kurulma hikâyesi ve oradaki yaşamı aktarıyor.
submitted by biseksuel to biseksueller [link] [comments]


Raviş - Güzel Kadın (Official Video) [ @ravismuzik ] - YouTube Kalp Gözü - Yaşlı Kadın Genç Kız - YouTube En Güzel 15 Türk Kadın Oyuncular - YouTube Kapalı Kadınların Erotik Resimleri Gizli Çekim - YouTube Güzel Köylü - Kızın Ayağını Okşuyor! - YouTube Yeşilçamın En Güzel 15 Kadın Oyuncusu !!! - YouTube Güldür Güldür Show 189.Bölüm - Ne Haber - YouTube Güzel Kadın güzel ve dolgun kalçalı kadınlar - YouTube Vera - Güzel Bir Kadın - YouTube

Aracından indi, kadın sürücüye tokat attı! Hayatının ...

  1. Raviş - Güzel Kadın (Official Video) [ @ravismuzik ] - YouTube
  2. Kalp Gözü - Yaşlı Kadın Genç Kız - YouTube
  3. En Güzel 15 Türk Kadın Oyuncular - YouTube
  4. Kapalı Kadınların Erotik Resimleri Gizli Çekim - YouTube
  5. Güzel Köylü - Kızın Ayağını Okşuyor! - YouTube
  6. Yeşilçamın En Güzel 15 Kadın Oyuncusu !!! - YouTube
  7. Güldür Güldür Show 189.Bölüm - Ne Haber - YouTube
  8. Güzel Kadın
  9. güzel ve dolgun kalçalı kadınlar - YouTube
  10. Vera - Güzel Bir Kadın - YouTube

Vera'nın, DMC etiketiyle yayınlanan 'Bir Yangın Var' albümünde yer alan 'Güzel Bir Kadın' isimli şarkısı, video klibiyle netd'de. netd Müzik Facebook: http:/... Kanal 7 ekranlarında yayınlandığı dönem fırtınalar estiren Kalp Gözü birbirinden etkileyici hikayeleriyle sizlerle. Yaşadıkları yüzünden artık evinde çalıştı... Kendi fikrimdir. Raviş - Çiçek Hatun yayında; https://www.youtube.com/watch?v=DHBmK0xnD-M Söz-Müzik : Turgut Raviş Vokal : Burak Tütüncü Emrah Demiralp'ten 2019 versiyonunu d... Geniş, büyük veya iri kalçalı kadınlar göze daha mı çok hitap ediyor? Geniş kalçalar aynı zamanda en güzel kalça tarzıdır diyebilir miyiz Tamamı: https://tur... Güzel Köylü tüm bölümleri izlemek için → https://www.youtube.com/watch?v=b28TuM1YpHE&list=PLdusdLEsfvbe8ZcYP_KY39hJhfy7Cg8dS Güzel Köylü'ye Abone Olmak ... Yeşilçamın En Güzel 15 Kadın Oyuncusu !!! Onlar Yeşilçam'ın en güzel kadınları.. İşte hem oyunculukları ile hem güzellikleri ile dikkat çeken o isimler... 7’den 70’e herkesi ekran başına kilitleyen, ekranların komedi klasiği Güldür Güldür Show hız kesmeden devam ediyor. Yapımcılığını BKM’in üstlendiği Güldür Gü... Provided to YouTube by The Orchard Enterprises Güzel Kadın · Raviş Güzel Kadın ℗ 2015 DMS Released on: 2015-10-16 Auto-generated by YouTube. Türkiye'de Açık Deyip Bakmadıklarımız Kapalı Deyip Müslüman Dediklerimiz Arkadaşlar Bir İnsanın İçinde Olacak Müslümanlık https://www.facebook.com ...